“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Alevileri Anlamak

Sağ elimin işaret parmağını öptüm, alnıma götürdüm, kalbime koydum sevgili dostlar.  Niyazımı verdim ve Hacı Bektâş-ı Velî Anma Gününde sizlere hoşgörü, barış, sevgi, dostluk kavramları etrafında toplanarak kutlama yapan alevileri yazmak boynumun borcudur. Sınırsız imkanlarımıza rağmen eminim birçok insan merak dahi edip araştırmamıştır. Ben çok okudum araştırdım, tanıdım onları. Mesela girişte niyaz vermek. Muhammed, Ali, Hızır, eren, evliyalardan bahsedecekleri zaman niyaz verir aleviler. Onlar gibi selam etmek istedim ben de. Ben, insan nedir onu bilirim. Hiç öğrenmedim insan ayırmayı. Hiç sevmedim insanlara muameleyi. Böl-parçala-yönet hikayesine karnım tok artık. O nedenle inancı yüzünden insanların maruz kaldıkları muameleyle karşılaştığımda korkmuştum. Bu nasıl olabilirdi? Oturup çok okumuştum onları. Sonra anladım neden alevileri sevmediklerini. Çünkü onlar insan sevmiyor, çünkü onlar sevgiyi, barışı, adaleti paylaşmak isteyenleri görmeye tahammül edemiyorlar. Çünkü onlarda korku değil, sevgi esastır. Ben hayatımda en çok alevileri sevdim sanırım, kimi sevsem alevi olduğunu öğrendim. Garip bir şekilde onlar bana huzur verdi. Çok sevdim. Sevmeyi öğrendim. Öğrenmeyi sevdim. Merak ettim onları. Şimdi bütün bildiklerimi sizlerle paylaşacağım. Alevileri anlamak güzeldir. 

Alevi, Hz. Ali’yi seven ve onun izinden gidenlere deniyor. Onun inancını benimsemiş, ilke ve düşüncelerinin izinden gitmekten söz ediyorum. Öyle sadece inanmakla bitmiyor anlayacağınız. Aleviler ağırlıklı olarak ülkemizde Suriye, Irak, Lübnan ve İran, Bulgaristan, Arnavutluk, Saraybosna, Makedonya’da yaşarlar. 

Hz. Ali, Hz. Muhammed’in hem amcasının oğlu hem de damadı biliyorsunuz. Aynı zamanda islama inanan ikinci insandır. Halife olduktan sonra alevilik ortaya çıkıyor zaten. Kendisinin halifeliğini tanımayan Muaviye tarafı, sorun çıkarıyor ve iş savaşa kadar gidiyor; Sıffın Savaşı. Yenilmek üzere olan Muaviye, Ali’nin ordusunu durdurmak için mızraklara Kuran-ı Kerim yaprakları taktırıyor. Hz. Ali’nin ordusu duruyor. Daha sonra hile ve adaletsizlik dolu hakem kararı nedeniyle aralarındaki mesafe açılıyor. Böylece islam, mezheplerine ayrılıyor. Hz. Ali’nin tarafını tutan Aleviler, Muaviye’nin tarafını tutan Sünniler, taraf tutmayan Haricîler. Hoşgörü dinini yaymak için kan döküp, hile yapmak da ne bileyim…

“En isabetli hüküm verenimiz Ali idi”

Size biraz Ali’den bahsetmek istiyorum. Dürüst, cömert, cesur, sadık, tutkulu, güçlü, ilmi bilen, şefkatli biri. Bütün bunlara adanmışlığı ile anılıyor.  İslami ve İlmi bilgisi çok ama çok derin. Körü körüne bir inanç değil onunkisi; islam hukuku, tefsiri, düşünceleri konusunda nitelikli biri. Mekke’de baş gösteren kıtlık yüzünden Hz. Muhammed, amcası Ebu Talib’in yükünü hafifletmek Ali’yi himayesine alıyor. Hz. Ali, beş yaşından hicrete dek peygamber yanında büyüyor. Böyle bir insanı öldürdüler, düşünün. Bana garip geliyor açıkçası çünkü Hz.Ali’yi zehirli hançerle öldürdüler. Haricîler’den Abdurrahman İbn-i Mülcem sapladı hançeri. Senelerce camilerde hakaret edildi Hz. Ali’ye ölümü sonrasında. Hoşgörü ve adalet dini islamla konunun alakasını çözebilen varsa buyursun anlatsın bana. Hazreti Ali, Kur’an-ı Kerim konusunda derin bilgiye sahipti; ayetlerin nerede, nasıl, ne zaman geldiğini bilendi. Hz. Muhammed ile büyüdüğünden tamamını ezbere biliyordu. Öyle adaletli biri ki Hz. Ömer onun için “En isabetli hüküm verenimiz Ali idi.” demiştir.

