“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Burada ve Şimdi 01: Caddebostan (01)

Mahallenizi sevin; mahallenizi seveceğiniz hâle -bir şekilde- getirin!

Bu yeni yazı dizisinde bir mahallenin “burada ve şimdi” olan varlığını, daha çok hoşluklarına odaklanarak, sakinlerinin tanıklıkları üzerinden aktaracağım. İlk ziyaret edeceğimiz mahalle, 20 yıldır sakini olduğum Caddebostan ve ilk tanık: ben, Tolgay.

Antalya’da 1986’da doğmuş ve 2001 yılına kadar yetişmiş birisi olarak İstanbul’daki minik Antalya’mı son 20 senede nasıl bulduğumu/yarattığımı anlatacağım. Antalya’nın 90’larını yaşayan şanslı çocuklardan biri olarak “yeryüzündeki cennet” tanımını -o dönemin her Antalyalı çocuğu gibi- ben de içselleştirdim. Yazları güneşe dünyadan daha çok yaklaşan bir şehir olmasının dışında; egzotik ve vahşi endemik doğası, sıcak ve uluslararası toplumsal dinamikleri, üstsüz güneşlenmenin doğal görüldüğü sahilleri, peyzaj tasarımı harikası parkları, nefes kesen manzaraları, derin bir ruhu aktaran çok katmanlı tarihi yapısı ve organik sosyal dinamikleri sonucu oluşmuş güvenli mahalle yapıları ile oralı olmanın gurur verdiği bir şehirden bahsediyoruz. Çocukluğumda da İstanbul’a geliyorduk turistik amaçlı… İstanbul benim için her zaman sağlıksız, çirkin ve saçma bir şehirdi; ki sanırım birçok bölgesi de hâlâ öyle: sanki hiç şehirleşmesi gerekmemiş gibi gelir bana. Hep küçük kasaba, belde ve mahallelerden oluşsa aslında huzurlu bir yapıya kavuşabilecekmiş. İstanbul’a bir şehirden daha çok banka kasası gözüyle bakılmış herhalde… Taşı toprağı altın ya… O yüzden ben gerçek altını güneş ve kumunda bulduğum Antalya’ya her döndüğümde derin rahat bir nefes alırdım.

Evet, hayatımız turizm ile geçtiği için, tur reklamları ile Antalya’yı yüceltmek kanımızda var… O yüzden kakımlıtur ile Antalya paragrafını daha fazla uzatmadan asıl konumuz -ve 20 yıldır evim olan- Caddebostan’a geçmek istiyorum.

Mikrokozmos ve Lokallik

Tipik bir boğa burcu erkeği olarak bana “oturan boğa” diyebilirler ancak küçük ve samimi bir şehirde domestik yetiştim ve 20 yıldır Caddebostan’da huzurum yerinde… Lise ve üniversite arkadaşlarım ile mahallede sosyalleşme, yan binada ilk girdiğim iş, alt sokakta ilk iş ortağım, diğer yan sokaklarda arkadaşlarım ve dostlarım, yürüme mesafesinde deniz, park, alışveriş, rekreasyon, kafe, bar, restoran, berber, bakkal, manav, kırtasiye, hırdavatçı, butik, kitapçı, konser salonu, kültür merkezi, spor salonu vb. imkanlarıyla minyatür bir Antalya’yı yaşıyordum. Teknik olarak hayatımın her alanındaki her tür ihtiyacımı yürüme mesafesi dahilinde karşılayabiliyordum. Evet, seneler boyunca yollar ve kaldırımlar değişti, mağazalar ve manzaralar değişti, binalar ve sosyal çevre değişti, moda değişti, hele ben de değiştim, ancak her şey bir yandan da aynı kaldı ve aynılık derinleşti öze doğru; bu çok güzel bir his…

“Burada ve şimdi” tanıklığımı ise pandemi süreci paralelinde, geçtiğimiz yaz özelinde anlatmak istiyorum. Global krizlerimizin en zariflerinden olan küresel ısınma sayesinde İstanbul’un iklimi de yavaştan Akdeniz iklimini andırır oldu… Bu yaz Caddebostan’ın* bana Antalya’yı anımsatmasında bunun da büyük payı var. Yine de en büyük pay tabii ki de “yaz insanları” ve “sayfiye hayatı” idi.

(*Bağlamsal devamlılık olduğu sürece -küçük varyasyonlar olsa da- bir mahallenin sınırları zihin haritalarımızda resmi olanlardan farklılaşabilir. Bu yüzden Dalyan Sahili denen uç kısımlar da aslında benim için Caddebostan anlamına geliyor. Tam tersi, araç yolunun sahil yoluyla birleştiği, Caddebostan’dan Bostancı’ya olan kısım ise benim için bambaşka bir bağlam ve mahalle; o yüzden, şimdi anlatacağım tanıklıklar Caddebostan-Dalyan sahilindeki yürüyüş yolunu ve Göztepe Parkı’nı kapsayacak.)

