“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

BLAISE PASCAL

“Kalbin, aklın asla anlamayacağı, kendine göre nedenleri vardır… Gerçeği yalnızca akılla değil, kalbimizle de biliriz.” 

Böyle düşünüyordu Pascal. Dahi bir çocuk olarak dünyaya gelmenin güzelliklerinden biri de otuzlu yaşlarına kadar çoktan tüm icatlarını yapıp, yasalarını bulup gelecek icatların önünü açacak çalışmaları yapmış bulunup kendini maneviyatın kollarına atabilecek zihinsel rahatlığa ermiş olmak. Matematik ve fiziği, çocuk yaşlarında profesörlerle tartışacak kadar bilen, daha 16 yaşında “Koniler Üzerine Makale” yazacak kadar çalışkan ve teorileriyle “Pascal’in Esrarengiz Altıgeni”ni bulacak kadar üretken bir dahi.

 

 

Aynı zamanda düşünceli. Pascal’ı düşünürken çevresine duyarlı bir bilim adamı canlanmalı gözümüzde, kayıtsız kalmayan. Bilimsel bilgisini duygularıyla, gündelik yaşamıyla birleştirebilen. Pascaline adını alan ilk hesap makinesini icat etmesini bu farkındalığı tetikliyor. Vergi tahsildarı olan babasının, hesap cetveli üzerinden muhtemelen saatler boyu kalkmayan burnu aklına, “tekrar tekrar aynı işi yapmanın daha kolay bir yolu olmalı” düşüncesini düşürmüş olacak ki şu gördüğünüz harikulade, mekanik yapıyı kuruyor. Bize de dertsiz tasasız, zihnimizden şüphe etmeden işlem yapmak kalıyor. Hesap makinelerinin aldığı şu anki boyut ne derece insan beyni için faydalı bilinmez ama sayfa sayfa basamağı olan sayıları hesap etmek zorunda kalmadığı için birçok bilim insanının dualarını aldığı kesin.

 

Hidrostatikten geometriye, basınçtan aritmetiğe, o kadar çok teorisi matematiğin sınırlarını genişletirken pratik yaşama uyarlanabilir icatların önünü açmıştır ki Pascal’ı gelmiş geçmiş en önemli matematikçiler arasında saymamak, bilime ihanet olur. Rulet makinesi bile onun daima hareket eden bir makine icat etme çalışmalarının evrilmiş hali. O derece her yerde yani. 

 

“Gerçeğe vakıf olduğuna inanmak, insan doğasının getirisi olan bir hastalıktır.”

Aile içindeki hastalıklarla beraber evde muhatap olduğu rahiplerle olan sohbetleri, onu manevi sorgulamalara iter ve yaşadığı bazı metafizik deneyimlerle iyice dine çekilir. Analitik zihni, farkındalığıyla beraber dini çok farklı bir yerde tutar. Bu kadar çok şeyi bilmek ve daha bir o kadarı ve daha fazlasının, evrene yayılmış bir şekilde keşfedilmeyi beklediğini -belki de beklemediğini- anlamak, bilinmeyene ancak hissedilene karşı büyük bir saygı duymasını neden olmuştur. Din ve benzeri felsefik konular hakkındaki görüşlerini Düşünceler adlı eserinde kitaplaştırır. 

Pascal’in Esrarengiz Altıgeni

Pascal’in Esrarengiz Altıgeni

 

Pascal’ın Kumarı bu melez düşünceden doğar, tanrının varlığını olasılıklarını karşılaştırır;

Gerçekte iki olasılık var: Tanrı vardır ya da yoktur. İki seçenek var: Tanrı’ya inanırsınız ya da inanmazsınız. İnanırsanız iyi bir insan olmaya çalışır ve bazı nimetlerden kendinizi Tanrı adına mahrum bırakırsınız. İnanmazsanız, istediğiniz gibi davranır ve yaşarsınız. Eğer Tanrı yok ve inanmıyorsanız, ne ala. Var ve inanmıyorsanız, yandınız. Tanrı yok ama olduğuna inanıyorsanız, sürdüğünüz kısıtlı hayat boşa gitti. Tanrı var ve inanıyorsanız, bu dünyada biraz kısıtlı bir yaşam sürseniz de sonsuz ödül sizin.”

Felsefede de rüştünü ispatlayan Pascal’ı anlamaya çalışırken şöyle düşünmek gerekiyor; 51 yaşındaki Rene Descartes, 24 yaşındaki Pascal ile görüşmeye Paris’e gelecektir. Descartes bu konuda o kadar isteklidir ki Pascal’ın hasta olması bile buluşmayı engellemez, Descartes ayağına gider. Saatlerce teorileri üzerinde, icatları hakkında konuşurlar. Pascal üzerine çalıştığı yeni teorileri anlatır, “vakum” teorisinden bahseder. Fakat konu, dindar Pascal ailesinin hiç haz etmediği Dekartçı görüşlere vardığında tartışma alevlenir ve Descartes evi terk eder. 

Pascal ve Descartes gibi bilim insanı ve filozofları anlamaya çalışırken onlardaki kaliteyi de hissetmemizi sağlayacak müthiş bir hikaye bu; çünkü olayın ertesi günü Descartes geri döner ve bu defa doktor kimliğinden çıkmadan Pascal’la ilgilenir, ona ilaç yazar ve yakında iyi olacağını telkin eder. Düşünün; bu iki insan birbirine tamamıyla zıt, iki dini-felsefik görüşü benimsemişti. Belki hakkıyla tartışamadılar bu konuda ancak bilimi konuşabildiler; biri, diğerinin iyileşmesine yardımcı olabildi. 

“İnsan, hem içinden var olduğu hiçliği hem de içinde boğulduğu sonsuzluğu göremeyecek kadar kördür.”

Yeditepe Üniversitesi, Çeviribilim mezunu. Makalelerle başlayan çevirmenlik yolculuğu kitaplarla devam etti. Şimdi ise özgün yazılar yazma heyecanını tatma peşinde.

YORUM YAP