Gelelim inançlarına…

Alevilik; Allah, Muhammed ve Ali, Ehli-Beyt ile on iki imamı benimser. Cemevlerinde ibadet ederler. Kadınlar da katılabilir üstelik. Alevilik insanı özgür bırakan, niyet ve kalbin önemli olduğu inancını önemser. Alevilik bir mezhep ya da tarikat değildir. Alevi demek, Hz. Ali’nin ev halkı demek; kendi evinde, ailesinin bir parçası olan kimseler demek. Onlar birbirlerini tek bir aile olarak görürler. Azınlık değil, milyonlarca kişiden oluşmuş bir ailedir onlar. 

Alevilik, Adem peygamberle başlayan ve birçok peygamberin, erenin, kamil insanların katkısı ile süregelmektedir. Hz. Muhammed, Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Davut, bütün peygamberler önemlidir. Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Sultan Abdal, Hallac-ı Mansur, sayısız evliyalar, erenlerle insana ve insanlığa ilahi mesajlar hatırlatılır, sevgi yayılır, ilim irfan bilinir. Hak bilen, hakikatlerin üzerinde bir idea ile yaşamın, istekle yaşanmış bir yaşama sahip olmayı öğütler. Allah’ın evreni sevgi ile var ettiğini, insan sadece ve sadece sevgi üzerine bir yaşam sahibi olursa gerçekten Hakkı bilen olduğunu söyler. Dediğim değil, Allah’tan kork yoktur alevilikte, sevgi vardır. Esas olan her daim sevgidir. Allah’ı gerçekten seviyorsan, onu var ettikleri ile birlikte sevmelisin. Yunus Emre’nin “Yaratılanı severim yaratandan ötürü” şiiri gibi. Çıkarına göre sevemezsin. Her şeyi ama her şeyi sevmeye inanır aleviler. Bu inanç ve sevgi ile büyütülürler. O nedenle de kocaman kalpleri vardır. Anlamlı yaşamadıkça yaşamış saymazlar kendilerini. Evrenin bütün sırlarına nail olmazlarsa sevgiyi bulmakta zorlanacaklarını bilirler. Bu nedenle ilme, bilme çok değer verirler. “Nehcü’l-Belâga”da “İnsan bilmediğinin düşmanıdır.” der Hz. Ali. En büyük öğretilerdendir bu söz bana.

“İnsan bilmediğinin düşmanıdır.

