“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Anadolu’nun Vefalı Çocuğu Fikret Otyam

”Neden öldürmeli, sevmeli değil? Neden öldürmeli, sevmek diye bir şey varken dünyada?”

Fikret Otyam, Anadolu’nun sevgi dolu, vefalı, aydın çocuğu.

Ressam, gazateci ve yazar kimliğiyle iz bırakan Otyam, 19 Aralık 1926 yılında Aksaray’da iki çocuklu bir ailede dünyaya gelir. Kendisinden sonra bir de küçük kız kardeşe sahip olan Otyam’ın ailesi altı kişilik klasik bir Anadolu ailesidir. Otyam’ın babası Vasıf Efendi, asker ve eczacıdır. Askerlik döneminde İsmet İnönü’nün silah arkadaşlarından olan Vasıf Efendi, saygın bir adamdır. Annesi Naciye Hanım ise ev kadınıdır. Ünlü besteci ve orkestra şefi Nedim Vasıf Otyam ile Nusret Kemal Otyam onun abileridir.

Ortaokulda iken Fransızca öğretmeni olan Emekli Albay Lüleci Haşim Bey “Lenduha ayaklı, cama çeken fotoğraf makinesi”ni Otyam’a hediye eder, böylelikle resim ve fotoğraf tutkusu başlar. Fotoğraf çekmeyi ağabeyi Nedim’den öğrenen Otyam, Aksaray’da arkadaşı ve resim öğretmeniyle birlikte “Foto Üç Yıldız” isimli fotoğrafçı dükkanını açar. Ortaokula kadar Aksaray’da kalan Otyam, lise eğitimine önce Ankara’da başlar. Ankara Atatürk Lisesi’nin gerçekleştirdiği müze gezisi sırasında, yaşanan bir yanlış anlaşılma sonucu, Otyam’ın tarih öğretmeni ona hakaret eder. Bu hakaretin sebebi ise, güya Otyam’ın müzede bulunan Hitit Aslan Ağzı heykellerine dokunduğu hatta tükürdüğü yönündedir.

“Pis köylü, tarladan gelmiş serseri seni! Nasıl tükürürsün?” laflarını işiten Otyam’ın suçsuz olduğu çok sonra anlaşılır.

Fakat, Otyam bir kere soğur bulunduğu durumdan ve okuldan. Bu süreçten sonra iki yıllık bir depresyon sürecine giren Otyam, lise eğitimini sessiz sedasız Kayseri’de bitirir.

Bu dönemde ressam Neşet Günal ile karşılaşır. Resme ilgisi ve yeteneği olduğunu fark eden Neşet Günal, Otyam’a İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmesini önerir. İstanbul’a Devlet Görsel Sanatlar Akademisi için gelen Otyam, aynı zamanda çok değerli sanatçımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun da atölyesinde eğitim alan öğrencilerden biri olma şansını yakalar. O yıllarda kendini tanıyan ve yeteneklerinin farkına varan Otyam, Anadoluyu diyar diyar gezmeyi ve insanını tanıtmayı, geleneği aktarmayı kafasına koyar. Her zaman Anadolu’yu özü bilen Otyam, büyük bir vefa borcu hisseder. İşte bu yüzden tüm eforunu ve konsantrasyonunu çalışmalarına verir. Öğrencilik yıllarında gazetecilik, sanat-edebiyat yazarlığı ve fotoröportajlar yapar. 1950 yılında Son Saat Gazetesinde işe başlayan Otyam, 1953’te mezun olduktan sonra evlenir ve üç kız evladı olur. Sonrasında Falih Rıfkı Atay’ın Dünya Gazetesinde yazarlık yapar. Bu yıllar boyu Anadolu’yu gezen, tanıyan ve tanıtan Otyam, Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal ile röportaja çıkmayı başarır. Gerçekleştirdiği röportajlar ile tanınır ve hissettiği vefa borcunu ödemeye çalışır. Kendini geliştirmeye son derece açıktır. Askerlik günleri bittikten sonra sık sık Ankara’ya gidip gelir ve Ulus Gazetesinde de yazılar çıkartır. Hatta Ulus Gazetesinde yayımlanan ilk yazısının başlığı ‘’Ben Hitit Aslan Ağzı Heykellerine Tükürmedim!” şeklindedir. Otyam, Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanları ile yaptığı röportajları konu alan gazete yazıları hazırlar, daha sonra bu röportaj serilerini “Topraksızlar”, “Gide Gide”, “Ha Bu Diyar”, “Harran ve Irıp”, “Ey Samandağ Samandağ” adlı kitaplarında derleyip yayınlar.

