“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Alışılmadık Bir İzlenimci: Henri de Toulouse-Lautrec

24 Kasım 1864’te, yani tarihte bugün Fransa’nın güneyindeki Albi kasabasında dünyaya gelir Henri de Toulouse-Lautrec.

Henri, akraba evliği nedeniyle o sırada ne olduğu saptanamayan genetik bir hastalıkla dünyaya gelir. Birkaç yıl sonra doğan kardeşi Richard, 1868’de bir yaşındayken ölür ve anne-babası bu olaydan sonra ayrılır. O da annesiyle birlikte resim sanatında zirveyi göreceği Paris’e taşınır.

Doktorlar bu hastalığın bazen kafanın küçük, bazen bacakların kısa kalmasıyla sonuçlanan piknodisostoz (pyknodysostosis) olduğunu ileri sürerler. Hatta günümüzde hastalığa sanatçının ismiyle Toulouse-Lautrec Sendromu da denilir ve cam kemik hastalığının bir versiyonu olduğu düşünülür.

 

Fernando Sirki: Sirk Müdürü (1887-88)

O dönemde Paris’te revaçta olan sirkler, özellikle ününün doruğunda olan Fernando Sirki ise ününün doruğundadır. Henri de Toulouse-Lautrec (1864-1901)’in atölyesinden pek de uzakta olmayan bu sirk, kısa zamanda birçok resminin konusu olur.

Resimde tamamlanmamışlık duygusu hakimdir. Tombul sirk müdürü, at, binici ve tuvalin kenarlarında budanmış iki boyutlu palyaçolar arasında çarpıcı bir eşitsizlik bulunur. Resmin sağ kenarı belirsizdir, ressam ne yapacağına karar verememiş gibi görünür, hatta boya damlacıkları ve lekeler durmaktadır resmin yüzeyinde.

Hızla resmedilmiştir, ressamın hızı küçük alanda koşuşturan at ve binicisinin hızını yansıtır. Buna karşın Lautrec resmin tamamlandığına hükmederek, böylece sergilemeyi uygun görür. Daha sonra Molin Rouge’daki bir barın duvarını süsleyecektir.

Lautrec’in eşsiz sanat anlayışı ve resmin stilindeki ifade gücü, sanatın gelişiminde, özellikle de duvar afişlerinin bir sanat biçimine dönüşmesinde büyük rol oynar.

Yatak (1892)

Henri de Toulouse-Lautrec, taşrada büyümüş olsa da, 1880’lere gelindiğinde Paris hayatının tam anlamıyla içine dalmış ve gerçek bir şehirli olur. Bu dönemde Lautrec, Paris’in hava karardığında su yüzüne çıkan gösterişi ve “görünenin ötesinde süregelen hayatı” karşısında büyülenir.

Paris’in kafeleri, sirki, genelevleri, dans salonları, insanları; özellikle ressamın, renkli bir girdap gibi dönen vücutlarına boya ve kalemleriyle hayat verdiği Paris kadınları, sanatçıya ilham kaynağı olur. Lautrec bazen haftalar boyunca genelev pansiyonunda kalır, orada çalışanlarla artık arkadaştır. Hayat kadınlarının gündelik hayatlarına ait farklı yönleri tasvir etmeye odaklanıp rastladığı lezbiyen ilişkileri de hassasiyetle ele alır.

1890’ların başlarında Lautrec, lezbiyenleri kendi mahrem alanlarında gösteren bir çizim ve tablo serisi yapar. “Yatak” bu serinin bir parçasıdır. Burada ressam, iki kadının birbiriyle olan konuşmasına hakim olan sonsuz bir rahatlık ve yumuşaklık görüntüsü yaratır. Sanatçı bu insanların hayatlarını resmederken ne onları yargılar ne de yüceltir.

Lautrec, temelde insan karakterinin belgeselini çeken bir araştırmacı gibidir ve yapıtlarının her yerinde insanlarla olan derin duygu birliğinin izleri vardır.

Loie Fuller at the Folies-Bergère

Henri de Toulouse-Lautrec’in Paris’te resmi anlamda sanat eğitimine başlaması Leon Bonnat’ın stüdyosunda olur. Genç ressam kendini Paris’in gece yaşamının hızını kaptırır; şehir, sanatçıyı en çok cezbeden yerdir. 1850 ve 1870 yılları arasında şehir nüfusu iki kattan daha fazla bir artış göstermiş, ikinci imparatorluğun sıkı rejimi sona ermeye yaklaşmış ve gece eğlenceleri coşkun bir hal almıştır.

Lautrec’in kapıldığı renkli karakterlerden biri de dansta öncü bir kimlik olan Amerikalı şarkıcı Loie Fuller’dir. Fuller, 1892 Kasım’ında, Folies-Bergère’de, Paris’te sansasyon yaratan dört müthiş derecede yaratıcı gösteriyle jübilesini yapar. Vücuduna doladığı ipek kumaşlarla duyguları okşayan bir dans gösterisi yapmış, kendi tasarladığı ışık ve aynaları kullanmıştır.

YORUM YAP