“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Antarktika’yı Anlamak

Dünyanın en soğuk, en rüzgarlı ve en kurak kıtası “Antarktika”. Ne bir hükümeti, ne de yerli bir nüfusu var. Yerküredeki tüm buzun yüzde doksanının bulunduğu en güneydeki kıta, abdnin 1,5 katı büyüklüğündeki bir alana sahip. Orada sadece iki mevsim yaşanıyor: Yaz ve kış. Kıta aslında bir çöl; çok fazla yağmur veya kar yağışı da olmuyor. Buzullar, buz rafları ve buzdağlarıyla kaplı. Kıtada yaşayabilen tek bitki türü ise yosun.

Bu donmuş kıta, aslında dünyanın nasıl çalıştığını anlamamızın bir anahtarıdır, diyebiliriz. Dünyadaki içilebilir suların %70’inden fazlası, Antarktika buzullarının içinde saklı. NASA, uzaktan algılama yoluyla izlediği bir buzdağının, Kaliforniya’nın 1100 yıllık su ihtiyacını karşılayacak kadar büyük olduğunu ifade ediyor. Antarktika suları dünyanın en verimli canlı rezervine de sahip. “Krill” adı verilen ve Antarktika ekosistemi içerisinde çok önemli yeri olan plankton türü, açlık tehlikesi ile karşı karşıya bulunan “üçüncü dünya ülkeleri” için önemli bir besin kaynağı olarak kabul ediliyor; yani arktik sular geleceğin besin rezervlerini de sunabilecek bir kaynak sağlayabilir. Jeologlar tarafından desteklenen tahminlere göre, kıtada zengin doğalgaz ve petrol kaynaklarının olduğu fikri de oldukça yaygın. Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı verilerine bakıldığında; kıtanın doğal kaynakları ile ilgili şu bilgilere ulaşılıyor:
  • Demir cevheri, krom, bakır, altın, nikel, platin ve diğer mineraller ve kömür ve hidrokarbonlar (bilimsel araştırma haricinde mineral kullanımı Antarktika Anlaşması Çevre Protokolü ile yasaklanmış),
  • Krill, buz balığı, diş balığı ve yengeç bulunuyor kıtada. (Bu canlıların avlanmasına ilişkin ise Yaşayan Deniz Kaynaklarının Korunması Komisyonu (CCAMLR) tarafından denetlenen ticari balıkçılık faaliyetleri yürütülüyor).
Antarktika tamamen buzullarla kaplı olduğundan, üzerinde bitki yetişmese de kıtanın iklim koşullarına ayak uydurmuş bazı hayvan türleri var. Penguen, fok, martı, balina gibi canlılar, okyanustaki balık ve planktonlarla beslenerek hayatlarını idame ettiriyorlar (sanılanın aksine kutup ayıları bu bölgede yaşamıyor).
İklim şartlarından dolayı kıta üzerinde ulaşım son derece zor. Genellikle kar motorları ve ATV’ler kullanılarak ulaşım sağlanıyor. Antarktika’da herhangi bir otel de yok. Buraya gitmek isteyenler için, bir ülkeye giriş yapmadıklarından vize alma işlemine gerek olmuyor. Spekülasyonların ateşlendiği alan ise kutup dairesi içerisinde kalan bölge. Bu bölge ziyaretçilere kapalı. Kıtaya geziye gidenler sadece kıyı bölgelerini görebiliyorlar. Jeologların genellikle bu ziyarete kapalı alanda çalışmasının en önemli nedeni, bağlı bulundukları devletlerin gerçekte buzun altında ne olduğunu bilmek istemesi. Bazı tahminler Antarktika’daki petrol miktarının, Kuveyt veya Abu Dabi’den çok daha fazla olabileceğini gösteriyor. Ayrıca, Antarktika’da gökyüzü alışılmadık derecede açık ve radyo paraziti yok – derin uzay araştırmaları ve uydu takibi için ideal bir ortam sunuyor bu durum. Kıtadaki coğrafi koşulların; uzaktan kontrol edilebilen silahların kullanılması için uygun bir zemin yarattığını düşünenlerin sayısı da az değil. Dünyamızın iklimi ve okyanus sistemleri üzerindeki etkisi de Antarktika’yı vazgeçilmez bir merkeze dönüştürmüş durumda. Hal böyle olunca; dört kilometre kalınlığındaki buz tabakasına hapsolmuş, gezegenimizin ikliminin son bir milyon yılda nasıl değiştiğine dair eşsiz bir kayıt defteri olan bu kaynaktan yararlanmak isteyen ülkeler, II. Dünya Savaşı’nın ardından, kıtayı bilimsel araştırmalarda kullanılan bir yere dönüştürdüler. Birçoğu, bilimsel araştırmaları desteklemek için yıl boyunca ya da mevsimlik bazda kullanılacak çeşitli istasyonlar, kamplar ve sığınaklar kurdular kıtada. Bu ülkelerden yedi tanesinin (arjantin, avustralya, şili, fransa, yeni zelanda, norveç ve irleşik krallık), Antarktika’da bölgesel hak iddiasında bulunmasına rağmen, diğer ülkelerin çoğu bu iddialara karşı çıktı. 