“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Bir Deniz İki Millet  

“Bu sudan bu tattandır ikimizde de günah  

Bütün içkiler gibi zararı kadar leziz 

Bir iklimin meyvasından sızdırılmış  

Bir içkidir kötülüklerimiz 

Aramızda bir mavi büyü 

Bir sıcak deniz 

Kıyılarında birbirinden güzel 

İki milletiz…” 

Yüzyıllarca aynı topraklarda birlikte yaşamış, aynı sudan içmiş, aynı havayı solumuş, aynı ekmeği  paylaşmış iki millet. Aramızda sımsıcak, masmavi bir deniz. Ege’nin karşılıklı iki kıyısı, iki incisi: Türkiye ve Yunanistan. Yıllardır aramızda eksik olmayan türlü duygu zincirleriyle nasıl da sıkı sıkıya  bağlanmışız birbirimize. Politik meseleler bir kenara bırakıldığında; ortak bir kültürün, tarihin, ortak  yemeklerin, hatta ortak şarkı ve kelimelerin ışığında karşılıklı sevginin ve saygının varlığını hatırlamak  gerekiyordur belki yalnızca. İki ülke arasındaki siyasi ve askeri gerilimin sürekli olarak tırmandığı şu  günlerde, müsadeniz olursa size Bülent Ecevit’in kaleme aldığı Türk-Yunan Şiiri’nin hikayesini  anlatmak istiyorum.  

Bülent Ecevit’in bu şiiri sanılanın aksine 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’nda önceki gece değil;  henüz Londra’daki gençlik yıllarında, 1947’de yazdığını söyleyerek başlayayım. Fakat 1980 yılında  yayınladığı “El Ele Büyüttük Sevgiyi” adlı şiir kitabında bu şiirin altına 1974 yılı not düşülmüştür.  Bülent Ecevit’e göre her iki tarih de doğrudur. 1974 yılında Kıbrıs ve Ege Denizi meseleleriyle alakalı  olarak Türkiye-Yunanistan arasındaki gerginlik doruk noktasına ulaşmışken Ecevit, Türk-Yunan  dostluğuyla alakalı olarak yazdığı bu şiir üzerinden eleştirilerin odak noktasındaki isim haline gelmişti.  Muhalifler, zamanında bu dostluk şiirini kaleme alan Bülent Ecevit’in Kıbrıs ve Ege gibi iki önemli  hususta gereken özveriyi ve duyarlılığı gösteremeyeceğini düşünüyorlardı. Bülent Ecevit, ne olursa  olsun bu şiiri samimiyetle yazdığını, yazdıklarının arkasında olduğunu defalarca kez belirtir. Söz  konusu eleştirilerin ve TBMM’de gerçekleştirilen görüşmelerin ertesinde, birkaç gün sonra Kıbrıs  Barış Harekâtı gerçekleşir. 1974’ten günümüze kadar çok şey yaşanır, köprünün altından çok sular  akar, dile kolay aradan neredeyse yarım asır geçer fakat Türkiye ve Yunanistan arasındaki ikili ilişkiler  asla tam anlamıyla düzelmez. İki milletin güzel insanlarının arasına politika, çıkar çatışmaları ve tarihi  husumetler girer. Halbuki söz konusu şiirde ne güzel söyler Bülent Ecevit;  

“Sıla derdine düşünce anlarsın  

Yunanlıyla kardeş olduğunu 

Bir Rum şarkısı duyunca gör 

Gurbet elde İstanbul çocuğunu”

Belki birçoğumuz farkında olmadan kulaklarımıza çalınan; adalardaki balıkçı teknelerinden yükselen  Rum şiveli Türkçelere belli belirsiz bir tebessüm ile karşılık vermişizdir, belki bir Yunan meyhanesinin  önünden geçerken duyduğumuz tanıdık ezgilere eşlik etmişizdir, belki iki kültürde de ortak olan  yemek isimlerini duyduğumuzda anlamsız bir heyecan yaşamışızdır ve belki de karşılıklı kıyılardan  aynı denize doğru bakarken birbirimizin belli belirsiz siluetlerini görmüşüzdür.  

“Önce bir kahkaha çalınır kulağına  

Sonra Rum şiveli Türkçeler 

O Boğaz’dan söz eder 

Sen rakıyı hatırlarsın” 

Bu şiirin, Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil tarafından bestelenmiş hali “Olmasın Varsın” Pencere Önü  Çiçeği albümünde yer alır, çok da güzel söyler bu şarkıyı Fikret Kızılok. Şimdi bizlere uzak gelen pek  çok şey ve özlem duyulan zamanlar, kahkahalar, Boğaz, rakı, Ege, iyilik, kardeşlik… Hepsi Fikret  Kızılok’un sesiyle biçim bulur, somutlaşır. Aradan geçen onca zamana, husumetlere, politika zehrine  rağmen iki komşu halk arasındaki gönül bağı baki kalır.  

Olmasın Varsın

Aynı denizin üzerinde, elma şekeri misali batan kızıl güneş seyredilirken neler dinlensin? Bu şarkılar  dinlensin. 

https://open.spotify.com/playlist/4AYyk7RU3PP1pmel0KWpo0?si=F6lm8JsSRKymUWCQQ72pYw

YORUM YAP