“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Albrecht Dürer

Uzun zaman oldu, toplanın sevgili okurlarım harika birini daha yazdım. Hikayesi öyle ilginç, kışkırtıcı ve ilham verici ki onu tanımanızı çok istiyorum. Okuyun, okutturun. Bu yazıyı en çok, bütün çocuk ve gençlere faydası olsun diye yazıyorum.

Bugün birlikte 1471 senesine gidiyoruz. Mayıs 12. 

On sekiz çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak almanyanın Nürnberg şehrinde doğan alman rönesansının usta ismi Albrecht Dürer’in hayatına dahil oluyoruz. Bir başka dehadır o, rönesans dönemini taş ile ahşap baskıları, gravürleri, portreleri, suluboya ve karakalem  eserleriyle sanat tarihinin ilham perilerinden. Sadece sanat değil, pazarlama tarihine de ilham olmuştur.

Macaristan’dan almanyaya göç eden babası kuyumcudur. Kuyumculuk ile, onda çizim ve sanatın temellerini atan babasıdır. Aldığı bu eğitim onun yeteneğini ortaya çıkarınca, babası onu dönemin ünlü ustalarından ressam, ağaç baskı ustası ve kitap resimleyici Wolgemut’un yanına çırak olarak verir. Diğer ilk yağlıboya eserleri kendisinin, babası Albrecht Dürer ve annesi Barbara Dürer’in portreleridir. On üç yaşındayken kendi portresini, 

on dört yaşındayken “Madonna ve Müzik Melekleri” portresini yapabilen bu çocuk, çıraklık dönemi işi bırakarak araştırma yapmak ve keşfetmek üzere uzun bir seyahate çıkar. 1489, yaş daha on yedi. 

Baba Albrecht Dürer

Anne Barbara Dürer

Bu genç yetenek büyüyecek ve daha hayatında hiç görmediği gergedanı, bu şekilde resmedecek; 

Bu gergedanın hikayesini yazının sonunda anlatacağım. 

Dört sene sürecek yolculuğunda Basel, Alsace, Felemenk, Strasbourg, Colmar gibi bir çok şehri dolaşır.  “Aziz Hieronymus Aslanı İyileştiriyor” adlı ilk ağaç baskısını Basel’de yapar. Bu seyahatte en büyük arzusu kuzey avrupanın en değerli gravür sanatçısı Martin Schongauer’in atölyesini ziyaret etmek ve tavsiyelerini almaktır. Maalesef bu hayal sanatçının 2 Şubat 1491’deki ölümüyle hiçbir zaman gerçekleşmez. Dürer, yine de gider atölyesine ve kardeşleriyle tanışır. Onlar da ressam ve gravürcüdür, onlarla çalışmaya başlar. 

Nürnberg’e geri döndüğünde varlıklı bir bakır ustası ve yapımcısının kızı olan Hans Frey’in kızı Agnes ile evlenir. İlk İtalya gezisine çıkar, oradan alplere uzanır. İtalya ve rönesansla ilk karşılaşması Venedik’te gerçekleşir, Venedik onda çok şeyi değiştirir. Rönesans artık eserlerinde apaçık ortadadır.  Dürer’in atölyesinde ürettiği ilk eserler genelde dini temalı ahşap kazıma baskılarıdır. 

1496 senesinde, yirmi beş yaşına geldiğinde sanat hayatında büyük etkisi olacak dönemin Saksonya Elektörü Frederick Christian’la tanışır.  Elektörlükler, Elektör unvanlı bir yöneticinin yönetimindeki ülke veya bölgedir. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu dışında kullanılmamıştır. Frederick Cristian, Wettin hanedanı üyesi ve Saksonya Elektörlüğünün Prensidir. Kendisi Dürer’e hayrandır. Wittenberg’deki şatosu ve bölgedeki kilise için ilk bir dizi resim siparişinden itibaren dostlukları başlar. Bir tarafta güçlü bir alman siyasi figür, bir tarafta Dürer. Elbette Frederick’in gücü genç Dürer’in sanat yaşamı için büyük bir şanstır. Keşke bana biri şans olsa da çalışmak zorunda olmasam, sabahtan akşama kadar sadece okusam, araştırsam, yazsam… Devir değişti tabii.

1497 “Dresden Altarı”


1498, Paumgartner ailesinin siparişi üzerine “Paumgartner Altarı”

İkonografik betimlemelerini ahşap kazıma çalışmalarında da işleyen Dürer, yine 1498’de o efsanevi  “Mahşerin Dört Atlısı”nın ait olduğu on altı farklı ahşap kazımadan oluşan ve “Mahşer” serisini yapar. 

Bu ilk büyük illüstrasyon serisiyle büyük başarılar elde eder. Uyguladığı teknik, koyu ve açık tonlarıyla, hacmiyle, diyagonal konumlandırmalarla dinamik ve nefes kesen bir çalışmadır. Bu eser, onun yaşam boyu gelir kaynağı olur. Çünkü Dürer, daha çok para kazanmak için daha çok resim yapmak yerine farklı baskı teknikleri deneyip, fiyatı düşürmüş ve Avrupa’da şehir şehir gezerek resimlerini pazarlamış. Yaptığı bu akıllıca seçim, global baskılarla dönemin insanlarını etkilemiş, Dürer’in ününe ün katmıştır çünkü sadece seçin ve zengin sınıfın değil, sıradan halkın da evini süslemeye başlamış eserleri.