Gelelim kadınlara…

Kadınlarını severler, saygı duyarlar. Örtünmek zorunda değildir alevi kadınları. Erkek kadın birlikte ibadet ederler. Kimse kadınların ne giyeceğine karışmaz, karışamaz. Bazı mezhepler gibi kadını görünmez kılmazlar. Bazı mezhepler gibi kadını dışlamak, ötekileştirmez, eve kapatmazlar. Hz. Muhammed döneminde kadınlara caminin de namazın da sonuna kadar açık olduğunu unutturmaya çalışmazlar. Evde, işte, hayatlarda hep birliktedirler. Yan yana omuz omuza…Kadınlara zulmedenlerin alevileri sevmesini ve adil davranmasını beklemek büyük bir aptallık olurdu zaten. Bugün bir hoşgörü dinine mensup kadınların her gün öldürülmesi, dövülmesi, tecavüze uğramasına göz yuman bir zihniyetin müslüman olduğuna beni doğrasanız inanmam. Bugün ulus devletten çok devlet ulusu modeliyle yaşarken bana dinden, imandan bahsedemez kimse. İnanmam. Bugün varlığını sürdürmeye çalışan lakin meşruluğunu çoktan kaybetmiş devlet, bir ulusun kurduğu devletten çok uzaktır, kendilerine emanet edilenlerden, kendisine ait yeni bir toplum inşa etmeye çalıştıkları aşikardır. Devlete ait homojen toplum yaratma kafası zehirli olmakla birlikte, bu topraklarda dini ve kültürel farklılıkları imha etme, baskı altında tutma gibi eylemlerin hakkı olduğunu zannetmektedir. İşte alevilik bu homojenleştirmeden en büyük payı almıştır. Kurban edilmişlerdir. Bu kabul edilemez. İnsanlık suçudur bu. Camilerde “Alevi kadınlar ve Alevi malları size helaldir!” diye fetva bile verilmiş ya! Ne aleviler, ne kadınlar, ne kürtler, ne siyahiler, ne kadar böldükleri topluluk varsa hiçbiri bu muameleyi hak etmiyor. Böl-parçala-yönet hastalıklı bir politikadır! Toksik kafalarınıza vura vura göndereceğiz her birinizi. Aleviler, 72 Millet’e aynı derecede yakındırlar. Onlardan herhangi bir milleti ayırmalarını bekleyemezsiniz. Aleviler sadece 72 millete de aynı hakları tanıyan bir anayasa istiyor. Sevgi istiyor. İnsanlık bekliyor. Aleviler sevgiye inandılar inanmasına lakin bir türlü sevemediler onları. Osmanlıda da haksızlık ediliyordu. Bugün de. Sayısız katliama kurban verdiler bu insanlar. Yine de sevgi demekten vazgeçmediler. Çorum’da, Maraş’ta, Malatya’da, Gazi Mahallesinde, Zini gediğinde, Sivas’ta insanlık suçları işlendi. Bilimi, aşkı, sevgiyi, ışığı ibadet bilmiş aydın insanları diri diri yaktılar bu ülkede. Kimse bana müslümanlıktan bahsedemez! O nedenle bu topraklarda yaşayan bütün insanların boynunadır bu günahlar. 

Aleviler müslüman değil dediler yıllarca, soruyorum siz misiniz müslüman? Bu evrende kolay kolay kimse kendine müslüman diyemez. Alevilerin kimliklerine olumsuz kelimelerle yanlış anlamlar yükleyen ve bunda direten kimselerin kategorize etme oyunları korkunç. Oysa aleviler imece usulü, bir aile gibi; bilgi ile, sevgi ile,  kadim bir geçmişe sahip çıkmış kutsal birer taşıyıcı gibi görürler kendilerini. Ve hiçbir güç Allah’ın yarattığı herhangi bir canlının din adı altında nefretle ölümünü meşru kılamaz. Alevilere bir değil bin sevgi borcunuz var. İnançlarına saygı dahi duymadan ibadethanelerine girip insanlara gaz sıkmak, şiddet uygulamak sadece Kuran’a değil, hiçbir kitaba sığmaz. İnsanlar marsa yerleşip uzaylılarla bile dost olacaklar, yakında bir  Marslıdan çocuk yapacağım belki ama insanlık hala kendini bir dünya harikası falan zannediyor. Dünyada milyonlarca güzel alevi insanımız var, bunu kabul edin artık. 

Dünyanın her yerinde alevilere yapılan bu muamelenin asıl amacı, yıldırma ve asimile etme üzerine kurgulu. İran’da şiilik etkisinde yaşayan bir alevinin zamanla kontrolü kaybetme umudu diyelim. Aleviler ibadet ve inançların özünü, kendi özgünlüklerini savunmak olarak görürler. Bunu dinin bir gereği olarak yaşarlar. Aleviler özgürlükçü, bilgi ve sevgi peşinde diye inkâr, imha ve asimilasyona maruz kalmıştır. Hala ya, bugün bile rutin olarak bu insanlara katliamlar ve zorbalıklar yapılmaktadır. Bunun sebebi hepimiziz; o, bu, şu değil. Bugün; hakim, yobaz islam anlayışını kabul etmedikleri için düşman belleyip hala dini bir savaşın sürdürülmesi zalimliktir. Alevilere göre Kur’an, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra müdahalelere maruz kalmış ve aslının dışına çıkmıştır. Bazı sayfalar yok edilmiştir. Bundan mütevelli kitabın yanı sıra ozanların, pirlerin, evliyaların, imamların, bilginlerin, alimlerin de sözlerini Kuran ayeti olarak kabul ederler. Haksız da sayılmazlar bence. Bugün Kuran’ı ağzından düşürmeyenler en büyük kötülüklere sebep olanlar değil midir? 