Huzurlu Birliktelik

Antalya’nın hem uluslararası kozmopolit yapısını hem farklı nesillerinin birlikteliğini hem de çeşitli sosyoekonomik statüdeki kesimlerinin uyumlu ve huzurlu zenginliğini bu yaz yine Caddebostan Sahil’de gördüm. Civarda açılan otellerin “Pandemi’de İstanbul Vahası” pazarlamasıyla dolmasıyla, turistler de mahallemize bir tatlı huzur almaya geldi durdu bu yaz. Bu yüzden Caddebostan Sahil de Antalya’daki gibi farklı sahil kullanım kültürleri ile tanıştı ve mozaiğine kaynaştırdı. Mahrem yerlerin örtülmesi anlaşmasına saygı çerçevesinde çok farklı kesimlerden gelen sahil insanları plaj modasına yine Antalya’daki gibi büyük bir renklilik kattılar. Genelde kimse kimin neresini ne kadar örttüğüyle ilgilenmiyordu çünkü herkes ortak bir keyfi paylaşıyordu: güneş, deniz, kum, çim, keyif, birlikte eğlenmek ve yaşam sevinci… Evet, bikini ile güneşlenirken kitabını okumayı tercih eden birçok hanım ile tamamen vücudunu örtmeyi tercih eden ve denizde halay çeken hanımlar bir arada neşe içinde yazlarını geçirdi – Antalya’da yıllar boyunca -ve hâlâ da- gördüğüm bir manzaraydı bu… Şunu bile gördüm: 3 ay boyunca yeni doğan çok sayıda martı ve yeni doğan çok sayıda kedi, bir arada, neredeyse kucak kucağa birbirleriyle oynayarak büyüdüler…

Tadını Çıkarmayı Biliriz

Ve şunu fark ettim: biz gerçekten sahilin keyfini çıkarmayı biliyoruz. Amcalar 3 aylık bulmaca maratonu sonucu kömür renginde kapadılar yaz sezonunu… Teyzeler leziz zeytinyağlılarını, kızartmalarını ve ızgaralarını sahildeki aile buluşmalarına sundu…  Doğum günleri, ağaçlar arasına gerilmiş, yıldızları anımsatan LED aydınlatmalar eşliğinde kutlandı… Kumlarda, çimlerde piknikler yapıldı, evlenme teklifleri edildi, balıklar tutuldu, patenler kayıldı, bisikletlere binildi 3 ay boyunca… Antalya’da bütün çocukluğum mahallede paten ve bisiklet binmekle geçmişti…

Yeni Egzotik Deneyimler

Hayatımda ilk defa hiç hayal edemeyeceğim deneyimleri de burada yaşadım ve Antalya’nın egzotik havasını Caddebostan, çıtayı yükselterek zenginleştirdi. Örneğin papağanlar… Doğadaki serbest yeşil papağan sürüsünü bu kadar yakından deneyimleyeceğimi tahmin edemezdim… Kedi insanı mısın, köpek insanı mı, diye sorduklarında papağan insanıyım, diye cevap veren biri olarak papağanlar etrafımda uçuşurken, saçma sesleriyle öterlerken ve hapır hupur kırmızı meyvelerini götürürlerken bankta oturup sahili izlemenin keyfi bambaşkaymış… Siz de deneyimlemek isterseniz, yerleri sabit şapşalların: Caddebostan-Dalyan arasındaki iki koyun ortasındaki düzlükteki büyük çimlik alanda, kırmızı meyveli ağaçların oradalar… Ben akşam 4-5 civarında rastladım dev bir sürüye; akşam atıştırmaları için gelmişler herhalde. Ayrıca bir sürü de Göztepe Parkı’nı mesken etmiş. Onların da yeri sabit: Parkın tam ortasında, araç yolu tarafındaki park girişindeki büyük ağaçta ve çevresindeki kırmızı meyveli ağaçlarda takılmaya bayılıyorlar. Özetle, eğer yürürken bir anda sizi Brezilya’da hissettiren saçma bir kuş sesi duyarsanız, yukarı bakın; orada -bir uçak ya da bir Süpermen olmasa da- İstanbul’un yeşil papağanlarını göreceksiniz… Tropik iklim demişken, afet gibi yağan dolunun sahilden karaya varışını da hiç unutamam…

Müdavimlik

Evet -ne kadar da çok ziyaretçisi olsa da- Caddebostan lokal bir mahalle… Mahallede bir yere giderken en az on adet tanıdığına rastlar herkes muhtemelen… Ayak üstü tatlı sohbetlerle bağlar pekişir, yaşam keyfi de dolayısıyla artar. Özellikle müdavim kafeleri, spor salonları, berberler, marketler gibi sosyalleşme alanları mahalleliyi birbirine kaynaştırır; bu da yeni beraberliklere, iş fırsatlarına, tanışıklıklara, muhabbetlere, güvenlik ve samimiyet hislerine yol açar. Mahallenin kedileri ve köpekleri bizi bilir, tanır ve hele korur. Hepsinin de müdavimi olduğu nokta bellidir. İsimleri de bilinir hele… Maylo, Trump, Mary Jane, Zeytin, Kocabaş, Henry vb… Bazı köpeklerin birden fazla ismi vardır. Sahipli köpekler de herkesin maskotudur; çocuklar herkesin arasında büyür, 7’den 70’e herkes birbiriyle sohbet eder.