“Yazı bittiği zaman fotoğrafa, fotoğraf bittiği zaman fırçama ulaştım. Hepsi gerçeği anlatmak için. Fotoğraf, gazetecilik, ressamlık eşittir Fikret Otyam.”

Fikret Otyam ve Filiz Otyam

Fikret Otyam ve Filiz Otyam

1977 yılında, fotoğraf sanatçısı Filiz Otyam ile büyük bir aşk yaşayan sanatçımız, aynı yıl evlenir.

Gazetecilik ve yazarlık hayatı boyunca çeşitli önemli gazetelerde çalışan Otyam, daha çok sol kesimin düşüncelerine sahiptir ve sol kesime hitap eden yazılar yazar. Bu mesleği büyük bir özveri ve başarıyla icra eden Otyam, 1979 yılında gerçekleşen Abdi İpekçi suikastinden sonra mesleği bırakma kararı verir. İcra ettiği mesleğin ve dolayısıyla kendinin mevcut sistem tarafından tehlikede olduğunu düşündüğünden emekli olur. Bunun üzerine eşi ile birlikte 1979 yılında Antalya’ya yerleşen Otyam kendini resim sanatına ve kitaplarına adar. Kemalist ve sosyalist düşüncelere sahip olan Otyam, Aydınlık gazetesinde de haftalık köşe yazıları yazmaya devam eder.

Resim onun ilk tutkusudur. Tuvallerinde, kaleminde ve objektifinde de olduğu gibi Anadolu insanını resmeder. Anadolu’ya duyduğu sevgi, onun yaptığı tüm işleri oraya adamasını sağlar. Resimlerinde keçi ve başı örtülü Anadolu kadınlarını figür olarak sık sık kullanır. Anadolu’yu, insanlarını, hayvanlarını, bitkilerini ve çeşitli unsurları işleyen bir ressamdır. Resimlerinde göz figürleri özellikle dikkat çeker. Gözleri büyük ve simsiyah olarak betimlemiştir. Fikret Otyam’a göre, “Dünyada üç tane güzel göz vardır. Birincisi; doğu Anadolu kadını gözü, ikincisi; eşek sıpası gözü ve üçüncüsü; ceylan gözü.” Genellikle gözleri iri olarak betimleyen Otyam, burunları ve ağızları küçük olarak betimlemiştir.

Çoban ve Kadın


Otyam’ın Fırçasından


Harranlı Kadınlar


Peri Bacaları


Semah


Doğudan Manzaralar

“Ben, bütün yüzlerdeki acıyı ve dehşeti olduğu gibi veririm. Benim resim anlayışım oydu. Bir Ankara sergimde, iç hastalıkları profesörü bir hanım dostum var, benden hep resim alır. Sergimize geldi. Ve her sergiden muhakkak ufak ya da büyük bir portre alır. O gün sergiye geldiğinde almadı. Cumhuriyet Gazetesi’nde yazıyorum o zamanlar. Bana ‘Sen, bugün kendi gazeteni okudun mu?’ diye sordu. ‘Okudum’ dedim. O günkü Cumhuriyetin manşeti, ‘Bugün 19 Ölü’. Gençler vuruşmuş, 19 genç hayatını kaybetmiş. ‘Yaaa. Ben, bu gençlere onların acılarına yanarken, düşünebiliyor musun 19 genç can gitmiş, bir de para vereceğim, bu acı suratları alacağım, bu acıları duvarıma asacağım. Ne hakkın var buna’ dedi. Onun bu söyledikleri beni çok düşündürdü. Ve ben kadınlarımı güzelleştirdim. Ama o yüzdeki hüznü getirdim, gözlerine koydum. Hala o minval üzerinden devam ediyorum.”

Ressam kimliğinin yanında fotoğrafçılığı da çok başarılı olan Otyam’ın sanatına bakış açısı toplumsal gerçekçi bir estetik anlayışında ilerler. Popüler estetiklerin ve içeriklerin cazipliğine düşmeden, gerçekçi ve hümanist bir bakış açısı yaratır Otyam.

