“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Aşka Paha Biçilebilir mi?

Alev Ebüzziya, ilahi sırra çok genç yaşlarında ermiş. Bu sır, elif kadar basit ve yine elif kadar derin. Çanaklarını bu sırdan aldıklarıyla yaratıyor, yine onunla sırlıyor ve eserlerindeki ilahi güç, evrenin kendi gibi genişleyerek büyüyor.

Elif dedim çünkü en yakın hissettiğimden örnek vermek istedim. Siz isterseniz Buda’ya sonsuz huzuru veren Nirvana’ya benzetin, isterseniz bir semazenin kendinden geçip, hiçliğe varan dönüşüne ya da henüz bir şey bilmediğini zannettiğimiz bir bebeğin bilgece ve yüksek sesli gülüşüne. Onun çanaklarında sonsuz bir mutluluk var ve bu mutluluk ancak ilahi olandan ve O’nun sırrına sahipseniz gelebilir.

İstanbul’a taşındığım 2007 yılında, Boyner ile yaptıkları bir ortak projede adını ilk kez duymuştum. Ortaya çıkan şeyin dikkatimi çekme sebebi de Alev Ebüzziya ismi olmamıştı bu sebeple. Alev’in fikirleri cama uygulanmıştı ve gördüğüm form, şeffaf cam ile birleşince aklımı başımdan almıştı. Müthiş bir sadelik ve sakinlik içinde, dışarıya rahatça göstermekten çekindiği mutluluğunu, içinde biriktirip, biriktirip sonunda dayanamayıp kısa ve gür bir kahkahayla patlatıveren birinin işi gibiydi bu cam bardaklar.

İstanbul’a geldikten sonra kazandığım ilk maaşımla bardaklardan bir sete sahip olunca öğrendim ki Alev Ebüzziya’nın işi cam ile değil. Yine doğadan geleni dönüştürüyordu ama kumu değil; toprağı, kili… Öylesine bir dönüşümdü ki bu, dokunduğunu altına çeviren Midas’ınkinden farksız. Yalnızca o yapabilir bunu. Yalnızca ona bahşedilmiş. On binlerce yıldır kulaktan kulağa aktarılmış bu sır, sonunda ona emanet edilmiş.

Bir genişlik ve ferahlık hissi ile sarılmak istiyorum çanaklarına. Gözlerimden yaş gelene kadar sevgiyle sarılmak. O her ne kadar kendini hüzne yakın gördüğünü söylese de mutluluk taşıyor her bir çanağından. Doğasının aksine, içine bir şey koymaya gerek olmayan bu çanakların içi, sevinçle dolup taşıyor. Sarılmak istiyorum ve taşan sevinci kana kana içmek…

Alev Ebüzziya Siesbye, Danimarkalı-Türk sanatçı olarak anılıyor. Hayır, o hiçbir millete ait değil; ama tüm milletlere ait. Dünyaya ait. Bu evrene ait. Evrenin en öz çocuğu. Başka türlüsünü düşünmek mümkün değil.

Bu yazıyı yazmadan, hatta henüz kakimli.com‘a yazmaya bile başlamadan çok önce, hakkında yazılan neredeyse her şeyi, her röportajı okudum. Çanakları aracılığıyla paylaşmak istediği sırrına vakıf olabilmek için kendi cümlelerinde saklı olanı da aradım. Seçtiği her bir rengi, çizdiği her bir çizgiyi günlerce, gecelerce izledim. Öylesine bir meditasyondu ki yaşadığım, ben de o çanaklarla beraber yükseldim.

Platonik aşktan hallice bir şey yaşadığım. Geceleri uykularımı kaçırabilecek kadar güçlü bir tutku. Ne gidip söyleyebilirim hislerimi ne de sarılabilirim onlara. Ancak sergilerde ya da müzelerde, belirli bir mesafeden görüp yaklaşabildiğim çanaklara sahip olmak, belki bir müzayedede en yüksek teklif kadar yakındı bana ama aşka maddi bir değer biçmek mümkün mü? Hayır değil. Alev Ebüzziya’nın çanakları benim gözümde, dünyevi olanla el ele ama yine de onun çok üzerinde.

Not: Arter’de 24 Ocak 2021’e kadar devam edecek olan, “Tekerrür” isimli bir sergisi var Alev Ebüzziya’nın. Tekrar eden formlar ve renkler arasındaki nüansların yarattığı deneyime ortak olmak isterseniz mutlaka uğrayın. (Arter – Irmak Caddesi No:13 Dolapdere-Beyoğlu, İstanbul)

yorumlar (1)

  • Avatar

    alevsiesbye@gmail.com

    Askin boylesine ne denir! O kadar sevindim ki! Sonsuz tesekkurler.
    Alev

    reply

YORUM YAP