Fanus

Kent içi parkların ne kadar önemli olduğunu da Göztepe Parkı’nın günlük ziyaretçisi olarak bu yaz öğrendim. Özellikle içimdeki çocuğu orada neşe içinde oynayan çocukların oyun dinamiklerini gözlemleyerek yeniden keşfettim. Bu şehirdeki o minik Antalya’yı nerede bulabilirim diye parkta gezindiğimde karşıma Antalya’nın enfes peyzaj tasarımı (yapılı ile doğal çevrenin uyumlu bir diyalogda olduğu) ile yaratılmış parklarını anımsatan, köprülü ve ahşap iskeleli bir gölet buldum. Benim için orası, sanki Antalya’dan kopartılıp bir fanus içinde İstanbul’a yerleştirilmiş bir vahaydı. Yazın başından beri neredeyse her gün, bilinçli farkındalık alıştırmamı ahşap iskele üzerinde, bazen bir kedinin dibime uzanması, bazen mahallenin köpeciklerinden birinin nefeslenmesi, bazen de göletin kaplumbağasının önümde güneşlenmesi eşliğinde yaparım. Ayrıca o civarda tatlı bir kirpi ailesi de var…

Aslında evimden hiç ayrılmamıştım; hâlâ evimdeyim.

Mahalle bana yetiyor. Eğer yeni bir şeyler görmek istersem, hiç geçmediğim bir ara sokağı veya yan sokakları keşfetmem yeterli oluyor. Yukarıda bahsettiklerim aslında temel olarak her mahallede bir şekilde keşfedilebilecek ya da yaratılabilecek, insanlık tarihinin başından beri doğamızdan ötürü gelen oluşumlar. Evet, bunu Caddebostan isimli bir mahallede bulmuş olabilirim; eminim ki nerede yaşanırsa yaşansın, bu ruh bir şekilde beliriyordur… Bu ruh da sadece merakla dahil olmanızı bekliyor aslında. Hepimiz de parçası olduğumuz mahalleyi, bir de sizin gözünüzden görmeyi merak ediyoruz.

Bu yüzden, bu dizinin sonraki yazılarında, mahalleden çok sevdiğim arkadaşlarım ve doğma büyüme buralı olan spor antrenörüm ile röportajlar yapıp Caddebostan’ın burada ve şimdisini onların gözünden aktarmaya devam edeceğim. Caddebostan’dan sonra, siz okuyucuların merak ettiği* çeşitli mahallelerin de burada ve şimdisine tanıklık edebiliriz.

*Yorumlar kısmına merak ettiğiniz mahalleleri yazabilirsiniz. Röportaj için de yine yorumlar kısmından benimle irtibata geçebilirsiniz.

** Tüm fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir.

1986’da Antalya’da hayata başlayan Tolgay; Özel Üsküdar Amerikan Lisesi ve Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu, TeCe Mimarlık ve Nevzat Sayın Mimarlık Hizmetleri’nde mimar olarak; Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak birer sene çalıştı. İTÜ Mimari Tasarımda Bilişim Yüksek Lisans Programı’na ve Bahçeşehir Üniversitesi Caz Okulu’na caz vokal olarak da kabul edildi; Ferhat Öz, Sibel Köse ve Başak Yavuz'dan vokal eğitimi aldı.2018’de kurduğu Filtre Platform, İstanbul’un çeşitli kafe ve sergi mekânlarında sanat/tasarım üzerine disiplinler ötesi kulüp buluşmaları, söyleşiler, keşif gezileri, atölye çalışmaları ve sergiler düzenledi. TAK ile birlikte 40 sanatçı/tasarımcı ve 28 adet etkinliğin dahil olduğu 12 saatlik Tesadüfler Festivali’ni düzenledi. İ ME CE bünyesinde, farklı disiplinlerden oluşmuş büyük ekibiyle “Askıda Aralık” ismindeki 60 metrelik etkileşimli bir parkur yerleştirmesini ve “Askıda An” isimli deneysel konserini tasarladı ve uyguladı.Alternatif, sıradışı ve özgün yaratıcılığa öncelik ve değer veren Tolgay, Provalar isimli özgün yaratıcılık atölyesi ile herkesin içindeki yaratıcı potansiyeli ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor, bir yandan da yaratıcılık koçu ve eğitmeni olma yolunda ilerliyor.

YORUM YAP