Türkiye’nin en önemli ve gururla anlatılan projelerinden olan GAP, Urfa insanını özellikle Harran bölgesini susuzluktan kurtarır. Fikret Otyam ise bölge insanının sesi olur, böylelikle birçok insanın hayatını etkiler. 1987 yılında yayınlanan Harran Koçaklaması ve birkaç eserinde daha dert edindiği bu insan sorununa büyük bir önem verir ve çare arar. Hatta döneminde Harran bölgesinde birçok çocuğa “Fikret” ismi verilir.

Lise eğitimini tamamladığı Kayseri’nin Karaözü köyünde “Fikret Otyam Heykeli ve Kültürevi” açılır. Karaözü halkının sesini 50 yıl önce dünyaya duyuran Fikret Otyam, açılışına da eşi ile birlikte katılır.

70 sene boyunca kalem ve fırçayı elinden bırakmayan Otyam, birçok iz bırakır geride. Tam 20 kitabı bulunan Otyam, 5 kez fotoğraf sergisi ve 4 kez resim sergisi açar. Resimleri birçok yurt dışı müzesinde ve özel koleksiyonlarda yer alır. Aynı zamanda 1960’lı yıllarda gerçekleştirdiği ‘’THE VOICE OF TURKISH AUTHORS’’ (KENDİ SESLERİ İLE TÜRK YAZARLARI) adlı muhteşem bir Türkiye çalışması da bulunmaktadır.

Aşık Veysel, Bedri Rahmi, Attila İlhan, Yaşar Kemal, Melih Cevdet, Orhan Kemal, Kemal Tahir gibi birçok önemli değerimiz ile çalıştığı bu nadide eseri ilk önce Indiana Üniversitesi kendi kütüphanesine alır. Sonrasında ise devlet desteği almadan, bağımsız bir şekilde, dünya çapında önemli üniversitelerde yerini alır

Böbrek yetmezliği sebebiyle Antalya’da tedavi gören Otyam, 9 Ağustos 2015’te yaşamını yitirir ve İz Bırakan Aydınlar Gömütlüğü’ne defnedilir.

Çok değerli piyanist ve bestecimiz Fazıl Say, ‘’9 Ağustos 2015 sabahı erken bir saatte Fikret Otyam’ı kaybettiğimizi öğrendiğimde, 28 Şubat 2015’te Yaşar Kemal’in öldüğü gün hissettiklerimin aynısını hissettim. Ölmez ki onlar. Ölümsüzdür bazı ruhlar. Üzülmedim diyemeyeceğim. Ama onun hep bizimle kalacağını bildiğim için korkmadım “ölüm” kelimesinden. Fikret Otyam, türküdür. Anadolu’nun folklorüdür. Yazdıklarıyla, resimleriyle, fotoğrafları, anı notları ile folklorün ta kendisidir Otyam… Resimler yaptı, fotoğraflar çekti, yazdı da yazdı, üretti, durmadan üretti, Anadolu’yu gezdi, insanların elinden tuttu, kültür merkezleri kurdu, elişi bile yaptı. İnsanlar ile yaptı. İnsanlar için yaptı. Sevgiyi, saygıyı, emeği anlatmıştır Otyam. Kendisi de resimleri gibi bir “portre” idi.’’ ifadelerini kullanmıştır onun için.

Birçok önemli ödüle layık görülen Otyam, hayatını ve başarılarını tırnaklarıyla kazıyarak ve büyük bir emek vererek kazanmıştır. Hayata kalbinin sesi ile bakan, her canlıya saygı duyan bir halk aşığıdır. Önce kalemi, sonra fırçası ve objektifiyle insanın ve iyinin peşine düşmüştür. Kendine özgün yeteneği ve güçlü tarzı ile muhteşem eserler bırakmıştır bizlere.

“Ne kadar oturursak oturalım,
sonu gitmektir dostlar,
sefa ile uğurlayın bizi.” 

Saygıyla ve sevgiyle.

2001 yılının Temmuz ayında Sakarya'da doğdu. Sakarya Üniversitesi'nde Görsel İletişim Tasarımı 2. sınıf öğrencisi. 10 yıl kadar karate branşı ile uğraştı. Milli sporculuk geçmişi var ve 2017 yılında dünya üçüncüsü oldu. Sanatın her alanına duyduğu ilgiyle okuduğu bölümü entegre ederek daha da gelişmeyi hedeflemektedir. Özellikle sinemaya çok ilgi duyuyor. Bilgilenme, farketme, tanıma ve üretme süreci hayatının her anına eşlik ediyor.

YORUM YAP