“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

25. Güneş Döngüsünün Hayatımıza Etkisi Nasıl Olacak?

Güneş’in her 11 yılda bir yeni bir döngüye girdiğini biliyor muydunuz? 

Güneşte yaşanan şiddetli patlama ve püskürmelerle belirlenen döngülerin yenisine, geçtiğimiz Aralık ayında girildi aslında. Dünya üzerinde ne gibi bir etkisi olduğuna değinmeden önce Güneş döngüsünün ne olduğunu anlayalım. Güneşe dair her hareketlilik, çoğunlukla Güneşin manyetik alanıyla bağlantılıdır. Bir Güneş döngüsü içinde yaşanan, temelde Güneş’in kuzey ve güney kutbunun yer değiştirmesidir. Kendi ekseninde yuvarlanıp bir anlamda tepetaklak oluyor yani. Bir sonraki 11 yılda da başladığı noktaya geri dönüyor. 

Biz insanoğulları ise bu dönüşü, yerküreden, yaydığı alev ve radyasyon rüzgarlarına bakarak inceliyoruz, 1755’ten beri hem de. Genellikle döngülerin başlangıcı sakin oluyor. Tıpkı şu an, 25. döngünün başlangıcında olduğu gibi. Geçtiğimiz yıl başladığından emin olmak için yaptıkları ölçümler ve sonuçlarını almak 9 ay sürdü. NASA ve NOAA (National Oceanic and Atmospheric Administration-Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi), geçtiğimiz Salı günü yaptıkları duyuruyla yeni döngüye dair son tabloyu paylaştı. 

Buna göre 2025’le birlikte şu an içinde bulunduğumuz düşük solar aktivitenin yaşandığı dönemden yüksek solar aktivitenin yaşanacağı, güneş sistemini bolca radyasyonla kaplayacak bir döneme gireceğiz. Güneş lekelerinin varlığından bir süredir haberdarız. Manyetik alan etkisinin en yoğun şekilde yaşandığı, ortaya çıkan ısının dışarıya akışı engellenerek güneşin diğer alanlarında görülmeyen seviyelere indiği bölgelerdir. İşte yüksek solar aktivite bu güneş lekelerinin sıklıkla görüldüğü zamanları, güneş üzerinde mütemadiyen süren havai fişek tadındaki patlamaların hat safhaya ulaştığı dönemi ifade ediyor. Bilim insanları ise 2025 ile birlikte 115 güneş lekesi tespit etmeyi planlıyor. Bir önceki döngüde bu rakam 120’yi biraz aşmıştı. Zaten yapılan tahminler, yeni döngünün bir öncekine çok benzer olacağı yönünde. 

Son 50 yıldır yüksek değerlerin tespit edildiği döngüler arasında en düşük değerler bir önceki döngüye aitti. Bu yeni döngünün de aynı alacağı ihtimalinin yüksek olması, bilim dünyasını yeni bir Maunder Minimum’un yaşanıp yaşanmayacağı konusunda düşündürdü. 1645 ve 1715 yılı arasında yaşanan mini buzul çağının tekrar etmesi ihtimali konusunda hafif bir spekülasyon da yarattı. 

Fakat uzmanlar yeni döngü konusunda umutlu. 

Uzay ikliminin, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar önemli olduğu bir çağda bu döngüleri anlamanın ve hava tahmini yapmanın önemi de ayrı bir seviyede. Artık sadece medya ve iletişim araçlarını beslemek adına uzaya uydu fırlatmakla yetindiğimiz bir dönemde değiliz. Gözlem araçları haricinde Mars’a ve Ay’a insanlı seyahatleri konuşuyoruz. Bu doğrultuda yükselen radyasyon ve beraberinde gelen hareketliliği anlamak ve doğru tahminde bulunmak çok önemli. Sonuçta hayati önem taşıyan manyetik alanın doğal bir sonucu olan uzay iklimine ayak uydurmak bizim sorumluluğumuzda. Bu anlamda uzmanlar da aynı görüşte. Panel sırasında konuşan bilim insanlarından Jacob Bleacher’da buna istinaden “Kötü hava yoktur, kötü hazırlık vardır,” sözlerini sarf etti. 

Artemis projesiyle Ay’a yeniden insanlı uçuş planlayan NASA için bu yeni döngüyü anlamak çok önemli. Çok şeyin peşinde bir kurum olan NASA’nın hevesi sayesinde önümüzdeki günlerde Güneş Sistemine dair edindikleri bilgilerden taşanlarla bol bol avunacağız gibi duruyor.

Yeditepe Üniversitesi, Çeviribilim mezunu. Makalelerle başlayan çevirmenlik yolculuğu kitaplarla devam etti. Şimdi ise özgün yazılar yazma heyecanını tatma peşinde.

YORUM YAP