1959 yılında, kıtadaki ulusların faaliyetleri için yasal bir çerçeve oluşturmak amacıyla “Antarktika Antlaşması” imzalandı; 1961’de bu antlaşma yürürlüğe girdi. Antlaşma sayesinde, Antarktika tüm askeri faaliyetlere kapatılıp (ne yazık ki bazı ülkeler bu kuralı günümüzde ihlal etmektedir), bilimsel bir koruma alanı olarak kabul edilmiş oldu. Daha sonrasında; Antarktika’nın uluslararası yönetimi ile ilgili “Antarktika Antlaşması Çevre Protokolü” (bu protokol ile kıtada madencilik yapılmasının önüne geçilmiştir) ve “Antarktik Deniz Yaşamı Kaynaklarının Korunması Sözleşmesi” de yapıldı. Antlaşmaya taraf olan (son verilere göre) 54 ülke var. Bu devletlerin 29’u danışman üye statüsünde ve her yıl düzenlenen Antarktika Antlaşması Danışma Toplantısı’ndaki karar alma sürecinde oy hakkına sahip. Diğerleri ise istişari olmayan danışman üye statüsündeler. Ülkemiz, Antarktika Antlaşmasın’nı 1995 yılında imzaladı ancak Türkiye, istişari olmayan üye (Non-ATCPs) sıfatı ile antlaşmaya taraf oldu. Bu da demek oluyor ki; ülkemizin Antarktika’nın geleceği üzerinde söz hakkı henüz bulunmamakta. Bu konu ile ilgili 2019 yılında yeni açılımlar gerçekleştirildi. Türkiye, Şubat 2019’da 3. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında, Antarktika’daki Horseshoe Adası’nda geçici Türk Bilimsel Araştırma Kampını kurmayı başardı. Bu seferler sayesinde gözlemci üyelikten “danışman üye” sıfatına geçme hazırlıklarımızın olduğunu söyleyebiliriz.
Araştırma ekipleri dışında, normal insanların olabildiğince uzak tutulduğu Antarktika’nın tarihine bir bakacak olursak, fikri ilk ortaya atanların eski Yunanlılar olduğunu söyleyebiliriz. Yunanlılar, küre şeklinde bir dünya hakkında geliştirdikleri metotlara dayanarak silindirik haritalar oluşturuyorlardı. Arktos yani büyük ayı takımyıldızının altında dünyanın kuzeyinin bulunduğunu anlamışlardı ve dünyayı dengelemek için tam tersi istikametinde ona benzer bir soğuk güney kara kütlesi olması gerektiğine karar vermişlerdi.
1929 yılında ise ülkemizde ilginç bir gelişme yaşandı. Topkapı Sarayı’nda envanter çalışmaları yapılırken, dönemin Müze Müdürü Halil Ethem Eldem; ünlü denizci ve kartograf Piri Reis tarafından 1513 yılında hazırlanmış olan bir haritayı ortaya çıkarttı. Piri Reis’in 1526 yılında hazırladığı Kitab-ı Bahriye’si üzerine çalışan Prof. Dr. Paul Kahle danışmanlığında orijinalliği tespit edilen bu harita, 1931’de Leiden’de düzenlenen ‘Şarkiyatçılar Kongresi’nde dünyaya duyuruldu. Haritanın barındırdığı gizem, bilim dünyasını oldukça karıştırdı çünkü Piri Reis, kara kütlesini 6000 bin yıl önce henüz buzullarla kaplanmamışkenki hali ile çizmişti. Böylece haritanın bilim dünyası ve kartografya tarihi açısından önemi tartışılmaya başlandı. Keene State Koleji’nin ünlü profesörü Charles Hapgood, 1960’lı yıllarda yazdığı ‘Eski Deniz Krallarının Haritaları’ adlı kitabında, Piri Reis haritası ile ilgili teorisini ayrıntılarıyla aktardı. Hapgood’a göre; 16. yüzyılda sadece astronomi ve geometri bilgisi ile enlem ve boylam hesabı yapılabildiğinden, buzullaşma öncesini gösteren bir Antarktika tasviri çizmek imkansızdı. Profesör, haritanın bu nedenle bilinen herhangi bir gelişmiş dilden veya ileri medeniyetten öncesine (yani M.Ö.4000 öncesine) uzanan materyallere dayandığını öne sürdü. O zaman Mezopotamya uygarlıkları tarihte bilinen ilk uygarlıklar olamazdı ve daha öncesinde de medeniyetler kurulup son bulmuş olmalıydı. Bu teori, tarih öncesi bir medeniyetin büyük deniz yollarını dolaşacak ve dünyanın haritasını oldukça doğru bir şekilde çizecek teknolojiye sahip olduğunu iddia etmiştir. Hapgood, kendi varsayımlarını haritaya uyarlamaya çalışması ile ilgili çok fazla eleştiri topladı. Şimdiye dek de bu tür teorileri destekleyen hiçbir kanıt bulunamadı.
Antarktika’nın keşifsel tarihine göz atacak olursak; 1773’te James Cook adlı denizciyi burada anmamız gerekir. Cook, Antarktika’nın etrafını dolaştı ve buzdağlarında bir kıtanın var olması gerektiğini gösteren kaya birikintileri buldu. 1800’lerin sonlarından 20. yüzyıla dek birçok keşif gezisi peşi sıra devam etti. Bunlar temelde deniz keşifleriydi ve aynı dönemde avrupanın her yerinden gelen fok ve balina avcıları, Antarktika ve Alt Antarktik Adaları’nın çeşitli bölgelerinde avlanmaya başlamıştı. Ancak kıtanın varlığı 1820’lerin başlarına kadar da doğrulanamamıştı. Kıtaya ilk kimin ayak bastığı konusunda tartışmalar olmakla birlikte, ilk ayak basmanın 1820 yılında, Rus İmparatorluk Donanması’ndan Fabian Gottlieb von Bellingshausen ve Mikhail Petrovich Lazarev öncülüğündeki ekip tarafından yapıldığı resmi olarak kabul görmektedir.
Antarktika’ya giden ilk Türk vatandaşının kim olduğunu merak ettiğimizde ise Prof. Dr. Atok Karaali ile tanışırız. Kendisinin, 1967 yılında zor şartlar altında yaptığı bilimsel çalışmalar nedeni ile çalıştığı bölgeye ‘Karaali Kayalıkları’ adı verilmiştir. Antarktika’da Türk adı taşıyan bir başka yer de ‘İnan Tepesi’dir. Prof. Dr. Ümran İnan, dünyanın “iyonosfer ve atmosfer fiziği” konusunda önde gelen uzmanlarından birisidir. 80’lerde Stanford Üniversitesi’nde görev yaptığı dönemde, Antarktika’nın atmosferiyle ilgili bilimsel çalışmaları nedeniyle, oradaki 2451 metre yüksekliğindeki bir tepeye ‘İnan Tepesi’ adı verilmiştir.

Antarktika’nın buzullardan ibaret olduğunu düşünmek yanlış olacaktır. Nitekim kıta oldukça ilginç gerçeklerin yaşandığı bir yerdir:

  1. Sürüngenler kendi ısılarını üretemezler, bunun yerine ortamdaki ısı kaynaklarına güvenirler. Hiçbir sürüngen, Kuzey Kutbu ikliminin zorluklarına dayanacak şekilde evrimleşmediğinden; Antarktika, üzerinde sürüngen yaşamayan tek kıtadır.
  2. Kıtada, kırmızı renkte akan bir şelale vardır (Blood Falls). National Geography ekibinden Erin Pettit tarafından, buzulun altından görüntüleme tekniği ile elde edilen çekimler sayesinde bu nehrin neden kırmızı aktığı bulunmuştur. Buradaki buzul altı nehirleri ve gölleri demir bakımından oldukça zengin ve yüksek oranda da tuzlu olduğundan, şelale de kırmızı renkte akmaktadır.
  3. Sadece tek bir böcek türü yaşamaktadır burada; “Belgica antarctica”. Uçamayan ve boyutu bir santimetreden kısa olan bu böcek türü, yılın dokuz ayını buzulların içinde geçirebilmektedir. Ayrıca bu canlı bir ay boyunca oksijensiz kalarak da yaşayabilmektedir.
  4. Dünyanın en eski spermleri Antartika’da keşfedildi. Fosilleşmiş bir kozanın içinde bulunan ve 50 milyon yıl öncesine ait olan spermler bir solucana aittir.
  5. 1977’de şili devlet başkanı Augusto Pinochet, ülkesinin bölgedeki hakimiyetini iddia edebilmek için, hamile bir anneyi Antarktika’ya doğum yapması için yolladı. Silvia Morello de Palmatarihte kıtada doğum yapan ilk kadındır ve 7 Ocak 1978’de Emilio Palma da orada doğan ilk kişidir. arjantin hükümeti, Emilio’nun doğumundan sonra Antarktika’yı içermeyen herhangi bir arjantin haritası kullanımını yasakladı.
  6. Buzların erimesi bölgedeki yerçekiminin de kaymasına neden olmuştur. Evrende bulunan bütün maddeler birbirlerine çekim kuvveti uygulamaktadırlar. Bir buz tabakasının çok fazla kütlesi vardır ve bu nedenle etrafındaki su üzerinde büyük bir çekim kuvveti oluşturur. Antarktika buz tabakaları eridikçe, yerçekimi kuvveti de bu nedenle azalır. Dünya’nın yerçekimi alanındaki bu değişiklik, düşük enlemlerde deniz seviyesinin yükselmesine de neden olur.
  7. Antarktika’nın altında, yerkürenin çekirdeğinin sıcaklığıyla donması engellenmiş 400’e yakın göl bulunmaktadır. Bu buzul altı göllerinin, kalın buz tabakasının altına sıkıştırılmış benzersiz bir sıvı su ekosistemi oluşturduğu gözlenmiştir.
  8. Dünyanın en güneydeki tek aktif yanardağı olan “Mount Erebus”, beyaz kıtanın üzerine lavlarını mikroskobik saf altın kristalleri şeklinde saçmaktadır. Yanardağ, abd Araştırma Merkezi’ne de oldukça yakındır.
Antarktika, bilimsel ilerlemelerin ve ilginç keşiflerin merkezi olmasının yanı sıra komplo teorileri ile de hep anılagelmiştir. İnsanların az bildiği şeyler hakkında çok fazla fikir üretebilmesinden kaynaklı olsa gerek; Antarktika ile ilgili, uzaylılardan UFO’lara, gizli hükümet üslerine ve bazı garip piramitlere kadar uzanan komplo teorileri şekillenmiştir. Bu teorilerin en yaygın olanları şöyledir:
