“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Bir delinin kuyuya attığı taş; Satranç Boksu

Merhaba sevgili Kakımlı okurları. Geçen hafta yazdığım Korfbol yazısı ile beni çok heyecanlandıran bir yazı dizisine başlamış oldum. Karşıma çıkan, sizler için araştırdığım, öyle çok da bilinmeyen, ilginç spor dalları hakkında yazılar yazacağım. Dediğim gibi; başlarda beni çok heyecanlandıran bu konu hakkında yazı yazmaya ve size elimden geldiğince bilgi aktarmaya aşırı hevesli olan ben, karşıma çıkan bir spor dalı ile daha ikinci yazımda “error” vermiş bulunuyorum system_error(0x000000002); Satranç boksu!

Günlerden bir gün, bir satranç maçında rakiplerden biri, diğerine aşırı derecede gıcık olur. Karşısındaki kişiyi satranç hamleleriyle yenemeyeceğini anlayan arkadaş, ayağa kalkarak rakibinin ağzına ağzına vurmaya başlar. Böylece satranç boksu ortaya çıkar… Gibi dursa da, olay bu kadar basit ve saçma değil. Daha karmaşık ve daha saçma.

Temel olarak fiziki güce dayalı olan boks ile zekaya dayalı satrancı birleştiren ve ortaya satranç boksunu çıkartan şahıs, Iepe Rubingh. Aslında bu sporun tarihi de öyle çok geçmişlere dayanmıyor. Rubingh, 1992’de yayımlanan Enki Bilal’in “Soğuk Ekvator” adlı çizgi romanından ilham alır. Çizgi romanda iki ağır siklet boksör 12 rauntluk bir boks maçından sonra 45 saatlik bir satranç maçı yapar. Rubingh, bu kadar uzun süre boks ve satrancın pratik olmadığını düşünür ve olayı daha pratik hale getirmek için bu iki sporu iç içe geçirecek bir sistem oluşturur. Açıkçası başta Rubingh doğru düşünmüş. Elbette 12 rauntluk bir boks maçı sonrası öyle uzun saatler satranç oynamak ne pratik, ne de gerçekçi. Zaten Soğuk Ekvator çizgi romanı da bilim-kurgu, mitoloji ve fantastik ögelerin iç içe geçtiği bir öyküden oluşuyor. Enki Bilal, Soğuk Ekvator çizgi romanında karakterleri dövüştürdükten sonra 45 saat satranç oynatmasının sebebi; “bedeninle değil, beyninle savaş” mesajı vermek istemesi olabilir diye düşündüm. Bu çizgi romanı da düşüncemin sağlamasını yapmak için internette fazlasıyla arasam da bulamadım.

Rubingh’e kimse ‘’dostum şaşırma, böyle iş olmaz‘’ dememiş; dediyse de dinletememiş olacak ki 2003 yılında satranç boksunun tanıtımı için Amsterdam’da bir arkadaşıyla gösteri maçı yapar. Ardından iyi satranç oynayan iyi bir boksçu bulmak için Almanya’ya gider. Çünkü en başarılı ağır siklet boksörlerin çoğunu oluşturan Rus ve Ukraynalı sporcular antrenman yapmak için Hamburg’dadır. Daha sonra Rubingh, Frank Stoldt isimli çevik kuvvet polisi olan ve amatör bir kickboksçu ile tanışır. Stoldt, gecelerini online satranç oynayarak geçiren bir satranç tutkunudur. Böylece Rubingh ilk sporcusunu bulmuş olur. Kasım 2007’de, Berlin’de gerçekleşen ilk dünya şampiyonasının da ilk şampiyonu Stoldt olur.

Buraya kadar dişlerinizi sıkarak “Hadi artık, nasıl iç içe geçmiş bu oyun?” dediğinize eminim ama kanıtlayamam. Satranç boksunun işleyiş biçimi ve kuralları şöyle; maç 6 raunt satranç ve 5 raunt boks olmak üzere 11 raunttan oluşuyor. Satranç raundu ile başlıyor, sonra boks raundu, sonra satranç raundu ile devam ediyor. Her satranç raundu 4 dakika, her boks raundu 3 dakika olmak üzere maç toplam 39 dakika sürüyor. Ne yalan söyleyeyim; bu sporu araştırırken başta sporcular kan revan içinde satranca oturuyorlar sandım. Tabii ki böyle bir durum yok. Her raunt arasında, oyuncular kıyafetlerini değiştirmek için birer dakika mola veriyor. Her oyuncunun satranç rauntlarında hamlelerini yapmak için toplam 12’şer dakikası oluyor. Satrançta mat olan, ya da süresini geçiren, boksta ise nakavt olan ya da hakem kararı ile yenik ilan edilen ya da her iki oyundan birinde maçtan çekilen oyuncu maçı kaybediyor. Eğer satranç maçı berabere biterse, boks maçında iyi puan alan maçı kazanıyor. Eğer boks maçında da beraberlik olmuşsa, satrançta siyah taşlarla oynayan maçı kazanıyor.