Müslümanlık beyinleri geliştirme üzerine kurulu değil mi? Hoşgörü nerede? Ben mi göremiyorum? Gelişmemiş beyinleri din ile sömürerek milyarder olan liderlerin, fakir ama inançlı halklarına da sorun bu soruları. Bir dönüp bakın kaç müslüman ülke böyle? Ben söyleyeyim yüzde yetmişi böyle sefalet içinde. Gelişmemiş beyinlerle mi yayacaksınız siz müslümanlığı? Gelişmemiş beyin, evde oturan beyin, başkasına muhtaç bırakılmış beyin lazım onlara. Geliştirmemeye devam edin, daha çok sahte peygamber, tarikat lideri yargılarsınız. 

Ne ararsın Tanrı ile aramda...

Aleviler ramazanda oruç tutmazlar. Onlar, Hızır ve Muharrem orucunu kabul eder. Onlara göre kıble insandır. Yönünü insana dönerek sevgi ile ibadet ederler. Müzikten uzak islam anlayışına bağlama ve keman da koyarak sanata sahip çıkarlar. Kadın, erkek birlikte müzik eşliğinde dönerek ibadet ederler. İbadet hanelerinde kutsal insanların resimleri, sözleri, heykelleri yasak değildir. İçki de yasak değildir. Halid Bin Velid şarap içip, birini öldürüp bir kadına tecavüz ettiğinde Ebu Bekir, devletin ona ihtiyacı var diyerek ceza almadığında suçu içkiye atmak kolay tabi. Aleviler cam cama değil, can cana kadeh kaldırırlar. Avuçlarında tutarlar o rakıyı, ten tene tokuştururlar. İçki içince bozanlarla bir daha içmezler. Onlar hoş sohbet, paylaşım, yeni ufuklar açılsın diye sevgi ile otururlar masaya. İslamiyetin başında içki içip savaşta verimsiz olan şarapçılardan sorun bu yasağın hesabını! Bugün içki içmeyen müslümanları müslümanlıktan çıkarsanız geriye ne kalır merak etmiyor değilim gerçekten. İran’da içki içeni kamçılıyorlar yahu! Yasak ama Ortadoğu’da yüzde 80 artmış içki satışları son yirmi senede. Müslümanlar mutsuz ama osmanlı hükümdarları şarap içip namaz kılmıyor muydu yani? Sıradan insana günah, saray içinde mübah.  Aleviler gizli gizli içmiyor, dürüstler en azından. Şuraya çok haklı bir şiir bırakayım Neyzen Tevfik’ten; 

Ne ararsın Tanrı ile aramda

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda

Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne

Yoksa sana bir zararı, içerim

İkimiz de gelsek kıldan köprüye

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet

Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et…

Senin gibi dürzülerin yüzünden

Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma

Atatürk’e dil uzatma sebepsiz

Sen anandan yine çıkardın amma

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz

Aleviler Atatürk’ü de severler. Ben daha Atatürk’ü düşüncelerini benimsemeyen, değer vermeyen, evin bir büyüğü gibi saygı ve hürmetle söz etmeyen, can gibi sevmeyen bir alevi tanımadım. Aleviler üzerinden Atatürk’le alakalı yalanların sayısına girmeyeceğim bile. Ama çüş yani bari dergahları kapattı demeyin, Alevi dergah ve tekkelerini kapatan Atatürk değil, Osmanlı padişahı II. Mahmut’tur. Binlerce dergahı yıkan, yakan bu diktatördür. Tekkelerin bazılarını yok etmeyip yobaz şeyhlere vermiştir. Rıza Zelyut belge belge paylaşıyor bu bilgileri. Açın, bakın, okuyun. 

