“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Asparagas Kefen

Torino Kefeni, yani İsa’nın çarmıhtan indirildikten sonra bedenine sarıldığı düşünülen kefen; her sene yeni gün ışığına çıkan bulgularıyla tekrar gündeme gelen, tartışması sevilen bir konu, aynı bizim memleketimizde yapılan Barnabas İncili tartışmaları gibi… 4.4 metreye 1.1 metre ölçülerinde, üzerinde çarmıha gerilmiş bir adamın bedenine benzer bir imge taşıyan antik bir keten kumaş. Bazıları için, İsa Mesih’in otantik cenaze kefeni. Bazıları için de, Mesih’in hikayesini yansıtan dini bir simge. Torino Kefeni, gizemini korumaya devam ediyor ve dünyadaki Hıristiyanlar için önemli bir dini sembol olmaya devam ediyor. Kefen belli zamanlarda, Torino’da yer alan Vaftizci Yahya Katedrali’nde sergileniyor fakat orada sergilenene kadar ne badireler atlatmış, bir de biz bakalım bu kefenin hikayelerine.

1. Kefen ilk olarak ortaçağ Fransa’sında ortaya çıktı.

Torino Kefeni’nin en eski tarihi kayıtları, onu 1350’lerde Fransa’nın Lirey kentine yerleştiriyor. Geoffroi de Charny adlı bir Fransız şövalyesinin, kiliseye İsa’nın gerçek cenaze kefeni olarak sunduğu iddia ediliyor. Lakin Mesih’in cenazesinden bu yana aradan geçen 1300 yıl boyunca nerede olduğuna dair hiçbir kayıt yok.

2. Papa kısa süre sonra bunun gerçek bir tarihi kalıntı olmadığını açıkladı.

Lirey kilisesi kefeni sergiledikten sonra, kilise çok sayıda hacı ve para çekmeye başlıyor. Bununla birlikte, kilisenin birçok önde gelen üyesi, orijinalliği konusunda şüpheci olmaya devam ediyor.

1389 yılında, Fransa’nın Troyes piskoposu Pierre d’Arcis, Papa VII.Clement’e bir sanatçının kefeni taklit ettiğini itiraf ettiğine dair bir rapor gönderiyor. Dahası, d’Arcis, Lirey kilisesinin bunun sahte olduğunu bildiğini ve yine de para toplamak için kullandığını iddia ediyor. Papa yanıt olarak kefenin Mesih’in gerçek cenazesi olmadığını, yine de, Lirey kilisesinin, kumaşın tarihi bir “kalıntı” değil, insan yapımı dini bir “simge” olduğunu kabul etmesi halinde onu sergilemeye devam edebileceğini söylüyor. Bugün, Papa Francis onu hala bir “simge” olarak tanımlıyor.

3. De Charny’nin torunu, İtalyan kraliyet ailesine sattığı için aforoz edildi.

1418’de, Yüz Yıl Savaşları Lirey’e yaklaştığında, Fransız şövalyesi Geoffroi de Charny’nin torunu Margaret de Charny ve kocası, kumaşı şatolarında saklamayı teklif ediyor. Kocası, kumaşın İsa’nın gerçek cenaze kefeni olmadığını kabul eden ve kefeni ortam güvenli olduğunda tekrar iade edeceğine söz veren bir makbuz yazıyor. Ancak daha sonra geri vermeyi reddediyor ve bunun yerine geziye çıkarak İsa’nın gerçek cenaze kefeni olduğunu duyuruyor insanlara.

1453’te Margaret de Charny, kefeni iki kale karşılığında Fransa, İtalya ve İsviçre’nin bazı kısımlarını yöneten Savoy kraliyet evine satıyor. Savoy kraliyet evi daha sonra İtalyan kraliyet ailesine geçiyor, Margaret da kefeni satmanın cezası olarak aforoz ediliyor.

4. Kefen Torino’ya taşınmadan önce neredeyse bir yangında kayboluyordu.

1502’de Savoy kraliyet evi, kefeni, şimdi Fransa’nın toprağı olan Chambéry’deki Sainte-Chapelle’e yerleştiriyor. 1532’de şapelde yangın çıkınca kefeni koruyan gümüş kabın bir kısmı eriyor ve bu eriyen gümüş kısım kefenin bir parçasına zarar veriyor. Kefenin hasar alan kısmındaki yanık izleri ve su lekeleri bugün hala görülebiliyor.

1578’de Savoy kraliyet evi, daha fazla zarar gelmesinden korkarak heralde kefeni daha sonra İtalya’nın bir parçası olacak Torino’daki Vaftizci Yahya Katedrali’ne taşıyor. II.Dünya Savaşı’nda zarar görmemesi için tekrar başka bir yere taşınıyor lakin bunun haricinde o zamandan beri Torino’da.

