“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

ANDY WARHOL

A merika’ya tapıyorum. Benim resmim, bugün amerika‘nın üzerine inşa edilmiş olduğu kişiliksiz, kaba ürünlerin ve sakınması olmayan maddi nesnelerin ifadesidir. Bizi ayakta tutan, yararlı fakat dayanıksız simgelerin, alınıp satılan her şeyin yansıtılmasıdır. Sanat metadır ve meta olduğunu işaret eder.”

Kapitalizm, en büyük insan ayrımcılığını yaparken bir yandan bu böldüğü, sınıflara ayırdığı insanları, popüler kültür adı altında buluşturmuş, tüketim çılgınlığının yolunu açmıştır. Bu ikiyüzlü sistemin tüketim metalarını kendince sanata dönüştürdüğünü zanneden, yukardaki sözleri sarf edebilen  Warhol, bir sanatçıdan çok kapitalisttir gözümde.

Nesnelliğe tapınma haline sanat diyerek kapitalizme övgüden öteye geçememiş biridir. Zaten hayatı da tam da kapitalizmin direttiği şekilde yaşamıştır. Biri sanattan çok, parayı seviyorsa benim için anlamını yitiriyor.

Freud’un dile getirdiği travmatik gerçekliği yaşatıyor Warhol. Sanatının kimseye bir faydası yok. Kapitalizm ve onun canı, pazarlama dünyası dışında. Açıkçası çok vizyoner ya da deha değil sanat açısından, pazarlama açısından bir dahi olduğunu söylemek daha doğru olacaktır bana göre.

“Bu ülkenin başlattığı en güzel gelenek, zenginin ve fakirin aynı şeyleri tüketmesi.Televizyon izleyip Coca Cola görebilirsin ve bilirsin ki Başkan da, Liz Taylor da bunu içiyor. Kola koladır ve hiçbir miktarda para ile daha iyi bir kola alamazsın. Bütün kolalar aynıdır ve güzeldir; bunu Başkan’da bilir, Liz Taylor’da bilir, dilenci de bilir, sen de bilirsin.”

Popüler kültürde hemen her şey satılabilir, satın alınabilir ve sanat eseri nasıl olabilir? Domates çorbası ya da dün ölüm yıldönümü olan Marilyn Monroe, bir malzeme mi? Bir de utanmadan bu yüzyılın Mona Lisa’sı diyenler var. Warhol, toplumsal başarılara sahip hassas kişileri ön plana çıkartarak ticari amaçlar doğrultusunda sömürmüştür. Bu, tam olarak kapitalizmin taktiğidir.

Sanat üretimi yapmak hayaliyle kurduğu fabrikada, kapitalizme hizmet ederek çılgın partiler yapmayı tercih etmiş, plastik sevgisi aşılamıştır; “Los Angeles’i seviyorum. Hollywood’a bayılıyorum. Hepsi çok güzeller. Herkes plastik ama plastiği seviyorum. Ben de plastik olmak istiyorum.” Şimdi burada ben plastik kullanımına teşvik ve özendirme dışında bir şey okumuyorum açıkçası.

O yıllara giderek ele alacak olursak 1960’lı yıllar, kitle iletişim araçlarının haberleşmenin ve kapitalizmin zirve yaptığı dönemler. Pazarlama ve reklama dair ne kadar imge varsa sanat da kullanılarak insanlara empoze ediliyor. Pop Art böyle zamanlarda doğuyor işte; tüketici toplumu, seri üretimi ve yaratılan kusurlu, kötü sistemi yansıtmayı amaç edinmiş gibi gözükse de ben, açıkçası bu akımı destekleyici görüyorum. Resmen övgü gibi… En trajikomik olan ise kapitalizmin ve tüketim toplumunu eleştirirken sanatta böyle bir tüketim başlatmış olmaları. Son derece sığ!

Warhol, postmodern sanat ve estetik anlayışının öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. İnsan gerçekten hayret ediyor. Andy Warhol’un, resimlerinde kullandığı serigrafi tekniği ile film yıldızları, amerikan toplumunun çok iyi bildiği kişiler, suçlular, otomobil kazaları, elektrikli sandalyeler kullanarak makineleşmiş toplumu yansıttığını düşünmüyorum. Makineleşmeye övgüsünü dile getiren bir reklamcı gibi adeta.

Mutlaka benimle aynı fikirde olmayan, sanat hakkında derin ve ulvi bilgileri olan insanlar karşı çıkıp okurken hadi oradan diyecektir. Sevdiğim tek şey, hiçliği merkeze oturtup sadece el yapımı şeylerin sanat olmak zorunda olmadığını kanıtlaması. Bu meydan okuma hali, güzel ama eleştirel bilinçten çok çok uzak.

Lakin bu meydan okuma sırasında sanatı değersizleştirirken kapitalizmin eserlerine, sanatla aynı değeri vermesi kabul edilebilir değil. Bu yapay yaşamın sanatı olamaz. Pop-Art’ın öncüsü olurken popüler kültürün esiri olması ironiktir. Kendi gibi, sanatıyla birçok insanı da bu girdabın içine çekmiştir. Tam da amerikanın sanat anlayışına layık biridir. Sanatı, parayla teslim etmiş, güya felsefi boyutlarda sanatı ortamın bir parçası haline getirmiştir. Kendisini bir proje olarak görüyorum açıkçası. Sanatına da saygım yok, pazarlama dehası oluşuna saygım var.

Sanatın ulaşılabilir, estetik, felsefi, derin, özgür olmasını seviyorum. Maalesef bunu göremediğimde sanat, bir şeyin eseri olmuş demektir. Özgür olmayan bir sanat eserini, sırf özgün diye sevecek değilim. Özgürlüğün unutturulmaya çalışıldığı bir dünyada, kapitalizme hizmet eden hiçbir şey değerli olamaz. Bugün bilmediğiniz sayısız sanat eseri varken toplumun sanatsal belleğine kapitalist iğrençlikleri yüklemek insanlık suçudur. Kapitalizmin yarattığı duygusuzluğu resmetmemiş, duygu hissettiğimiz şeyleri basitleştirerek hisleri öldürmüştür. Değersizleştirmiştir. Örneğin; Marilyn’e hayattayken bir mal gibi davrananlara hizmet ederek öldükten sonra bile kullanmıştır.

Ben galiba sadece Andy Warhol’u değil, pop-art akımını da sevmiyorum. Kapitalizmin ve yarattığı ucuz, sığ, çiğ popüler kültürün hayatlarımıza enjekte edilmiş en büyük zehir olduğuna inanıyorum. İstediği kadar sanatçı metafor olarak kullansın nesneleri, sanat camiasında kendince anlamlandırılabilir lakin topluma sadece ve sadece zararı olması kaçınılmazdır. Milyarca insan, metafor ne onu bile bilmezken bildikleri kadarından çıkaracağı anlam, kapitalizme hizmet etmekten öteye geçmeyecektir. Toplumu bilen ve sorumluluk almayan sanatçılar, eserlerini sanattan saymasın. Toplumun algısının yönetildiği ve  sanatın paraya hizmet ettiği zihniyetin ederi de değeri kadardır.

Pop-art bir sanat akımı değil, gerçekliğin yok edilmesine hizmet eden algılarla oynanan bir süreçtir. Elbet bir gün modası geçecek, seveni azalacaktır. İşte o gün gerçek, gerçekte ortaya çıkmış olacaktır.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP