“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Basındaki Feminist Hareket: Osmanlı’da Kadın Dergileri

Soyut gölgelerden ibaret sayılmadan görünür olabilmenin, sesini duyurabilmenin, doğru temsil edilebilmenin mücadelesi sanki sonsuz bir döngüye müebbetmişçesine dolanıp dururken yeryüzünde, Osmanlı’da Tanzimat’ın ilanı ile kadın hakları sorunu gündeme girmeye başlamıştı. Devletin yapısındaki problemler, ekonomik ve ideolojik sıkıntılar, dönem içindeki her kesimi etkilediği gibi kadınları da etkiliyordu. Batılı devletlerde etkin olmaya başlayan feminist hareketler Osmanlı topraklarında da yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştı. Özellikle Batı’yı örnek alan aydın kesim ve toplulukların basın üzerindeki etkisi bu dönemde hafife alınamayacak denli büyüktü. Aydın kesime dahil olan kadınlar, ailelerinin desteğiyle iyi eğitimler alarak dünyaya açılma fırsatı bulmuştu. Fikirleri böylelikle Batı’ya paralel bir biçimde gelişen bu kadınlar; yaşadıkları coğrafyada mevcut olan düzeni sorguluyor, eleştiriyor ve çözüm üretmeyi gereksinim olarak görüyorlardı. II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte kadın hakları sorunu, aydın ve okumuş kadınlar tarafından üzerinde durulması gereken bir mesele haline gelmişti. avrupa ve amerika’da filizlenmeye başlayan kadın hareketlerinin etkisi Türk basınında sert bir biçimde hissedilmeye başlamıştı.⁣

1908 yılının yani II. Meşrutiyet’in ilanının ardından Türk basını eskiye nazaran daha özgür bir hale gelmişti. Bu özgürlükçü ortam, kadınların sesini duyurabilmesi açısından uygun ve elverişliydi. Halihazırda Osmanlı topraklarında boy göstermeye başlayan feminizm, köklenmek ve güçlenmek için bir fırsat bulmuştu adeta. Dönemin aydınları Tanzimat’la başlayan ıslahat hareketini düşünsel, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla tartışıp çözümler ararken bir yandan da kadın hakları üzerine düşünmekteydiler. Aydın olarak tanınan ünlü isimler; kadınların sorunlarına, mevcut olan eşitsizliğe ilerici düşüncelerle yaklaşırken gazetelerde artık kadın haklarına yönelik yazılar görünmeye başlamıştı. O dönem kadınlarının en büyük sorunlarını oluşturan eğitim imkanlarına ulaşamama, çok eşlilik, kadın-erkek eşitsizliği gibi mevzular tüm çıplaklığıyla basında yer edinmişti. Bu sorunları yazan gazeteleri kadınlar büyük bir ilgiyle takip ediyordu. ⁣

Kadınlar tarafından çıkarılan ilk dergi Şükûfezar’dı. Bu derginin yazarları kadındı ve genellikle kadın erkek eşitliği hakkında içerikler mevcuttu. Hayatın her alanında kadınların da var olduğunu vurgulayan pek çok çalışmaya imza atıldı. Kendisinden önce de yayınlanan kadın dergileri olmasına rağmen Şükûfezar’ın ilk kadın dergisi olarak nitelendirilmesine sebebiyet veren en önemli özelliği, herhangi bir yayının eki olmaksızın başlı başına kadınlar tarafından, kadınların okuması için çıkarılan ilk dergi olmasıydı. İmtiyaz sahibi Arife Hanım derginin ilk sayısında derginin çıkış düşüncesini şu sözlerle ifade etmişti:

“Biz saçı uzun, aklı kısa denilerek erkeklerin alaycı gülüşlerine hedef olan bir tayfayız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek bunun aksini ispat etmeye çalışacağız.”


Ardından II. Meşrutiyet’in ilanıyla gelen özgürlük ortamında kadınlara yönelik dergilerin sayısında da belirgin bir artış olmuş Demet, Mahasin, Kadın, Kadınlar Dünyası ve Kadınlar Alemi gibi yeni dergiler yayın yaşamına katılmıştı. Bu dergilerin içeriğinde dönemin aydınlarından Namık Kemal, Cenap Şahabettin, Hüseyin Cahit, Selim Sırrı gibi Jön Türkler’in yazıları da yer alıyordu. Kadınların eğitimi, ünlü Osmanlı kadınlarının tanıtılması, çocuk eğitimi ve moda belli başlı dergi konularıydı. Bu dergiler kadınlar tarafından ilgiyle takip edilirken kadına olan bakış açısının değişmesine öncülük ediyor, kalıp haline gelmiş fikirlerin evrimleşip dönüşebilmesine olanak sağlıyordu. Kadının basın aracılığıyla somut olarak “var” olması, büyümesi, kaçınılmaz bir hareketin oluşumuna vesile oluyordu. Toplumun bir kısmı kadın hareketini destekliyor ve bu harekete katkıda bulunuyordu. Kimi erkekler eşlerinin eğitim alma arzusunu haklı bulmakta ve bu istekte bir sakınca görmemekteydi. Diğer bir tarafta toplumda bu hareketi gereksiz gören ve küçümseyen bir kesim de elbette ki bulunuyordu. Dönemin ikili yapısının bu özelliğinden dergiler ve yazılar da nasibini alıyordu. Basında bir tarafta kadın hareketini haklı bulan yazılar varken diğer bir yanda kadınların her işe kalkışmamaları gerektiğini savunan yazılar da mevcuttu, kimi zaman din gerekçe olarak gösterilerek kadınların ön planda olmasını tasvip etmeyen görüşler ortaya konuyordu. Hareketi destekleyen aydınlardan Mehmet Rauf tarafından 1908 yılında çıkarılan Mahasin’de kadınların gelişemeyişinin sebebinin din değil, Doğu’nun tutuculuğu olduğu belirtilmişti. ⁣

Kargaşanın, zıtlıkların, fikir ayrılıklarının hakim olduğu böyle bir dönemde kadın haklarının ve kadın dergilerinin Türk basınında yer edinme uğraşı, Türk basınına yeni bir perspektif getirerek yeni tartışma alanları sundu ve böylelikle basın da kadının basındaki yeri de adım adım gelişmiş oldu. Kadın dergilerinde ağırlıklı olarak eşitsizliklerin, kadınların sosyolojik konumlarının konu edildiği, haykırış niteliğinde bir dönemin ardından 1919 yılında kadınlara yönelik ilk mizah dergisi Kadınlar Oyuncak Değildir yayımlanmaya başladı. Acı ve kasvet bulutlarını aralayarak farklı bir insani noktaya değinen bu derginin yayınlanması, toplum zihninde kadının birey olarak konumlandırılmaya başladığının bir ispatıydı aslında. Bu dönemde basınla birlikte büyüyen bir feminist hareket ve feminist hareketten beslenen bir basın görülmektedir. Kadınlar basında yayılan bu temsiliyet ve özgürlük algısının etkisiyle siyasette de etkin bir rol oynayacak ve bu uğurda savaşacak cesareti kendilerinde bulmaya başlamışlardır. Kadınların basın hayatına katılması, kadın hakkındaki gerçeklerin ve hatta yalnızca kadının kendisinin görünürlük kazanması, bileklerin hakkıyla sıfırdan temsiliyet yaratılması, toplumu homojen bir denge sağlayabilme gayesine adım adım yaklaştırmaktaydı.

YORUM YAP