Bu gerçeklerin yanında ilginç bir teori de var: Aslında şuan sergilenen kefen orijinali değil. Gerçeğine yüzyıllarca sahip olmuş İtalyan iktidar ailesinin kefeni 1500’lü yılların başlarında 40 yıl sergiden kaldırdığı ve bu zaman zarfında ailenin yakın dostu olan Leonardo Da Vinci’ye bulacağı özel bir “yöntem” ile kopyalattırdığı iddia ediliyor.

5. Orijinalliği hakkında birçok bilimsel çalışma yapılmıştır.

Papa VII. Clement’in ta 600 yıl önce kefeni sahte ilan etmesine rağmen, kefenin gerçekliği hakkındaki tartışmanın sonu gelmiyor. 20. yüzyıldan itibaren tartışmanın her iki tarafındaki insanlar bilimsel çalışmalarla argümanlarını pekiştirmeye başlıyorlar.

1970’lerde Torino Kefeni Araştırma Projesi, kumaş üzerindeki işaretlerin çarmıha gerilmiş bir vücutla tutarlı olduğunu ve lekelerin gerçek insan kanı olduğunu söylüyor. 1988’de bir grup bilim insanı, radyokarbon tekniğiyle yaptıkları analizle kefenin 1260 ile 1390 yılları arasında ortaya çıktığını söylerken, 2018 yılında yapılan analizler bunun M.Ö. ve M.S. 400. yıllarına ait olabileceğini söyledi. Araştırmacılar bu münakaşaya bir son vermek için kefen üzerinde modern adli tıp teknikleri uygulamaya karar verdi. Kolların ve bedenin kefen üzerindeki olası pozisyonunu yeniden oluşturmayı amaçlayarak, kumaşta İsa’nın çarmıha gerildiği sırada vücudunda oluşan yaralardan kaynaklandığı iddia edilen kan lekelerinden yola çıktılar.

Araştırmacılar, kanın bedenden akarken nasıl bir yol izlediğini gözlemlemek için, kolları ve bedeni değişik pozisyonlarda, uzanan bir gönüllünün üzerine hem insana ait hem de sentetik kan sürdü. Yuhanna İncili’nde İsa’nın çarmıh üzerindeyken göğsüne “Kutsal Mızrak” saplandığı belirtildiğinden araştırmacılar, mızrak yarasını kopya etmek ve kanın bedenden nasıl akacağını görmek için ahşap sopanın ucuna bir sünger tutuşturup süngeri sentetik kana batırarak oluşturdukları bu sahte mızrağı mankene batırdı. Son olarak, oluşan tüm kan lekeleri kefenin üzerindekilerle karşılaştırıldı.

İngiltere’deki Liverpool John Moores Üniversitesi’nden adli antropolog ve araştırma başyazarı Matteo Borrini, kefen üzerindeki bütün kan lekelerini incelerseniz “bu lekelerinin çarmıha gerilen ve daha sonra indirilip mezara konan birine ait olamayacağını anlarsınız, bunlar aslında kefeni yapan sanatçı tarafından elle oluşturulmuş şeyler” diyor.

 6. Örtü, kurşungeçirmez camla korunmaktadır.

Atlattığı tüm badirelerden sonra Torino Kefeni için alınan önlemler epey sıkı. Nadiren halka gösteriliyor, güvenlik kameraları ve kurşungeçirmez camla korunuyor. Kurşungeçirmez cam, 1997’de Vaftizci Yahya Katedrali’nde yangın çıktığı zaman itfaiyecileri baya zorluyor, kefeni kurtarmak için dört kat kurşungeçirmez camı çekiçlemek zorunda kalıyorlar. 1997 yılında yangından müşkülatla kurtarılan, ismini de sergilendiği kentten alan Torino Kefeni, 2025 yılında yapılacak bir sergide gösterilmek üzere ortadan kaldırılarak korumaya alınıyor.

7. Kefen dijital çağa girdi.

Nisan 2020’de, Torino Başpiskoposu Cesare Nosiglia, COVID-19’un neden olduğu yıkıma bir nebze olsun ışık tutmak amacıyla dünyanın dört bir yanındaki insanların Paskalya için Torino Kefeni’ni çevrimiçi olarak görebileceklerini duyurdu. 2020 tatilinden önceki Perşembe günü, İtalya’da bilinen 143.626 COVID-19 vakası ve 18.279 virüs nedeniyle vefat vardı. Başpiskopos Nosiglia, en son 2015 yılında halka açık olarak sergilenen kefenin canlı yayınının, onu görmek isteyen dünyanın dört bir yanındaki insanlar için küresel COVID-19 krizi zamanında motive edici olduğunu söyledi.

Kaynak:

YORUM YAP