Aleviler ölüme inanmaz. Onların felsefesinde ölüm yoktur, hakka yürümek, Yüce Allah’ın katına çıkmak vardır. Cennet ve cehennem yerine devriye vardır. Hemen anlatayım. Devriye inancı aslında evrim inancıdır. Kainatta var olan her şeyin büyük bir ışıkla yayılması, yani bip-bang ile başlayan ve bu ışıkla çıkan ruhun dört maddeyle iner; hava, su, toprak, ateş. Sürekli gerçekleşen bu evrimin dönüşümüne inanır. Ten ölesidir lakin can ölesi değildir. Işık Hak’tır. Bilimdir, ilimdir, mumdur, aydınlanmadır. Zifiri karanlıklarını aydınlanarak yok edenler gerçek alevilerdir. Onlara göre biz de birer ışığız ve ölümsüzüz. Cisimden cisime var oluyoruzdur bir şekilde. Bu yüzden sevmezler alevileri. Cahilliğin önünü kapatıyor, insanı bilime sanata teşvik ediyor ya, sevgiye ve barışa inanıyor ya o yüzden ölmeliler çünkü çıkarlarına uymuyor herhalde. Ben başka bir sebep bulamıyorum. Hacı Bektaş Veli’yi andığımız bugünlerde bir başka bilgi daha vereyim size. Alevi ozanları kendine ışık ozanı der. Işıktan aşığa dönüşürler. Alevilikte Cem bir bütün olarak ibadet sayılır.  Cem’de belirli bir süre sonra çerağ yakar, üç defa sembolik olarak süpürge ile postun altına sır edilir. Bu bir uyanmadır. Hakkı anlamaya hazırlık için yaparlar. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Hırka dağında ateşin küllerini serpmesi evrenin kendisiyle, elementlerle özdeşleşmektir. Bir kutsanmadır.

“Madde karanlığı akıl nuru

Cehalet karanlığı ilim nuru

Nefis karanlığı marifet nuru

Gönül karanlığı aşk nuru ( ile aydınlanır)”

İşte alevi kelimesi bu bu alevden gelir. Mutlak varlıkla, Allah’la bütünleştirilmiştir. Bu ışık sonsuz bir döngüyü temsil eder. Hiçbir yeni gelen bu değerleri yok edememiştir. Çünkü bilinç sonsuzdur ve sürekli gelişerek ilerlemelidir. İnsan sömürmek istiyorsam ben de alevileri sevmezdim tabi. Cüzi akıl, insanların bireysel aklı ve şuurudur. Külli akıl ise, bütün insanlığın ortak ve kolektif aklına işaret ediyor. Bilim, bu külli akıldır mesela. Sanat ortak bilinçtir. Kötülüklerle hafızalanan dünyayı tam da bu yüzden bok götürüyor zaten. Pir Sultan’ı idam eden zihniyetin müslümanlığına inanamıyorum ben, bunun için de özür dilemeyeceğim. Şeriat hükümlerini kabul etmeyenleri asmakla müslüman olunmaz. 

Bir insanı layık olmadığı yere koymak zulümdür.” Hz. Ali. 

Şimdi bütün bu saydıklarımı inkar ederek, bastırılmaya çalışan milyonlarca alevinin, insanlık hakları ellerinden alınırken, Selçuklu’dan bugüne inançları kabul edilmezken, dönüştürülmeye çalışarak özgürlükleri ellerinden alınırken, alev alev yanan aleviler için sesini çıkarmazken; kadın-erkek, zengin-fakir ayrımı, ırk ayrımı olmayan, herkesin eşit ve özgür olduğu bir inanca karşı çıkamazsın. Senin inancını sorgularım ben. Cem ibadetiyle sadece bireysel değil toplumsal huzuru da sağlamaya çalışmaları bana daha samimi geliyor. Bugün son derece korkunç politikalara maruz kalıyorlar. Biz doksanlarda sanki her şey yolundaymış gibi ayakta uyutulurken yapılanlardan dolayı utanç duyuyorum. Bugün de aynı şeyler yapılıyor. Osmanlı tarzı uygulamalar bunlar. Kendi inandıkları ve asla uygulamadıkları islam anlayışına zorlamak ne demek? Hani islam dininde zorlama yoktu? Alevi inanç merkezine cami yapıp yobaz imam atasan kaç yazar? Onlarda senin göremediğin kolektif bir bilinç var. Sevgi var, bilgi var! Müzik var! Işık var! İsteseniz de istemeseniz de sizden daha iyi insanlar yetiştirdiklerine şahit olduğum aleviler, varlar! Var olacaklar! Kendine özgün ve özgür bu inancı, insanları rahat bırakın artık. Kiliseyi, camiyi kabul ettiğin gibi Cem evlerini de etmek zorundasınız. Eğer gitmeyen varsa Cem evine rica ediyorum gidin. Gidin ve o insanların arasına karışın. İnsan kendini insan gibi hissediyor. 