Rubingh, bir çizgi roman yazarının zihninden çıkan gerçeküstü bir öyküyü spora evirdikten sonra onu yüceltmek (çünkü bu spor deli saçması olduğundan pazarlanmaya ihtiyacı olmuş sanıyorum) adına şöyle anlatmış; ‘’Satranç boksu bir felsefedir. Hayat anlamında değil hayatta kalma anlamında. Amaç fitness yaparak kaslı olmak ya da Men’s Health kapağındaki gibi hoş görünmek değil. Asıl amaç sınırları aşmakla ilgili. İnsanın kendini bulması ve ötesine gitmesiyle ilgili. Stephen Hawking ve Arnold Schwarzenegger’e hayranlık duyuyoruz. Satranç boksu, saldırganlık ve kontrol arasındaki dengedir; hırs ve tevazudur. Satranç boksu bir stratejidir. Gandhi’nin zenliğini Tyson’ın gücünü örnek alırız. Satrançta kaçmak ya da saldırmak zorundasın; aynı ringte olduğu gibi. Tüm olay kontrolle ile ilgili. Testosteron, adrenalin ve itici güç olarak hırs. Bu kuvvetlerin kontrolü, satranç boksunun size ne olduğunu anlatır.’’ diyor.

Bir insan çok zeki olup çok iyi satranç oynayabilir. Aynı insan çok güçlü biri de olabilir. Fakat neden insanı bedensel olarak yorup üzerine nefes nefese satranç oynatırsın ki? Evet, temelinde iki sporda da strateji, konsantrasyon, “kaç-saldır-savaş” vardır. Ama bu iki sporu bir araya getirmek manasız, hatta satranca da boksa da ayrı ayrı saygısızlık gibi geliyor.

Ringin ortasında 120 kiloluk devasa adamları adrenalin dolu sert bir boks maçından çıktıktan 1 dakika sonra sakin sakin satranç oynarken görmek gerçekten insana ‘’bir saniye, bu da neyin nesi?’’ dedirtiyor. Kamera şakası gibi duran bir gerçek. Hem de 120 kiloluk bir gerçek.

Dünya Şampiyonası demek dünyada en az 3 ülkenin bu spordan haberdar olması demek. Satranç boksunun dünya üzerinde nerelerde yapıldığını araştırırken gözüme bana hiçte yabancı olmayan bir yer takıldı. Evet o yer; Türkiye. Satranç boksu Türkiye’de yayılmış üstelik federasyonu bile kurulmuş. Üzerine 2019’da Niğde’de ilki gerçekleşmiş ve şampiyonanın sonunda kazanan Dünya Şampiyonasına katılmaya hak kazanmış. Hatta amatör satranç boksu dünya şampiyonası da Antalya’da gerçekleşmiş.

Her şeyi bir kenara bırakıyorum. Düşündüğüm tek şey şu; bir yanda insanın zekası sayesinde oynadığı ve beyin hücrelerini zorlayan oyun satranç diğer yanda başına darbe aldıkça beyin hücrelerini kaybettiren boks. Rubingh, sevgili dostum sen dünyaya paradoks bir spor getirmişsin…

8 Ocak 1992’de İstanbul’da doğdu. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Halkla İlişkiler okuduktan sonra, tasarım ürünler yapan bir markanın kurucu ortağı olarak e-ticaret ile ilgilendi. Özel ilgisi sebebiyle Craft Oyunculuk Atölyesi’nde oyunculuk eğitimi aldı. Çocukluk döneminden beri sahip olduğu yazma tutkusu ilk meyvelerini 2017 yılının sonunda, yazılarının Lazar Fanzin’de yayınlanması ile vermeye başladı. 2020’nin Eylül ayında Kakımlıcom ekibine dahil olarak bu serüvenine devam ediyor.

YORUM YAP