“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

ANONİM ANNELER, ÖZGÜR KIZLAR, VIRGINIA WOOLF

“İsterseniz kütüphanelerinizi kilitleyin; ama aklımın özgürlüğüne koyabileceğiniz hiçbir kapı, kilit, sürgü yok.”
Virginia Woolf
Büyüleyici bir kalemdi onunki; heyecanın, acının, güzelliğin, korkunun yani kendi deyişi ile Modern Çağ’ın yazarıydı Woolf. İngiliz Edebiyatı’nın ağırbaşlı ve kayıtsız varsayımlarına başkaldıran modernist bir yazar olarak eser verdi. Şehircilik, teknoloji, savaş, tüketicilik, aile hayatı… Bunların baskın olduğu yeni dünyayı ancak yeni türde bir yazar anlatabilirdi ona göre. Joyce ve Proust gibi o da son derece yaratıcı ve korkusuzdu. Kitapları ve denemeleri 20. yüzyılın heyecanını ve dramını güçlü bir şekilde iletiyordu.
Woolf’un ailesi edebiyatçılardan ve sanatçılardan oluşan bir çevreyi evlerinde ağırlarlardı. Woolf çoğunu kendini beğenmişlik ve dar kafalılık ile suçluyordu. Woolf ve kız kardeşi, erkek kardeşleri gibi Cambridge Üniversitesine gidemediler, izin yoktu. Onun yerine babalarının çalışma odasından çaldıkları ile kendilerini eğitmeleri gerekti.
Shakespeare’in onunla söz yarıştıracak bir kız kardeşi olsaydı o da okula gider miydi? Eserleri sahnelenir miydi? Kendine Ait Bir Oda kitabında Woolf, bunun imkansız olduğunu öne sürer. Ortaya koyduğu kurgusal kız kardeş, ağabeyi şöhrete ve üne kavuşurken terk edilmiş ve anonim olarak kalır. Bu düşünce deneyinde Woolf, kısıtlanmış dehanın trajedisini sergiler ve bu saklı hikayelerin ipuçları için tarihi tarar. Boğulan cadılar, şifalı otlar satan bilge kadınlar, tarihe geçen bir adamın mütevazı annesi, bunlarla karşılaştığımızda kayıp romancıların, bastırılmış şairlerin izindeyizdir ona göre. Dışlanma ve eşitsizlik yüzünden elden yitirilmiş büyük sanat eserlerinin olduğu bir dünyayı duyumsatır Kendine Ait Bir Oda.
Adeline Virginia Stephen, 1882’de geniş ve zengin bir aileye doğduğundan, bir sanat yaşamı kurması mümkün olmuştur. 1895 yılında annesini kaybeder. Sonrasında ailesinden ölüm haberleri on yıl boyunca art arda gelir, kız kardeşini, babasını ve ağabeyini de kaybeder Woolf.  İlk depresif epizodu böylece ortaya çıkar ve hastaneye yatırılır. Bu depresyonda üvey kardeşi George Duckworth tarafından uğradığı cinsel istirmarın da payı vardır. Hastalığına rağmen Woolf önce bir gazeteci sonra da bir romancı olacaktır.
Genç bir kadın olduğunda Londra’daki Bloomsbury bölgesinde kardeşleri ile bir ev tutar. Bu ev sayesinde yaratıcı insanlardan oluşan bir arkadaş çevresi oluşur; E.M. Forster, Clive Bell, Roger Fry, Leonard Woolf… Bu arkadaşlar Bloomsbury Grubu olarak adlandırılmaya başlanır. Virginia ve Leonard Woolf, 1912’de evlenirler.
Virginia ve Leonard, Hogarth Press adını verdikleri küçük bir el matbaası satın alırlar ve yemek odalarında kitaplar basarlar onunla. Woolf’un radikal romanları ve politik denemeleri bu matbaadan çıkar. Freud’un eserlerinin ilk tam İngiliz baskısı da… Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasında en ünlü eserlerini verir Woolf, Bayan Dalloway, Deniz Feneri, Orlando ve denemesi Kendine Ait bir Oda.
Bloomsbury Grubu modernizm akımın da önemli isimlerdir; gerçekliğin temsil edilmesi konusunda sınırları zorlayan kültürel bir hareketin önemli parçaları olurlar. Bilinç akışı kullanırlar, içsel monologlara yer verirler, zamansal bozulmalara, çoklu veya değişen perspektiflere başvururlar. Ezra Pound, Gertrude Stein, James Joyce ve Virgina Woolf’un eserlerinde çokça görülen unsurlardır bunlar.
Joyce’un Ulysses romanını okurken Bayan Dalloway’i yazmaya başlar Woolf. Ulysses gibi bir günde geçer metin, sıradan görünen bir başlangıçtan hemen sonra karakterlerin travmatik geçmişlerine dalar. Woolf pek çok eserinde sıradan görünen anları psikolojik bir zenginliği açığa çıkarmak için ustaca kullanır. Dalgalar romanında, 6 karakterin anlatımları arasında çok az fark vardır, Woolf kolektif bilinç ile deneyler yapar burada, kimi zaman altı sesi tek bir sese bürür. Dalgalar’da altı kişi bir kişi olabilirken cinsiyet kimliklerine meydan okuyan Orlando’da tek bir karakter birden çok kimlik edinir. Ana karakter bir şairdir, cinsiyetler arasında geçiş yapar ve 300 sene boyunca yaşar. Kimliğe çarpıcı yaklaşımı ve akıcı diliyle Orlando cinsiyet çalışmalarında hala önemli bir metindir.
Woolf, İngiliz Edebiyatı’nın en başarılı gözlemcilerinden biri olmuştur. Bizlerin önemsiz görerek yanından geçip gittiklerinin aslında ne kadar derin ve muazzam olabildiklerini çarpar yüzümüze. İngilizce dili, iş Hamlet’i ve Lear’in trajedisini anlatmaya gelince kükrerken ürpertiler, baş ağrıları, bedensel acı söz konusu olduğunda suskunlaşmakta, hayatın somut gerçeklerini ve onlara dair düşünceleri ihmal etmektedir o zamanlar. Woolf, kendine bu dalı zenginleştirmeyi iş edinir, tüm kırılganlığı, karmaşıklığı ve bedensel duyumları ile insanı anlatır. Hassasiyetini daha yüce bir sanat biçimi kurmaya adar ve bu konuda başarılı da olur. Derinliğe bunca iyi inebilmesinde gündelik olana dair ince bir duyarlılık ve geniş bir kabul taşıması etkilidir.
Virginia Woolf hem denemelerinde hem de kurgusunda öznel olanın kaygan doğasını kelimelere dönüştürür. Karakterlerinin dış dünyaları ile uyuşmayan derin iç yaşamları vardır. Karakterlerinin çoğu gibi Woolf’un hayatı da acı bir sona temas eder, 1941 senesinde, 59 yaşında psikolojik durumuna tahammül edemeyerek bir nehirde kendisini öldürür Virginia Woolf. Karakterleri fiziksel gerçekliklerinin ötesine taşabilen varlıklardır ve Virginia Woolf’un eserleri bize içsel yaşamlarımızı birbirimize göstermenin önemini anlatır.
“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..”
Virginia Woolf

Kaynak 1: School of Life
Kaynak 2: TedED

MSGSÜ Sinema TV’de eğitim aldı. Prodüksiyon ve post prodüksiyon alanlarında çalıştı. Bugün, editör, çevirmen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUM YAP