  1.  2016 yılında, Antarktika’da çekilen, üç piramidin fotoğraflarının internette yayılmasının ardından komplo teorisyenleri, piramitlerin Antarktika’da 100.000 milyon yıl önce yaşamış olan, keşfedilmemiş bazı eski uygarlıklar tarafından inşa edildiğini iddia ettiler. Antarktika’nın dünyanın eksen kaymasından önce ekvatora yakın olduğunu ve bu nedenle yaşam koşullarının daha yaşanabilir olduğunu söylüyorlardı. Bilim insanları ise bu piramit görünümlü oluşumların dağlar olduğunu söylemekte.
  2.  nazilerin Antarktika’da gizli bir üsleri olduğuna dair bir komplo teorisi var. Bu fikir Nazilerin, kıtaya 1938 civarında, yeni balina avlanma alanları aramak için gemi göndermeleri bilgisinden sonra şekillenmiş olabilir. nazilerin oradayken, birkaç yeraltı mağarası ve nehrini keşfettiği ve burayı gizli bir şehre dönüştürdüğü iddia edilmektedir. Bazı komplo teorisyenleri, Hitler’in savaşı kaybettikten sonra bu gizli üsse kaçtığını söylemektedir. Bu teorinin takipçileri, nazilerin bir şekilde, gizli üslerinde uzaylı teknolojisine el koymayı başardıklarını da düşünüyor. Tabii ki bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıtları yok.
  3.  Bazı komplo teorisyenleri, efsanevi Atlantis’in Antarktika’nın altında olduğunu iddia ediyor. Bu fikir -yazının başlarında bahsi geçen- tarihçi Profesör Charles Hapgood’un Antarktika’nın keşfedilmemiş bazı eski uygarlıklara ev sahipliği yaptığını öne sürmesinden sonra ortaya atıldı. Komplo teorisyenleri, Hapgood’un haklı olduğunu iddia ettiler ve o eski medeniyetin aslında bugün buzullar altında kalan Atlantis olduğunu da eklediler. Graham Hancock’un 1995 yılında, ‘Tanrıların Parmak İzleri’ adlı çalışmasında, Atlantis halkının Aztek, Maya ve Mısır imparatorluklarını kurmak için Antarktika’dan göç ettiğini söylediğini de buraya ekleyelim.
  4.  2019’da, NASA ve Alman Havacılık ve Uzay Merkezi’nden bir ekip, Antarktika’nın donmuş topraklarının derinliklerinde bir krater keşfettikleri bildirdi. Krater, ilk olarak 2006’da Antarktika’nın uydu görüntülerinin analizi sırasında keşfedilmişti aslında. Bilim insanları kraterin, milyonlarca yıl önce Dünya’ya çarpan ve dinozorların yok olmasına neden olan asteroitlerden biri tarafından oluşturulduğunu düşünüyor. Ancak komplo teorisyenleri öyle düşünmüyor. Kraterin, daha önce bahsettiğimiz gizli nazi üssünün bir parçası olduğunu öne sürüyorlar. Ayrıca kraterin evrenler arası bir portal olduğunu iddia edenler de var.
  5.  Antarktika’nın ve Güney Kutbu’nun var olmadığına dair tuhaf bir komplo teorisi de bulunmakta. Bu inanç en çok gezegenimizin düz olduğunu iddia eden kesim tarafından destekleniyor. Onların fikrine göre Güney Kutbu Dünya’yı çevreliyor ve Kuzey Kutbu da dünyanın merkezinde duruyor. Anlatımlarına göre; Antarktika aslında gezegenimizi çevreleyen yaklaşık 30-60 metre yüksekliğinde kalın bir duvar ve dünya hükümetleri ve Birleşmiş Milletler Antarktika çevresinde uçuşa bu yüzden izin vermiyor. Komplo teorisyenleri, İngiliz Kaptan Cook’un, duvarı hükümet ajanları dışında gören birkaç insandan biri olduğuna inanıyor.
Neye inanılırsa inanılsın, Antarktika kıtası dünya için önemini korumaya devam edecek. Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) kurucusu olan Sör Peter Scott’un da dediği gibi: “Kendi haline bırakmak konusunda sağduyulu kalmamız gereken sadece tek bir yer kaldı. Orası da Antarktika…”
Kaynak:

American Central Intelligence Agency online library- Antarctica

Ancient.origins- Piri Reis Map – How Could a 16th Century Map Show Antarctica Without Ice?

Kemal BAŞLAR- ANTARKTİKA ANTLAŞMALAR SİSTEM

Bayram ÖZTÜRK- Türkiye Nasıl Bir Antarktika Stratejisi Geliştirmelidir?

Jeff Hecht- Science: Antarctic gold dust

Canada’s Arctic- Why are there no arctic reptiles?

Lydia Smears and Pablo Gutierrez- The strange science of melting ice sheets: three things you didn’t know

Barış Özcam- Antarktika’ya gitmek Yasak mı?

Tom Metcalfe-Hidden Beneath a Half Mile of Ice, Antarctic Lake Teems with Life

Christopher McFadden- 9 Myths about the Frozen Continent of Antarctica

S. Vedat Karaarslan-ATLANTİS, ANTARTİKA VE PİRİ REİS

Yazar Şerife Günaydın Karaköse, 1980 Adana doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Özel Kamu Hukuku Yüksek Lisansı'nı bitirmekle hukuk dünyasına girdi ve avukatlık mesleğine halen devam ediyor. "Three", "The Shadow House","Happiest Hour" , "Uzaya Kaçan Küpe" ve "Keyfi Yanılsamalar" isimli kitapları hem Amazon hem de Barnes and Noble da online olarak yayımlandı(https://m.barnesandnoble.com/s/Serife+Gunaydin+Karakose). Yazarın denemelerini aktardığı www.allbyourselves.blogspot.com adlı bir blogu mevcut; aynı zamanda @mind_index instagram profilinde de sanattan bilime, felsefeden psikolojiye kadar pek çok konu hakkında da içerik üretiyor.

yorumlar (2)

  • Avatar

    Dondu

    Antarktika hakkında çok detaylı bir yazi olmuş beğenerek okudum kalemine saglik

    reply
  • Avatar

    Tulu

    Çok güzel bilgiler. Kaleminize sağlık…

    reply

YORUM YAP