“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

ANTİK FAST-FOOD VE KAYIP GÖNDERGE

Pompei’de 2000 yıllık fast-food dükkanı gün yüzüne çıkarıldı, menüde ölü kuşlar ve kesilmeyi bekleyen horozlar var. Kulağa tuhaf mı geliyor?

“Sadece 3 quadran farkla salyangozunuzun süper seçim olmasını ister misiniz?”

M.S. 79 yılında, Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucu, kentte yaşayan 2000 insanla beraber lavlar altında kalan Pompei’de, fast-food anlayışının günümüzdekine göre belirgin farkları olmalı elbette. Bu farklar içinde dikkatimi ilk çeken fresklerdeki ölü kuşlar oldu. Ancak o konuya girmeden önce gelin Antik Greko-Romen dünyasında iş gören “çabuk yemek” dükkanlarına, Latince ismiyle termopolium yani “sıcakların satıldığı yer” denilen, ayaküstü sıcak yemek ve içki satan, daha çok fakirlerin uğrak yerin olan bu dükkanlara yakından bakalım.

Pompei’deki 2000 yıllık yemek tezgahlarının gün yüzüne çıkarılmasının öncesinde, termopolium’ların varlığı da; çeşitli kolay bulunur hayvan eti, sebzeler, peynir ve sulandırılmış, baharatlı şarap sattıkları da biliniyordu. Termopolium’da günümüzdeki fast-food restoranları, büfeleri, seyyar satıcılarında olduğu gibi kısa sürede hazırlanan ve hemen tüketmek üzere satışa sunulan yiyecekler satılırdı. Yol geçen hanı gibi cadde üstü konumlarda kurulmayı tercih eden bu dükkanların mermer tezgahlarına yemek kazanlarının oturabileceği delikler açılmıştı. Bu deliklerin altında yanan ateş sayesinde başka bir mekanda pişirilip buraya getirilen yemekler sıcak olarak servis edilebilirdi. Müşteriler yemeklerini ayakta yer, çoğu termopolium’da bakliyat ve sebze aşları tercih edilirdi. Neredeyse tüm Roma yerleşim alanlarında rastlanırdı bu dükkanlara, Roma kültürüne uygun olmanın, Romalı olmanın bir sembolü gibi yerleştiklerini varsayabiliriz kültüre. Sana Romalı gibi hissettiren ucuz yemek… Bu varsayım ile bakınca günümüzdeki çabuk yemek zincirlerini anımsatıyorlar.

Pompei’de meydana çıkarılan termopolium’u özel yapan, iyi korunmuş olması nedeniyle, arkeologlara dönemin gastronomik alışkanlıkları hakkında yüklü bir bilgi sunması.

Arkeolojik Alan Müdürü Massimo Osanna, iki yıl önce tezgahın sadece bir tarafını – üzerinde ata binen bir peri kızının olduğu bölümü- gün yüzüne çıkardıklarını ifade ediyor. Bu freskin termopolium yakınlarındaki önemli bir meydanda bulunan bir çeşmeye atfedilmiş olabileceğini de ekliyor. Tezgahın kalanı gün yüzüne çıkarıldığında, öldürülmüş ve pişirilmeye hazır kuşlar, bir horoz ve tasmalı bir köpeğin bulunduğu fresklere de erişildi. Kuş ölüleri ve horoz menüye dair bir mesaj içeriyor olabilir. Köpeğin olduğu freskin ise “Dikkat köpek var!” mesajı olarak okunabileceği tahmin ediliyor. Çömleklerde domuz, ördek, keçi, balık ve salyangoz kalıntıları bulundu.

Antik Roma’da, Pompei’deki bu termopolium’un freskleri hayli düşündürücü. Menü imgeleri, ata binen bir kadın (peri) imgesi ve tasmalı köpek imgesinin arasında yerleştirilmiş. Eti yenen canlıyı veya onun cesedini hiç çekinmeden, bütün bütün koymuş müşterisinin karşısına. Antik dönemdeki bu dürüst çıplaklığı ve günümüzdeki restoran menülerinde, bir hayvan cesedi yiyor oluşumuza dair o müthiş örtülü tutumu ister istemez kıyasladım. Etin Cinsel Politikası’nda, Carol J. Adams’ın ortaya koyduğu “kayıp gönderge” kavramını düşündürdü bana:

“Tikel bir kuzunun yerini et kelimesi aldığında, bir canlı varlık olarak hayvan kayıp bir göndergeye dönüştürülmüş olmaktadır. “Et” kategorizasyonu yaşayan bireysel bir hayvanın ölümünün yerini alır. Böylece hayvan ile onu yiyen insan arasında hiçbir bağ kalmamaktadır. Zira kayıp gönderge tabaktaki etin bir zamanlar yaşayan bir varlık olduğu düşüncesini unutturma işlevine sahiptir. Bir egemenlik biçimi olarak söylem, et ile canlı hayvan arasındaki farkı kapatarak iktidar ve tahakküm mekanizmasının işleyişine hizmet etmektedir. (…) endüstrileşmiş et yiyen kültürler, canlı hayvan olgusunun et düşüncesinden koparılma sürecinin örnekleridir. Fiziksel olarak bir hayvanı kesme süreci, sözlü aşamada, nesneleştirme ve bölümlere ayırma kelimeleri aracılığıyla bir kez daha tekrarlanır. Hayvanlar yalnızca teknoloji yoluyla değil, ayrıca ‘besin üretici ünite’, ‘protein hasatçısı’, ‘dönüştürme makinesi’, ‘ekin’ ve ‘biyomakine’ gibi masum ifadelerle de aşağı varlıklar olarak betimlenir. Et

üreten endüstri bir hayvanı ‘yenebilir’ ve ‘yenemez’ kısımlardan ibaret sanır. Bu parçalar birbirinden ayrılmalıdır ki ikincisi birincisini kirletmesin. (…) Bu bölümlere ayırma yalnızca hayvanı parçalamakla kalmaz, bizim hayvanları kavramsallaştırışımızı da değiştirir. Böylece ‘kuzu’ tanımı, küçük dostunuz ile değil; kaburga, fileto, baldır ve but olarak bölünmüş yenilebilir bir beden ile resmedilmiştir. Kesimden sonra birbirinden ayrılan beden parçaları genellikle, bunların bir zamanlar canlı hayvanlar oldukları gerçeğini gizlemek için, yeniden adlandırılır. Ölümden sonra inekler biftek, külbastı, hamburger; domuzlar pastırma ve sosis olur. Nesneler birilerinin mülkü olduğuna göre, onların herhangi bir mülkiyeti olamaz; dolayısıyla ‘kuzu budu’ ya da ‘tavuk kanadı’ deriz, ‘bir kuzunun budu’ ya da ‘bir tavuğun kanatları’ demeyiz (Adams 2013: 110-1).”
Bu fresklere bakarak, Antik Roma’da çabuk yemek vardı ama kayıp gönderge yoktu diyebilir miyiz?
“Menünüzün yanında 12’li ayak, pardon, 6 horozun suda haşlanmış ayakları indirimli geliyor, ister misiniz?”
Kaynak 1: BBC News
Kaynak 2: Etin Cinsel Politikası – Carol J. Adams

MSGSÜ Sinema TV’de eğitim aldı. Prodüksiyon ve post prodüksiyon alanlarında çalıştı. Bugün, editör, çevirmen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUM YAP