“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

AYŞEN GRUDA

Işık’lar içinde uyu dünya güzeli kalbiyle güzelleşen, yeteneği ile sahnede devleşen, ruhları iyileştiren özel kadın! 1944 senesinin bu sıcak Ağustos gününde hayatlarımıza girmek üzere doğar Ayşen Gruda. İstanbul Yeşilköy’den doğan bu güneş, aslında avukat olmak istiyor. Kara tren makinisti babası ve annesi, çocukken komşuları taklit ederken keşfediyor Ayşen Abla’nın yeteneğini. Ne var ki hayat ondan lisedeyken babasını alınca maddi sıkıntılar nedeniyle okulu bırakıp çalışmaya başlıyor. İşte öylece girdiği tiyatronun kapısından küçük bir vodvilde oynadığı hizmetçi rolüyle hayatlarımıza açılıyor Ayşen Gruda. Bütün kariyerini gözler önünde adım adım büyüyerek, güzelleşerek, güçlenerek yaşıyor. 

 

O henüz lisedeyken ablası Ayten Erman ise Avni Dilligil’in tiyatrosunda sahne alıyordur zaten. O dönemler bilmese de Ayşen Gruda da tıpkı ablası gibi bir oyuncu olacaktır. Erman ailesinin bütün kadınları yetenekli. Üç kız kardeş de harika oyuncular ve anılarımızda güzelliklerle dolular. Ayşen Gruda evlendikten sonra anne olduğu dönem sadece oyunculuğa ara vermiştir. Bütün ömrünü adadığı oyunculuk kariyerine, Tevfik Bilge ve ekibi ile turnelere çıkarak devam eder. 

 

Her oyuncu için bir dönüm noktası, bir insan vardır. Ayşen abla için o Adile Naşit olur. Ertan Eğilmez’le tanışmasına vesile olur Hafize anamız. Hababam Sınıfı’ndaki küçük rolü ile o, artık sinemanın yıldızlarından biri olacak ve hayatlarımıza neşe saçacaktır. Efsane filmde bilgi yarışması sunucusu rolünde olan Gruda, 3 yıl sonra çekilen filmde bu kez öğrenci rolüyle hepimizi güldüren o performansı sergiler. Ayrıca bilgi yarışması sunucusu rolü, sinemadaki ilk performansıdır.

 

Gerek tiyatro sahnesinde gerekse sinemadaki rolleri ile hayatlarımıza ve hafızalarımıza kazınan usta sanatçı, komediyi ciddi bir iş belleyerek çok ve disiplinli çalışarak elde etmiştir bu başarıyı. Hiçbir başarı tesadüf değildir, emektir. Ayşen Gruda, döneminin örnek gösterilen yeteneğidir lakin çok okuması, araştırması, izlemesi, dinlemesi ile ustalaşmıştır. Yeteneğinizi keşfederek üzerine gitmeniz çok ama çok önemli. İlham olsun. Şöhreti değil başarıyı hedeflemek gerekir. 

 

Bir dönem aşk da yaşadığı çok sevdiğim Müjdat Gezen üstat şöyle der; “Bütün kadın komedyenlerle çalıştım. Ama Ayşen kadar yaratıcı olana rastlamadım. Çok iyi dostuz. İş yoksa bile hâlâ geceleri telefonlaşır, sanat ve Türkiye meselelerini konuşuruz.” Komik bir anılarına da yer vermeliyim;

 

Yıllar önce ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ oynuyoruz. Kamer Genç, o dönem çapkınlık yaparken yakalanıyor ve gazetecilerin “Neredeydiniz” sorusuna “Çiçek suluyordum” diyor. O sırada Ayşen’le Ateşböceği Ercan karı-kocayı oynuyorlar. Ayşen oyunda kocasına “Neredesin” diye soruyor, Ercan da doğaçlama olarak “Çiçek sulamaya gittim” diye cevap veriyor. Ortalık yıkılıyor. Ayşen buna cevap veremedi ya, uykuları kaçıyor. Ertesi gün Ercan yine “Çiçek suluyordum” deyince Ayşen lafı yapıştırıyor: “Sen önce evdeki çiçekleri sula! Ayrıca sen çiçek sulayamazsın çünkü hortumun kısa.” Hahaha!”