Alevilerin bugün sorunlarından haberiniz yoksa paylaşmak insan olarak boynumun borcudur. Alevilik yok sayılmakla kalmadı, insanlar da yok sayıldı. Cem evlerini ibadethane statüsünde saymıyorlar. İş bulma sorunu yaşıyorlar, aş sorunu yaşıyorlar, güvenlik sorunu yaşıyorlar, yaşadıkları bölgelere operasyonlar düzenleniyor, demokratik eylemleri kanlı bitiyor, söz hakları yok. Aleviler aleviyim dediği zaman işe alınmıyorlar. Devlet kurumlarında düzgün yer alamıyorlar. Pasifize edildiler. Bugün 2023 hedefi olarak verilen Alevi çalıştayları hayal oldu. Okullarda din dersinde alevilik hakkında verilen bilgiler skandal. Alevi çocuklarına zorla sünnilik dersleri veriliyor. Muaf olamıyorlar. Ya utanmadılar canların diri diri yakıldığı oteli bile müze yapmak yerine kamulaştırdılar. Anı köşesine katillerin de adını yazdılar. Hacı Bektaş Dergahı, alevi merkezlerini gasp etmişler. Verin alevilere, size ait değil ki? Kendi inancı dışında bütün inanç sistemlerini ve insanları asimile etmeye çalışan bir diyanetin müslümanlığı tartışmaya açıktır kimse kusura bakmasın. Bu ayrımcılık bitmek zorunda. Ne istiyorsunuz siz bu insanlardan? Biz kimiz ki böyle bir korkunç bir muameleyi müslümanlık, insanlık adı altında yapabiliyoruz? Her birimizin insanlık görevidir alevilerin haklarını savunmak. Çünkü onlar haklarını savunmak istediklerinde şiddetin her türlüsüne maruz kalıyorlar. Alevilerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdığı davalar var. Hepsini de kazandılar. Lakin yanlış kararlar bunlar diyerek uygulanmadılar. 

Hacı Bektaş-ı Veli ve niceleri alimdir. Bilgindir. 1281 senesinde Horasan’da dünyaya gelmiştir. Anadolu’ya geldikten sonra önemli isimleri yetiştirmekle kalmamış, Osmanlı kurulurken ahilik teşkilatı ile sosyal yapının gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Mevlana ve Yunus Emre’nin çağdaşı olan bu güzel insandan herkes ama herkes saygı ile söz eder. Anadolu’da müslüman olanlar ve olmayanlar arasında bir bağ kurmayı başarabilmiş bu insanların yolunda, ışığında olan alevilere bunları yaşatma hakkımız var mı? Hacı Bektaş-ı Veli, yüzyıllarca Yeniçeriliğin piri ve manevi koruyucusu olarak bilindi. Yeniçerilerin başarısının ardında bu inanmışlık vardır. Yol gösterici ve yenilikçi insanlara katlanamayışınız cahillikten beslenmekten başka bir şey değil.

Dostumuzla beraber yaralanır kanarız  

Her nefeste aşk ile Yaradan’ı anarız

Erenler meydanına vahdet ile gir de gör

Kırk budaklı şamdanda, kırkımız bir yanarız.”

Yandılar da gerçekten…Biz onlarla birlikte yanamadık ama. Biz onlara çare olmayı beceremedik. Biz her alanda olduğu gibi bunu da yutarak, buna da susarak insanlığımızdan olduk. Bugün halledilecekmiş gibi yapılıp dalga geçer gibi sündürerek ölüme terk edilmiş bir konudur bu. İnkar etmiyorlar da ağzına bal çalıp devam ediyorlar haksızlıklara. Gerçekten biz birbirimize sahip çıkmazsak bize sahip çıkacak kimse kalmayacak. Bizler bile korkunç bir muamele ile karşı karşıyayken aleviler gibi bölünen, inkar edilen insanların yaşadıklarını düşünmek ve empati yapmak bu kadar zor olmamalı. Topyekün bir değişim şart. Reform şart. Eşitlik şart ve esas bir ülkede yaşamak istiyorum ben! Bu ülkede Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin gözaltında işkence ile 27 yaşında öldürülme nedeni hem alevi, hem devrimci hem de satılık olmamasıydı. O polisler bir yıl yatıp çıktılar. Bunun gibi sayısız canilik, faşistlik var. Bugün o gazeteler, Metin gibiler öldü ya da kalemleri kırıldı diye bu haldeler! Bizi birbirimize böldürüp her şeyimizi ele geçirdiler. Her alanda faşist bir ülke olduk. Biz birlik olmazsak bize artık Allah da yardım edemez sevgili müslüman kardeşlerim. Size Umberto Eco’nun Faşizmi anlattığı “Ur-Fascism” adlı makalesinden söz etmek isterim. Ebedi Faşizm olarak adlandırdığı kavramın niteliklerini 14 temel özellikle açıklıyor. Şöyle diyor; “bir sistem içinde düzenlenemezler; birçoğu birbiriyle çelişirken aynı zamanda despotluğun ve fanatikliğin öteki türleriyle benzeşirler. Fakat içlerinden birinin mevcut olması, faşizmin onun etrafında tutunmasına olanak sağlamak için yeterlidir.” Yani burada faşizmin çeşitliliğinden kafa karışıklığı var. Çeşit çeşit faşistlikler vardır. “Yalnızca tek bir Nazizm vardı” ve “faşist oyun pek çok biçimde oynanabilir ve oyunun ismi değişmez” der.  Şimdi size bu maddeleri sıralayacağım; 

  1. Gelenek tutkusu: “Eğer başlıca gelenekselci düşünürleri bulmak isterseniz, faşist hareketlerin izlencesine bakmanız kafi. Nazi ruhani bilgisi gelenekselci, kümelenmeci, esrarengiz unsurlardan beslenmiştir.” der mesela mutlaka kafanızda  benzeyen birileri canlanmıştır. 
  2. Modernizmin reddi: “Aydınlanma, Akıl Çağı, modern ahlaksızlığın başlangıcı olarak görüldü. Bu bağlamda Ur-Faşizm, irrasyonalizm olarak tanımlanabilir”. Bunu zaten tanıdınız. 
  3. Eylem için eylem ekolü: “Eylem kendiliğinden güzel olduğu için, herhangi bir derin düşünmenin öncesinde veya bu düşünme olmaksızın gerçekleştirilmelidir. Zira, düşünmek bir çeşit hadım etmedir.”  Düşünme diyor yani ne gerek var. Sen cahil kal! Tanıdık geldi mi? 
  4. Uzlaşmazlık ihanettir: “Eleştirel ruh, ayrımları yapar ve ayırt etmek modernlik alametidir. Modern kültürde bilimsel topluluk, uzlaşmazlığı, bilgiyi geliştirme biçimi olarak met eder.” Kimse onları eleştiremez, hemen hain olursunuz. 
  5. Farklılık korkusu: “Faşist hareketler ya da henüz başlangıç seviyesindeki faşist hareketler öncelikle davetsiz misafirlere karşıdır. Bu sebeple, Ur-Faşizm tanım olarak ırkçıdır.” Mükemmel özetlemiş, bana söz kalmıyor gerçekten. Umberto Eco gerçek bir hazine, çok seviyorum. Çok müteşekkirim kendisine. 
  6. Toplumsal hüsrandan medet ummak: “Tarihsel faşizmin en ayırt edici özelliklerinden biri, hüsrana uğramış orta sınıftan medet ummaktır. Bu orta sınıf ekonomik krizlerden veya siyasi aşağılamalardan muzdaripti ve daha alt sosyal grupların baskısı tarafından korkutulmuşlardı.” Halkı kederlendirmek ve korkutmak faşizmin en önemli hamlesidir. Her gün kötü haber alıyorsanız bir sebebi var. 
  7. Entrika takıntısı: “Yandaşlar kuşatılmış hissetmeliler. Entrika sorununu çözmenin en kolay yolu zenofobiydi”. Dış güçler… 
  8. Düşman hem güçlü hem de zayıftır: “Sürekli değişen bir retorik odağı sayesinde, düşmanlar aynı anda hem aşırı kuvvetli hem de aşırı zayıflardır”. Ey Amerika! 
  9. Barışçıl politika, düşmanla işbirliği yapar: “Ur-Faşizm’de yaşam için mücadele yoktur, bilakis mücadele için yaşanır.” Canım Amerika! 
  10. Zayıfı aşağılama: “Elitizm, herhangi bir tepkisel ideolojinin tipik bir özelliğidir.”  Herkese ama herkese, göz göre göre halka yapılan budur işte. Herkes bir kahraman olmak üzere eğitilir: “Ur-Faşizm’de, kahramanlık bir ilkedir. Bu kahramanlık kültü, ölüm kültü ile sıkı sıkıya ilişkilidir.” Evdeki yüzde 50’yi zor tutuyoruz. 
  11. Maçoluk ve silahlanma: “Maçoluk, kadını hor görmek anlamına gelir; bununla birlikte, bekaretten homoseksüelliğe kadar standart olmayan cinsel tercihlere karşı tahammülsüzlük ve kınama demektir.” Söyleyecek söz bırakmamak için yazmış adeta. 
  12. Seçici popülizm: “Gelecekte, bir televizyon ya da internet popülizminin olacağı açık. Seçilmiş bir grup vatandaşın duygusal tepkileri, insanların sesi olarak sunulabilicek ve kabul edilebilecektir.” Sık sık konuştuğumuz konu, yabancı değilsiniz. 
  13. Ur-Faşizm aldatıcı bir dil ile konuşur: “Tüm Nazi veya Faşist okul kitapları, karmaşık ve eleştirel muhakeme araçlarını sınırlamak için, zayıflatılmış kelimeler ve basit sözcük dizilimleri kullanırlar.” İşte hep dediğim gibi kelimelerle üzerimizde her şeyi yapabilirler. Kelimeler ve bilgi inanılmaz önemli. Bu yüzden eğitim sistemi berbat. Gelişmemiz engellenmek isteniyor. 

