“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Akıllı Telefonlardan Sonra Ofis Hayatları

İlk iPhone’un 2007 yılında çıktığını ve hayatımızı dijitalleştirmeye başladığını düşünürsek geçen bu 13 yılda hayatlarımız ve mekanlarımız oldukça değişti. Sahi telefonlarımız akıllı değilken bunca işi nasıl yapıyormuşuz, hatırlayabilen var mı?

Dyer Brown Architects isimli mimarlık ofisi, son yıllarda tasarlanan ofislerde nelerin değiştiği irdeleyip bunun mekansal ve davranışsal çıkarımlarını altı maddeyle listelemişler.

6) Sabit telefonlar ile işimiz kalmadığı için telefonu götürebildiğimiz her yer çalışma mekanımız oldu. Bu durum, pandemide işimize oldukça yaradı tabii ama düşününce molalarda bile telefon yanımızda ve ulaşılabiliriz. İşimiz, bizim gittiğimiz her yerde.

Dyer Brown Architects’in direktörü Ashley Dunn durumu şöyle özetliyor: “Teraslar ve kafeler gibi ortak sosyalleşme alanları, artık sadece etkinlikler veya öğle yemeği için değil, gün boyunca konferans görüşmeleri için de kullanılıyor” dedi. 

Masaüstü sabit telefonlar kalkınca masaların üstünden bir yük kalktı, ortam bir rahatladı; daha esnek, daha rahat çalışabildik ama bir noktadan hiçbir masa kendi şahsi masamız olamamaya ya da iyi tarafından düşünecek olursak “her masa bizim” olmaya başladı.

5) Yemek siparişinden restoran rezervasyonuna, uçak bileti bakmaktan taksi çağırmaya, konum bulmaya her şeyi eskiden sizler için bir destek ekibi yapardı. Artık telefonlar bir numaralı asistanlarımız, kimseye ihtiyacımız yok.

4) Eee herkesin elinde telefon, herkesin asistanı telefon ise hepsinin şarjı da tam olmalı. Ofis masalarından erişebildiğimiz priz sayısında gözle görülür bir yükseliş olmuş. Ama mola yerleri bile artık çalışma alanı olduğundan ofisin kullanılabilir tüm mekanları prize doymuş diyebiliriz. Yeni ofisler; konferans salonlarına, kafe masalarına ve diğer mobilyalara,misafir telefonları için resepsiyon alanlarına entegre edilmiş USB şarj çıkışlarına sahip. Bu arada, wi-fi mutlaka her yerde olmalı.

3) Akıllı telefonlar artık vücudumuzun bir parçası haline gelmiş gibi tüm işlerimizi kolaylaştırsa da tüm gün iç içe olduğumuzda yorabiliyor. Sürekli ulaşılabilir olmanın kişiye verdiği tükenmişlik için birçok şirket, akıllı telefonlara izin verilmeyen özel konumlar sunmaya mecbur hissediyor, buna genellikle “sessiz odalar” veya “huzur odaları” deniyor. Bu odalar-kabinler, küçük telefon detoksları ve açık ofiste çalışanların gürültüden kaçmaları için tasarlanıyor. 

2) Akıllı telefonlarımız, birçok işimizi çözdüğü gibi konsantremizi de bozabiliyor. Toplantılarda bile en küçük boşlukta elimiz gidebiliyor, sosyal medyanın dipsiz kuyusuna çekilebiliyoruz. Molalarda da artık insanlar ortak masalarda sohbet etmek yerinde telefonuyla baş başa kalabileceği rahat oturma köşeleri tercih ediyor.

1) Herhalde olumsuz yanlarından en şikayetçi olduğumuz, karşı tarafa 365 gün, 7/24 çalışıyor izlenimi vermek. Müşteriler ve ekip arkadaşlarımız telefonumuzun her zaman yanımızda olduğunu bildiklerinden çekinmeden arıyorlar. Fark ettiniz mi; pandemide evde çalışanların mesai saatleri uzadı. 

Ama telefonun ne suçu var? Telefon bize seçenek sunmuş: “Rahatsız Etmeyin.” Modu aktifleştirmek lazım belki de. 

Kaynak: Inverse

YORUM YAP