“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

432 YILLIK SOSYAL MESAFE KILAVUZU

Bu ürkütücü derecede ileri görüşlü kitapçıkta, insanlara birbirlerinden iki metre uzakta durmaları, el sıkışmaktan kaçınmaları ve alışveriş yapmak için ev başına yalnızca bir kişiyi göndermeleri tavsiye ediliyor.

1582 Kasım ayı ortalarında gece geç saatlerde, bir denizci, Sardunya, Alghero limanındaki rıhtıma adım attı ve son kez şehrin manzarasını gördü.

Talihsiz denizcinin Akdeniz’in 447 km ötesindeki Marsilya’dan geldiği düşünülüyor. Veba orada bir yıldır şiddetleniyordu ve görünüşe göre bu denizci hastalığı yanında getirmişti. Çoktan aklı başından gitmişti, kasık bölgesinde hastalığı belirleyen karakteristik şişliklerden dolayı acı çekiyordu.

Ve yine de, denizci bir şekilde görevi herhangi bir semptomu olanları durdurmak olan veba muhafızlarını geçmeyi başardı. Şehre ulaştı. Birkaç gün içinde ölmüştü ve bir salgın başlamıştı.

Zamanın resmi kayıtlarına dayanarak, bir 18. yüzyıl tarihçisi salgının 6.000 ölüme yol açtığını ve sadece 150 kişinin hayatta kaldığını tahmin ediyordu. Gerçekte, salgının şehir nüfusunun %60’ını öldürdüğü düşünülüyor. (Abartının sebebi, zamanın hükümetinin talep edeceği vergiden kaçınma girişimi olabilir.) Bir kısmı bugüne kadar kalan toplu mezarlar – bir seferde 30 kişinin kemikleriyle dolu uzun hendekler…

Neyse ki daha kötüsü de olabilecekken olmadı. Çevre ilçeler büyük ölçüde kurtuldu; alışılmadık bir şekilde bulaşma Alghero’da kaldı ve sekiz ay içinde ortadan kayboldu. Tüm bunların tek bir doktora ve sosyal mesafenin uygulanmasına bağlı olduğu düşünülüyor.

Konuyla ilgili bir makalenin ortak yazarı olan Oslo Üniversitesi fahri tarih profesörü Ole Benedictow, “Bu bilgili doktoru oldukça dar görüşlü bu kasabada bulmak belki biraz şaşırtıcı,” diyor. “Pisa ve Floransa gibi büyük ticari şehirlerde önlemlerin daha sıkı bir şekilde uygulanmasını beklersiniz. Ama bu doktor, zamanının önündeydi. Oldukça etkileyici.”

Canlı tavuklar ve idrar

Tarihteki en kötü şöhretli veba vakası, 1346’da Avrupa ve Asya’yı kasıp kavuran ve dünya çapında tahmini 50 milyon insanı öldüren Kara Ölüm’dü.

Floransa’da İtalyan şair Francesco Petrarca, gelecek nesillerin yıkımın boyutunu kavrayamayacağını düşündü. Şöyle yazdı: “Ey mutlu gelecek, böylesine derin bir üzüntü yaşamayacak ve tanıklığımıza bir masal olarak bakacaksın.”

Ancak veba, bir daha asla bu kadar korkunç bir felaket yaratmamış olmasına rağmen, sonraki yüzyıllarda düzenli bir ziyaretçi olarak kaldı. 1670’e kadar her üç yılda bir Paris’te görüldü, 1563’te ise Londra nüfusunun %24’ünü öldürdüğü düşünülüyordu.

Bunların hepsi modern bilimden önceydi, o dönemdeki anlayış hastalıkların “kötü hava” dan kaynaklandığı ve sirkenin en eksiksiz antiseptik olduğu yönündeydi. Vebaya yönelik tedaviler, kişinin kendi idrarında yıkanması gibi tuhaflıkları içeriyordu. Popüler yöntemlerden biri, canlı bir tavuğun kıçıyla ovalayarak bubonlardan “zehri” çıkarmaya çalışmaktı.

Veba bilgisi

50’li yaşlarında bir doktor olan Quinto Tiberio Angelerio, yurtdışında eğitim almıştı, çünkü o zamanlar Sardunya’da üniversite yoktu. Alghero sakinlerinin şansına 1575’te veba salgınına göğüs geren Sicilya’dan yeni dönmüştü.

Alghero’da salgını başlatan sıfır numaralı hasta bubonlarla geldi ve daha sonra iki kadın vücutlarında belirgin morluklarla öldü – bu da hastalığın bir başka özelliğiydi. Angelerio ne olduğunu hemen anladı. İlk içgüdüsü, hastaları karantinaya almak için izin istemekti, ancak önce kararsız yargıçlar tarafından, ardından raporunu reddeden ve endişelerini kıyamet vizyonlarına indirgeyen bir senato tarafından defalarca engellendi.

Angelerio çaresiz kaldı, vali ile anlaşarak dışarıdaki insanlarla ticaret yapılmasını önlemek için şehir surlarının etrafına üçlü bir sıhhi kordon kurdu.

Başlangıçta, tedbirler hoş karşılanmadı ve halk onu linç etmek istedi. Ancak daha fazla insan öldükçe, salgını kontrol altına alma görevi tamamen bu doktora emanet edildi. Birkaç sene sonra, şehre koyduğu 57 kuralı detaylandıran Ectypa Pestilentis Status Algheriae Sardiniae adlı bir kitapçık yayınladı.

Evde kal

İlk olarak vatandaşlara evlerini terk etmemeleri tavsiye edildi. Bu doğrultuda Angelerio, tüm toplantıları, dansları ve eğlenceleri de yasakladı – ve hane başına yalnızca bir kişinin alışverişi yapmak için evden çıkmasını şart koştu; bu, günümüzde birçok kısıtlamadan aşina olduğumuz bir kural.

Tecritler Alghero’ya özgü değildi. Londra Üniversitesi Birkbeck’te İtalyan Rönesans tarihi profesörü olan John Henderson, “Örneğin Floransa’da, 1631 baharında kente tam bir karantina uyguladılar,” diyor. Ve bugün olduğu gibi kuralların çiğnenmesi yaygındı.

Henderson, “1630 yazından 1631 yazına kadar geçen yıl içinde, halk sağlığı düzenlemelerinin çeşitli ihlalleri nedeniyle insanların yargılandığı yaklaşık 550 farklı dava buldum,” diyor. Çoğu zaman, şehir tam olarak kapatılmamıştı ancak insanların, hane halkından birinin vebaya yakalandığından şüphelenmesi ve hastaneye kaldırılması durumunda 40 gün boyunca kendi kendini tecrit etmesi bekleniyordu. “Karantina” kelimesinin geldiği yer burasıdır – “quaranta giorni” İtalyancada “40 gün” anlamına gelir.

Veba en hızlı şekilde pire, enfekte olmuş dokular veya havadaki damlacıklarla temas yoluyla bulaşmaktaydı.

Bazı insanlar şanssızdı, evden kaçan bir tavuğu yakalayıp dönmek isteyen bir adam, alt kattaki oğluna sepet sarkıtarak gönderdiği çorabını onartmak isteyen bir anne, Sağlık Kurulu memurları tarafından tutuklanabiliyordu. Fakat bazıları gerçekten suçluydu. Bitişik teraslarda müzik yapıp içmek için kuralları bozuyorlardı.

Fiziksel mesafe

Dışarı çıkmalarına izin verilen insanlar yanlarında 2 metre uzunluğunda bir değnek taşımalılardı. Ne ilginç bir benzerliktir ki Covid-19 salgınının başlangıcında da dünyanın dört bir yanındaki pek çok ülke, insanların birbirinden 2 metre uzak durmasını tavsiye etmişlerdi. Sonradan bu mesafe 1,5 metreye indirildi ama araştırmalar ideal uzaklığın 2 metre olduğunu gösteriyor. Yani geçmişte uygulanan politika bugünkünden daha doğruydu.

Angelerio daha da ileri gitti. İnsanları mesafelerini korumaya teşvik etmek için yiyeceklerin satıldığı dükkanlara raylı sistemler eklenmesi gerektiğini belirtti ve insanlara el sıkışırken dikkatli olmalarını tavsiye etti.

Sağlık pasaportları

Vebanın ortaya çıkmasını önlemenin sık başvurulan bir yolu, şehre girmek isteyen herkesin sağlık durumunu dikkatlice kontrol etmekti. Sistem, 1582’deki sıfır numaralı hastanın limanda bulunan gardiyanları atlattığı Alghero’da başarısız olsa da, o zamanlar Avrupa’nın başka yerlerinde bu uygulama yaygındı. Ayrıca gezginler sağlık pasaportları taşımak zorunda da bırakılıyorlardı.

Covid-19 salgını başladığında “sağlık pasaportu” kavramı yeniden gündeme geldi. Son zamanlarda Londra, New York, Hong Kong ve Singapur dahil olmak üzere birçok uluslararası havalimanı, bir kullanıcının test sonuçlarını ve aşı kayıtlarını görüntüleyebilen dijital bir belgeye ihtiyaç duymakta. Buradaki fikir, uluslararası seyahatleri daha güvenli ve verimli hale getirmek için enfeksiyon durumunu kolayca doğrulamak.

Şaşırtıcı bir şekilde, Alghero salgını bilimsel bağışıklık kavramı ortaya çıkmadan yüzyıllar önce meydana gelmiş olsa da, Dr. Angelerio vebayı atlatıp hayatta kalanlara belirli görevler verdi. Mezar kazıcılarının bu gruptan oluşturulması gerektiğine karar verdi. Bu, yüksek riskli işlerden biriydi.

Karantina ve Lazarettolar

İtalya, vebaya yakalandığından şüphelenilen insanları izole etmenin ilk öncülerinden biriydi, hem de büyük bir ölçekte. İlk veba hastanesi veya lazaretto, 1423’te Venedik’te kuruldu. Lazarettolar git gide, hastalıkla başa çıkmak için standart modelin bir parçası haline geldi ve Sardunya da dahil olmak üzere İtalya’nın her yerinde benzerleri çoğaldı. Kısmen hastane, kısmen hapishaneydi – karantina tesisleri genellikle zorunluydu ve bazı durumlarda hastalar şehrin veba muhafızları tarafından doğrudan oraya götürüldü.

İnsanlar lazarettoya götürülmektense ölmeyi yeğleyecek bir durumdaydılar. Ancak belgeler gösteriyor ki bu hapishane/hastanelere iyi bütçe ayrılmıştı ve yemek servisi hiç fena değildi. Yine de insanlar için kıskıvrak tutulup götürüldükleri, bir vebalı olarak damgalandıkları ve özgürlüklerini geçici süre de olsa yitirdikleri bu mekanlar birer cehennemdi. Hastaların yarısı ölüyor, kalanları eve dönebiliyordu; dönemin şartları düşünüldüğünde bu tıbbi bir başarı olabilir ama yine de lazarettolar iç karartıcı yerlerdi.

Benedictow’un görüşüne göre, veba ile Covid-19 arasındaki karşılaştırmalar pek sağlıklı olmayabilir: “Veba salgınları çok daha kötüydü ve neredeyse akıl almaz bir ölüm oranına sahipti” diyor Benedictow. “Bir kasaba veya bölge nüfusunun%60’ının ve hatta %70’inin hayatını kaybetmesi olağandı.”

Peki Alghero sakinlerine ne oldu?

Salgın sekiz ay sürdü ve sonra şehir 60 yıl boyunca başka bir veba salgını görmedi – ama gerçekleştiğinde, yaptıkları ilk şey Angelerio’nun kılavuzuna başvurmak oldu. Bu doktorun, 1652 salgını sırasında yazdığı talimatlara uyarak karantina, tecrit, malların ve evlerin dezenfekte edilmesi ve şehrin etrafında sıhhi kordonların kurulması gibi tedbirler yinelenebildi.

Alghero’ya yaklaşık dört buçuk yüzyıl önce gelen talihsiz denizci bir salgını ateşlemiş olabilir, ancak başka bir şeye de yol açtı: Zamanının çok ötesinde, kapsamlı bir hijyen ve sosyal mesafe rehberinin oluşturulmasına.

Çeviri: BBC

MSGSÜ Sinema TV’de eğitim aldı. Prodüksiyon ve post prodüksiyon alanlarında çalıştı. Bugün, editör, çevirmen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUM YAP