“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

bir garip: orhan veli

Çocukluğunu Birinci Dünya Savaşı, son günlerini İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçiren Orhan Veli hep ıstıraplar, sıkıntılar içinde yaşamış. Bir yandan ülkenin içinde bulunduğu olumsuz ve zor koşullar, uzun süren İkinci Dünya Savaşı hazırlığı, bu koşullar içinde şairin verdiği yaşam mücadelesi, diğer yandan sıra memurlukları, kısa tokluklar getirecek küçük işler günlük yaşayışın sınırları ve “saçmalıkları”… İnanmadığı toplum değerleri ve yasaları ile cebelleşmekle geçince hayatı, kaçınılmaz son gelmiş, toplumdan uzaklaşarak, yalnızlığın muhteşem özgürlüğüne koşmuş.

“Yolculuk” adlı şiirinde de kendisini “Ben ki yalnızım bu dünyada” diye tanıtır. Bu yalnızlık duygusu şairi öyle sarar ki kendisinin, dünyaya garip geldiğini zanneder ve kendisine şöyle seslenir: Haydi, benim bu dünyaya garip gelmiş şairim. Fakat “Yalnız bende değil yalnızlık hâli” diyerek kendisini teselli eden yine odur.

Yaşamını şiirine olmazsa şiirini yaşamına uydurmaya çalışmış bir şairdir Orhan Veli. Kendine has üslubuyla dikkat çeken şairimiz, arkadaşı Muvaffak Sami Onat’a gönderdiği mektuplarından birinde yaşamını bakın nasıl anlatıyor:

1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rıfat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok âşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim”

Şiiri, kendini anlatmaya yarayan bir araç, onun için. Sanat anlayışı dönemindeki sanatçılardan epey farklı. Düşünceleri onlara garip kaçıyor açıkçası. Muhtemelen de bu yüzden adı bir garip: Orhan Veli. Halktan övgüler, bazı edebi cemiyetlerdense yergiler alan Garip hareketi işte böyle başlamış.

Herkesle ama herkesle, hatta kendisiyle bile alay etmiş. Bu rahatlığı, sahip olduğu özgüvenle mi alakalı, kimseden bir beklentisi kalmamasıyla, bilinmez. Geçmişine dair herhangi bir pişmanlığı olmadığı gibi geleceğe dair beklentisi de yoktur kanımca.. Kadınlar, erkekler, sanatçılar, siyasetçiler, askerler, devlet adamları hatta sevgilileri… Onun şiirinde alay konusu olmaktan kimse kaçamamış. Kendini anlattığı şiiri varken de, üzerine çok söz söylemek absürd.

 

BEN ORHAN VELİ

Ben Orhan Veli,
“Yazık oldu Süleyman Efendiye”
Mısra-ı meşhurunun mübdii…
Duydum ki merak ediyormuşsunuz
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.

 

Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Evde otururum,
Masa başında çalışırım.
Bir anne ile babadan dünyaya geldim

Bir işte çalışırım.

Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,

Ne de Bay Celâl Bayar’ın
Ahır uşağı gibi aristokrat.

Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Bayılırım.

Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.

Yayan dolaşırım,

Mütenekkiren seyahat ederim.

Oktay Rıfat’la Melih Cevdet’tir
En yakın arkadaşlarım.

Bir de sevgilim vardır, pek muteber;
İsmini söyleyemem
Edebiyat tarihçisi bulsun.

Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Meşgul olmadığım “ehemmiyetsiz”
Sadece üdeba arasındadır.

Ne bileyim,

Belki daha bin bir huyum vardır…
Amma ne lüzum var
Hepsini sıralamaya
Onlar da bunlara benzer.

 

Çoğu insanın derdi para, makam gibi dünyeviyken bunlarla tatmin olamayıp, varoluş sancısını sürekli çekenlerden Orhan Veli… İntihar şiiri dünyaya bakışını güzel özetler:

İntihar

kimse duymadan ölmeliyim
ağzımın kenarında
bir parça kan bulunmalı.
beni tanımayanlar
”mutlak birini seviyordu” demeliler.
tanıyanlarsa, ”zavallı, demeli,
çok sefalet çekti…”
fakat hakiki sebep
bunlardan hiçbirisi olmamalı.

 

70 yıl önce, bir salı akşamı, hayatını kaybetmiştir. 70 yıl sonra, bugün hala sevgiyle hatırlanandır, mısraları hatırlatılandır. En bildiğimiz şairdir belki de. Özgürlüğü, boşvermişliği ve yalnızlığı en güzel anlatandır. Buna tezat yenilik peşinde koşandır. Beklediği öyle bir havada gelmeli ki; vazgeçmesi mümkün olmamalı.

“şimdi kılıksızım, fakat
borçlarımı ödedikten sonra
ihtimal bir kat daha yeni esvabım olacak
ve ihtimal sen yine beni sevmeyeceksin.

bununla beraber pazar akşamları
sizin mahalleden geçerken
süslenmiş olarak
zannediyor musun ki ben de sana
şimdiki kadar kıymet vereceğim.”

 

 

 

“şiirden kovduğu uyağın
dönüp dolaşıp
sonunda mezar taşına
konması ne
garip:

Orhan Veli
1914 – 1950″

Sunay Akın’ın garip adlı şiiriyle birlikte, rahmetle ve şiirle…

Kaynak:

Orhan Veli’de “Kaçış”, Arif Yılmaz
Orhan Veli’nin Şiirlerinde Çocuksu Söylem, Mehmet Ulucan

YORUM YAP