Bunların her birini bize, ayrı ayrı yaparken Alevilere daha büyük şiddetle yok sayarcasına yapıyorlar işte. Çok uzaklarda aramayın, aynanın karşısına geçin ve bakın o suratınıza bakacak yüzünüz varsa tabi. Ben çok kızgınım ve bunun içinde yaşamaktan dolayı çok üzgünüm. Utanç duyuyorum. Bütün bunlar global sorunlar. İnsanlığın tek kurtarıcısı, bilgi ve düşünmektir. Aydınlanma olmadan aynada gördüğünüzden hoşlanmazsınız. İnsanlar gitgide çirkinleşiyor. Bu çürümüşlük bizleri çirkin bir ırka dönüştürdü. Filtrelerle aydınlanmanız yetmez, yetmiyor. Herkes kendini geliştirmeli. Birlikten kuvvet doğar. Özümüzde var biliyor musunuz? Sadece biraz ya, biraz hareket ettirdiğinizde akışa giriyor, özünüze kavuşuyorsunuz. Hacı Bektaş-i Veli’den bir şiir seçtim bu yazının sonuna bırakmak için. O kadar mükemmel derecede doğru bilgi ki insan hayran oluyor. 

Hikmet arar isen özüne bir bak
Arap’ta Acem’de Rum’da arama
Hakikat nurunun aslı hakikat
Aynada yansıyan nurda arama

Özünü bilenler özrü silendir
Turaplık rızayı teslim edendir
Gerçek Abdal Hakk’a hayran olandır
Kibir ile gurur horda arama

Aslolan göze nur gönülden gelir
Sevgi muhabbette asuman erir
Ebedi sevgiyi bu toprak verir
Kudus Arafat’ta Tur’da arama

Varlık ummanında göz ol da bak
Vahdet ateşinde benliğini yak
Ayağa kalkarsan hizmet için kalk
Zulmedenden olup zorda arama

Ben müslüman değilim. Eğer olsaydım sizin inancınıza çok saygım olduğundan Alevi olmak isterdim. Sevgi ve bilgiyle Hak yolunda aydınlanmanız, sanatınız, müziğiniz, ah o güzel seslerinize selam ederim. İnsan olarak size yapılan bu insanlık suçlarının karşısında ve her zaman yanınızdayım. Dilerim bu yazım, bölünmüşlüklere ve ayrımcılıklara ışık olur. Alevi halkının ve bütün asimile halkların, toplulukların kültür ve kimliğini temsil etmeye, korumaya yaşatmaya devam etmelerine yardımcı olmazsam, insan değilim. İnsanı insan yapan bütün değerlerinize, Hacı Bektaş-ı Veli ve sayısız alime, pirlere, evliyalara, bilginlere ve alevilere sevgi ve saygı ile selam ediyorum canlar. 

Kaynak:

https://www.gelincanlar.com/100-soruda-alevilik/

https://tr.boell.org/tr/person/ali-kenanoglu

https://www.yurtgazetesi.com.tr/profil/176/riza-zelyut

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (1)

  • Avatar

    redburn

    ellerine sağlık,bu konuda ki önyargılarımın kırılmasına ve konu hakkında güzel bilgiler edinmemi sağladığından çok teşekkürler (:

    reply

YORUM YAP