 

Ayşen Gruda bu kadar nefis, güçlü, yaratıcı, hırslı idealist bir oyuncuydu işte…

 

Münir Özkul’un yaşamını yitirmesinden sonra konuşan Gruda, “Gidenin arkasından anıları konuşmak yerine o insanlara haklarını versinler” demişti. Yıllarca telif haklarıyla ilgili mücadelesini sürdüren sanatçı, “Söyleyeceğim bir şey var; Tarık Akan, Halit Akçatepe, Münir Özkul gibi insanlar zor geliyor. Onların aktör olmak için yaşadıkları da kolay değil. Aktör olana kadar canları çıkıyor. O anlarda aramayıp sadece ölünce hatırlamak bana çok kırıcı geliyor. Şimdi Münir Özkul’un ölümünden derin yaralanmış kanallar akşam olunca ‘Hababam Sınıfı’ koyacaklar, izlensin diye… Araya da alacaklar reklamı, alacaklar reklamı. Ellerini de ovuşturacaklar, ben bunu böyle görüyorum. Bu kadar acımasızlığı yüreğime sığdıramıyorum. ‘Münir Özkul telif haklarını alıyor mu?’ diye sormadılar hiç. Asıl bunları konuşmak lazım. Bu kanayan bir yara. Konuşulması gerekenler anılar değildir, bunlardır. Rica ediyorum telif haklarımızı versinler. Şimdilik sadece rica diyorum.” demişti. Biz ustalarımıza hakkını iade etmeliyiz. Onları yaşatmalıyız. Onları nesilden nesile taşımalıyız. Bu evrene doğacak herkese onları anlatmak boynumuzun borcudur. 

 

Ömrü boyunca kendini geliştirdi, emek verdi; gençlere ve kendi nesline, bizlere örnek oldu, güldürdü, ağlattı ama hep nefis bir rol modeldi. Hem dünyadan hem de kendi kültürümüzden birçok eseri eğitimine dahil etti. Ve söyledi….

 

Filmlerde sıklıkla kullandığı “gerzek” kelimesi ilk önce onun ağzından çıkar, daha öncesinde sözlükte olan bir kelime değildir. Ayşen Gruda ile markalaşan kelime, geri zekâlının kısaltması olarak kullanılmaya başlanır ve çok kısa sürede dilimize yerleşir. Seviyoruz bu kelimeyi, e gerizekalı da çok hani yoksa neden fenomen olsun hahaha! Belki garip geliyor espri yaparak anlatmam ama ben Ayşen ablayı başka türlü anlatabilmeyi düşünemiyorum. 

 

74 yaşında kansere verdik onu da geçen sene… Hala inanılır gibi değil benim için. Sanki bir film çekilecek ve afişinde o olacak gibi. Usta sanatçı, “Sahip olduğunuz şöhreti ve ilgiyi kaybetme korkusu peki?” sorusuna, “Biliyorum ki bu halk beni nasıl gömeceğine kendi karar verecek.” Öyle bir vasiyeti olup olmadığı sorulduğunda “Hayır. Vasiyete gerek yok. Onlar bilir beni nasıl gömeceklerini. O gün gelene kadar da benden sevgi ve ilgilerini esirgemeyeceklerini hissediyorum” cevabını verir…

 

Pek öyle olmadı maalesef. Biz bazı şeyleri beceremiyoruz çünkü. Telafi etmek için ziyaret etmek isterseniz Zincirlikuyu Mezarlığı’nda. Ya da gününüzü güzelleştirmek ve onu yaşatmak için filmlerini paylaşın, fotoğrafını değil. Canımın içi Ayşen ablam, umarım gülümseyebildiği bir yerde dostlarıyladır. 

 

Kendi sesinden “Buluşma” şiirini dinlediniz mi? Linke tıklayarak dinleyin lütfen. Dilerim hayal ettiğimiz buluşmalar gerçekleşmiştir…

 

Elbet bir gün buluşacağız Ayşen Abla…

 

 

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP