“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Bilmemenin Trajedisi

Covid-19 karantinaları sebebiyle her şeyin askıya alındığı, mümkün olanların çevrimiçi ortamlara taşındığı kaotik 2020 yılında, İstanbul Film Festivali de gösterimlerini parçalı bir şekilde çevrimiçi ortama taşıyarak yoluna devam ediyor. Şu ana kadar 3 blok şeklinde seyire sunulan festival seçkisinin son bloğu Ulusal Yarışma’yı ve Ulusal Kısa Film Yarışması’nı kapsıyordu. Bu blok içinde çevrimiçi seyirciye sunulan 9 uzun metraj film, Ümit Ünal’ın mucizevi Aşk, Büyü vs. filmiyle umutları yeşertmiş olsa da genel itibariyle Türkiye sineması için üzülmemiz gerektiği hissini uyandırdı. Film eleştirisinden çok filmlerin kendisini konuşmaya meyilli olan biri olarak genel festival eleştirisinden çok Leyla Yılmaz’ın Bilmemek filmine ve üstü yarı kapalı LGBTQ+ anlatısına dair konuşacağım. 

Türk sineması ve televizyonunda, 1980’lerdeki Atıf Yılmaz filmleri ve Ümit Ünal’ın taze yapım Aşk, Büyü vs. filmi gibi parmakla sayılacak örnekler dışında karikatürize edilmemiş LGBTQ+ karakter barındıran iş bulmak neredeyse imkansız. Daha yenilerde Netflix’in Türkiye yapımı dizisindeki gay karakter üzerine yapılan tartışmalarla, Netflix’in karakterleri tartışmaktansa projeyi durduğu şahane radikal tavrıyla karşı karşıyaydık. Yapımın senaristi Ece Yörenç’in; etliye sütlüye dokundurtmadık, çok ufak tasarlandı ama o bile engele takıldı, minvalinde yaptığı açıklamayla sistematik resmî sansürün mü yoksa yazarın kendi açıkladığı otosansürün mü daha korkunç olduğu bilinmezliği de karşımızdaydı. İşte tüm bu tartışmalar tazeyken Bilmemek filmi İstanbul Film Festivali gösterimiyle yeni bir LGBTQ+ tartışma platformu olarak önümüze geldi. Filmin ana karakterinin gay olup olmadığının bilinmeyişi ve bu bilinmezliğin yarattığı ihtimal üzerinden herkesin kendince yaşadığı ikileme odaklanıyor Bilmemek. Bir de eril söylemin tahripkarlığına.  

Ergenlik dönemi zorbalığı genel olarak Amerikan sinemasında görmeye alışkın olduğumuz bir temsil grubu. Her ne kadar her toplumda rastlanan bir durum olsa da Amerikan sinema anlatısının “hayattaki ilk zorluk” şeklinde biçimlendirdiği ve bu söylem içerisinde normalleştirdiği bir durum. Bilmemek filmi de tam olarak bu ergenlik zorbalığı üzerinden kuruyor anlatısını, zorbalık ve homofobi üzerinden. Lise son sınıf öğrencisi Umut’un su topu takımındaki “zorba” arkadaşlarıyla olan kavgasından sonra ortadan kaybolmasını ve cevabı asla bilinemeyen o çiğ sorunun yıkımını izliyoruz film boyunca; “Basit bir soru soruyorum; ibne misin değil misin?”

Umut’un bu soruya olumlu ya da olumsuz hiçbir cevap vermeyişi, karakter savunması içerisinde zaten en başında odaklanılması gereken yere; bir kişinin cinsel yöneliminin kendisinden başka kimseyi ilgilendirmeyişine odaklamakta. Ama bunun aksine, filmin kendisini konumlandırmaya çalıştığı kültürel eleştiri, çarpıklığı ile ayrımcı söylemi tekrar üretmekten öteye gidemiyor ve oldukça primitif bir yerde kalıyor. Ortada fecaat bir nefret söyleminin çoksesli tekrar üretimi varken, ay bu serseriler de çok uzattılar konuyu, çocukcağız kayboldu gitti minvalinde bir söylemle noktalıyor kendisini. Soyunma odasında, havuzda, internet ortamında Umut’a ağırlıklı olarak psikolojik şiddet uygulayan bu ufak “serseriler” de normalleştirilmiş ergen oğlan zorbalığı ile biraz utandırılıp başka nefret eylemleriyle dolu hayatlarına dönüyorlar. Filmdeki diğer nefret temsillerine ise sıra gelmiyor bile. Umut’un LGBTQ+ olabilirliği ise Hitchcock’un McGuffin’inden* öteye gidemiyor.

Öncelikle evdeki baba figürünün tiranlığı var elimizde. Oğlunun başarılı olmasını isteyen fedakar baba imajı altında nefret dolu, cinsiyetçi ve evin dışında hükmedemediği her şey için evin içerisinde kaos yaratan bir baba var. Alkol kullanımı yüksek, yozlaşmış “erkek adam” söylemlerini dilinden düşürmeyen biri. Birey olmanın önüne erk olmayı koymuş, kendinden sonra gelen nesilden de aynısını bekleyen biri Sinan. Ardından takım kaptanı Atila hoca ve motivasyon konuşması altında sıraladığı cinsiyetçi ve onur kırıcı söylemler geliyor. Bir başka tiran olarak da o çıkıyor karşımıza. Sonra da en açık söylemi üreten ergen grup geliyor. “Sevgilin neden yok, okul bahçesinde o çocukla niye yan yanaydın, neden sürekli o arkadaşınla takılıyorsun, Umut sen ibne misin, çünkü ibneysen seninle aynı soyunma odasında soyunmak istemiyoruz.” Umut ortadan kaybolduğundaysa asıl trajedi bu oluyor, kimse dönüp ağızlarından çıkanın ayrımcılığına bakmıyor, biraz fazla uzattık canım noktasından öteye gidemiyor. 

Okul bahçesinin köşesinde dayak yiyen ve ya ameliyatlı yerime gelseydi diye bağıran bir çocuğa dair, acaba cidden ameliyat oldu ve ameliyatlı yerine mi vurduk, diye düşünmekten başka bir şey değil bu. Tartışmayı, esas tartıştığı meseleye hiç taşımadan yanlış yollara saptırmak. İzleyiciyi, kimse kimseye vuramaz, bu cüret ortadan kalkmalı yerine; e ameliyatlıysa öyle olduğunu söyleseydi baştan canım, çizgisinde bırakması. Yani ibneysen söyle oğlum, başka soyunma odası ayarlasınlar sana söylemini tekrar üretmesi derinlerde bir yerde. Gittiğine üzüldük AMA… da pozisyonlanması. 

Belki fazla hassas yaklaşıyorum ama medya temsilinde ve toplumsal anlatıda en sıkıntılı dönemlerden birindeyken LGBTQ+ bireyler üzerine söylem üretmeyi seçmek gerçekten söylem üretmeyi gerektiriyor. Bu tabii ki şiddetin ve ayrımcı söylemin her türlüsü için geçerli. Şiddeti hedef göstermeyi amaçlarken, çocukcağız yapıvermiş yumuşatması içerisine düşmek meselenin önemini zedelemekten başka bir işe yaramıyor çünkü. Buradaki asıl trajedinin Umut’un cinsel yöneliminin ne olduğunu bil(e)memek değil başına ne geldiğini bil(e)memek olduğunu vurgulu vurgulu konuşmamız gerek artık. 

* Sinemadaki bir filmin odak noktasını belirtmek için kullanılır. Tüm film bu nokta etrafında şekilleniyor gibi gözükse de aslında o noktanın ne olduğunun hiçbir önemi yoktur. Herhangi bir şey olabilir ve anlatı kendi yolunda aynı biçimde ilerler.  

1996 yılı Şubat ayında doğdu. 12 yaşında sinemayla gerçekten tanıştığından beri başka bir dünyası olmadı. Sanat üzerine bolca konuşup, üretip, yazıp geziyor. Bilgi Üniversitesi Sinema-TV bölümünden mezun oldu. 2018 yazında Yale Üniversitesi Drama Okulu' nda tiyatro yönetmenliği programına katıldı, sonrasında birçok oyunun reji ekibinde yer aldı. Bugün hayalinde Samambaia' da yaşasa da aslında Bilgi Üniversitesi' nde Kültürel İncelemeler yüksek lisansını tamamlamakta. Ağırlıklı olarak da Türk televizyon dizileri ve dünya sinemasının farklı köşelerinden kadın temsili üzerine çalışmakta.

YORUM YAP