1490’ların sonuna geldiğimizde bu defa kendine has bir orijinallikle yeni bir figüratif model çıkarır. Asilzadelerden sipariş yağmaya başlar. 

“Oswolt Krel’in Portresi”

“Oswolt Krel’in Portresi” bu döneme aittir. 

Aşağıda gördüğünüz “Dört Cadı” yine bu döneme aittir. 

Sanatçının Elinde Devedikeniyle Otoportresi, 1493


1498 yılında yaptığı otoportre

Dürer’in batı resim sanatı tarihinde kendi portresini yapan ilk sanatçılardan olduğunu biliyor muydunuz? 

Elbette bir de yirmi sekiz yaşında yaptığı bu efsanevi otoportre bunlardan bazıları…

1500’li yıllara gelindiğinde o artık usta bir sanatçıya dönüşmüştür. Çizimi ve tekniği son derece gelişmiştir.

“Adem ve Havva”


“Nemesis”

  1502’de yaptığı “Nemesis” ile 1504’te yaptığı “Adem ve Havva,” bunu açıkça ortaya koyuyor zaten. 

Dürer, 1506’da ikinci defa italya yollarına düşer. Uzun süre venedikte kalır ve dönerken yağlıboya almayı ihmal etmez. Venedikte yaşayan alman tüccarlar arasında kazandığı beğeni sayesinde çokça sipariş alır. Bakınız; “Gül Çelenkleri Şenliği” 

İtalya, Dürer’e sanatsal bir ortam, bilgi, renk, çağdaş fikirler konusunda yuva olur gördüğünüz gibi. Kimse evinde oturunca gelişemiyor. Bakış açısı gelişirken bilgisi artar, insan bedenini tanır. Çizimleri perspektif kazanır ve dinamikleşir. Memleketine geri döndüğünde devrinin sanatçı dostlarıyla ilişkilerini geliştirir. Ünü bütün avrupaya yayılmış bir sanatçı olarak döndüğü Nünbergte artık hem zengin, hem kültürlü hem de aşmış bir yetenek olarak döner, 1507. Otuz altı yaşına bunları sığdırmıştır Dürer. Devam edelim…

1508’de “On Binlerin Şehit Olması”


ve “Üçlemenin Tapınması”

eserlerinde kullandığı teknik Dürer’in ta kendisidir. Çünkü kendini bulmuştur ve hayatının sonuna dek kullanmaya devam edecektir. Ve yaptığı resimlere dikkatlice bakarsınız her resminde kendisini bulabilirsiniz. Bu da onun imzalarından biriydi bence… Nefis biri.

Neyse efendim gel zaman git zaman ikinci bir hami buldu kendine. Son Şövalye olarak tanıdığımız Büyük Roma İmparatoru I. Maximilian Nürnberg’i ziyaret ederken dehamızdan, Dürer’den hizmetine girmesini ister. Kabul eden usta sanatçı, saray ressamı olarak çalıştığı dönemde de üç şaheser yapar. 

1513, “Şövalye, Ölüm ve Şeytan”


1514 tarihli gravürleri “Melankoli I”


Ve “Aziz Hieronymus Çalışma Odasında”


Maximilian ölene dek hizmetindedir. Bu yedi sene de bir ölmeden önce hamisinin portresini yapar elbet.

Sanki o sanatında olgunlaşmamış, sanat onun ellerinde, içinde olgunlaşmış. Zihninde geldiği zirve nokta ile objelere de aktarımı böylece gelişmiştir. O da çok yönlü bir dehadır çünkü. 

Ejderha biçimli şamdanlar, altınla tasarım işler yapar. İnsanlık tarihinin ilk ticarini markasını yaratmış ve logo tasarlayıp ilk kullanan kişi olmuş. 

Hemen taklitleri türemiş tabi. Buna sinirlenmiş ve imparatorun emri ile eserlerine imtiyaz hakkı alarak, yine insanlık tarihinde telif hakkını kullanan ilk kişi olmuştur. 

1520 yılında V. Charles’ın tahta çıkışı için Hollanda’ya gider ve saray ressamı olur. Birçok şehir görür, bol bol seyahat eder. Charles için paralar bile tasarlamıştır. 

1521’de seyahatlerini ve gözlemlerini yazdığı bir günlük ve biraz hastalıkla yeniden Nürnberg’e döndüğünde din temalı gravürler, matematik-geometri-perspektif temelli geliştirdiği teorileri araştırmaya adar zamanını. İnsan vücudu, geometri, binalar, duvarlar, kaleler gibi konularda birçok makale ve çizim yayınlar. Kusursuz perspektif için çalışır.

Bilimsel araştırmalarını tamamladığı 57 yaşında bir de son eseri olan “Dört Havari”yi tamamlar.

Son yıllarını kuramsal, bilimsel yazı ve illüstrasyonlarla geçiren 

Dürer, 1528’in Nisan ayında hastalığı şiddetlenir ve hayata veda eder. 

Alman Rönesans’ın en önemli ismi Albrecht Dürer hakkında bu kadar şey bilmemiz tuttuğu günlükleri, notlar ve döneminin kaynakları sayesinde. Hiç görmediği bir gergedanı sadece tasvirlerden yola çıkarak gravürünü yapacak kadar deli ve yetenekli bu adamda en sevdiğim şey, hayal gücüyle zihninde gerçekleştirebildikleridir. 

Ben onun yaptıklarından çok yapamadıklarını hayal eder dururum, hayatını okuduğumdan beri. İnsan zihnini yaratmaya karşı tahrik ve teşvik eden bir ilham kaynağı dehası. Gelelim “Gergedan”ın hikayesine. 

Gergedana baktığınızda gördüğünüz ilk şey plakalarla, gergedan bir zırh giymiş görünümü verişi. Bunu yapmak zorunda çünkü gergedana dair herhangi bir anatomik detay bilemiyor. Bir avrupalının gergedanın neye benzediğini bilmesi imkansız. Düşünün resmin ne kadar tuttuğunu. Ufo gören masum köylüler gibi bir avrupalı hayal edebilirsin mesela. 1515 senesine ait bu çizimdeki bir diğer detay ise üstteki metin. O bir güldürü yazısı ve anonim hintli bir sanatçı tarafından yazılmış. Bu sayede hayatında hiç gergedan görmeyen Dürer’in bugün tek boynuzundan da anlaşılacağı gibi hint gergedanı resmetmesi ve avrupalının üç yüzyıl boyunca gergedanı bu resimden tanıması benim için büyük bir olaydır. Bir çizimden hayvan görmeye hasret avrupalının sonra hayvanat bahçesi açmak suretiyle hayvanlara işkence etmesi de baya ironik. Avrupa değil mi işte, tam bir muamma! Bugün, bu dehaların sanat eserleri elimizin altında iken bazılarınıza anlaması zor gelebilir ama baktıkça aşık oluyorum bu dehaya ve vizyona. Kendi gibi dehalarla aynı dönemde yaşarken bazı eserlerini kilise, saray ya da asillerin evleri dışında, alt sınıfa da kazandırması onun tam bir centilmen, mütevazı ve gerçek bir entelektüel olduğunu gösteriyor. Elbette bir de pazarlama dehası ve tam bir iş adamı. İş kurarsınız, ortaya ürünü koyarsınız; piyasaya sürer, bilinirlik kazanırsınız; sürekli piyasada dolaşarak ürününüzü tanıtır, tanıtır, satar, safari satarsınız. İşinizi ancak bu şekilde başarılı hale getirip büyütebilirsiniz. Dürer de tam olarak böyle yapan ilginç bir rönesans dehası. Zamanının çok ötesinde sanatı, yöntemleri, kuramları, deneyimleri ve bütün eserleri ile muazzam biri. Bilim, sanat, doğayı birlik içinde kullanan bütün çok yönlü dehalar gibi ona da özel bir ilgim var. Bugün başarılı gördüğünüz bütün sistemler, bütün yöntemler bu dehalardan ilhamla günümüze getirilmiştir. 

Güzelliğin ne olduğunu bilmiyorum; ama gerçekten sanat tabiattadır; kim onu çekip çıkarırsa onundur,” demiş Dürer.  Ben de Proust’un içinde bir ressamlar evreni kurduğu “Kayıp Zamanın İzinde”den bir alıntıyla anmak istiyorum;

…aşk bir bakıma bu yürek daralmasının kaderidir, onu tekeline alır, özelleştirir; ne var ki, benim durumumda olduğu gibi, yürek daralması içimize aşk, hayatımızda boy göstermeden önce yerleştiğinde, aşkın bekleyişi içinde, başıboş ve serbest dalgalanır, belirli bir duygunun tekelinde değildir, bir gün bir hissin, ertesi gün bir başkasının, kâh evlat sevgisinin, kâh dostluğun emrindedir.” (Sy.36)

Hiçbir şeyi tekelinize almayın, bırakın herhangi bir şeye duyduğunuz sevgi ve aşk, evrende dolaşsın, sizin sevdiğinizi herkes sevsin, herkes görsün, herkes paylaşsın… Unutmamalı ki herkes bir hayal uğruna yaşıyor. Hayallerinizi yaşamak için, insanlığınızı yaşayın. İnsan alışkanları kadardır. Paylaşmak ve biz olmak dileğiyle…

Kaynaklar;

pivada.com

http://www.sanatinoykusu.com/

https://www.royalacademy.org

Çev:Demir, F., (2004). Artbook Dürer Alman Rönesansı’nın Büyük Ustası, Birinci Baskı, Dost Kitabevi, Ankara.

Lunday, E., (2013). Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları, Beşinci Baskı, Domingo Yayınevi, İstanbul.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP