“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Chrıs Sızemore

Sizi ilginç birinin zihninde yolculuğa çıkarmak istiyorum. Bu yolculuğu iyi kavrayabilmemiz ve bu zihne sahip insani iyi tanıyabilmemiz için sizden o olmanızı rica ediyorum. 

1927, amerikada doğdunuz. 

Henüz iki yaşınızda iken anneniz yanınızda kendisini bıçakla yaralıyor. Birkaç ay sonra bir gün, babanızla işyerine gittiğinizde bir adam kendini iş makinasına kaptırarak önünüzde paramparça olarak can veriyor. Yine birkaç ay sonra, henüz tanıştığınız bebek kuzeninizin ölümüne şahit oluyorsunuz.  

Henüz iki yaşındasınız ve artık hiçbir şey eskisi değil. Gördükleriniz geleceğiniz oluyor. 

Gördüğünüz sahnelerden sonra ani bayılmalar yaşamaya başlıyorsunuz. Şiddetli baş ağrılarıyla davranışlarınızda değişimler meydana geliyor. Yaşınız ilerledikçe garipleşen davranışlarınızla günbegün başkalaşıyorsunuz. Yetişkin bir insansınız ve yaşadıklarınıza bağlı strese yoruyorlar durumunuzu. Lakin çok geçmeden zaman zaman tamamen başka birine dönüştüğünüzün bulguları netleşiyor. Normalde ağırbaşlı ve sakin bir yapınız var; bu kişinin adı Eva White. Evde vakit geçirmeyi ve kitap okumayan seven Eva. Ara sıra ise inanılmaz konuşkan ve heyecanlı birine dönüşüyorsunuz. Kitaplar yerine gece kulüplerinde vakit geçiren yanınız ise Eva Black; iki yaşındaki kızını boğmak isteyen. Kızın, Eva White’ın olduğuna inanıyorsun bir yandan. Bu iki kişilik arasında sıkışıp kaldığınızda ise üçüncü bir siz beliriyor, ikisinin birleşiminden daha güçlü biri oluşuyor; Jane. Jane’i sizin için terapistleriniz oluşturuyor. Küçükken gördükleriniz ve yaşadıklarınız öyle fazla ki zihniniz de o iş makinasında parçalanmış sanki. Sürekli kişilikler belirip ölüyor zihninizde. Bazen yepyeni kişilerle yine aynı şekilde üç kişilik gruplar oluyorsunuz. Ve ömrünüz boyunca yarattığınız yirmi kişi ile yaşıyorsunuz. O nedenle uzmanların işi zorlaşıyor. Çünkü bazen sizden yirmi yaş büyük romatizma ağrısı çeken Mor Kadın iken, bazen çıplak ayak gezerek sadece çilek yiyen bir genç kız oluyorsunuz. Kişilikler arası gezinirken yüzünüzün ifadesi tamamen değişiyor, şiddetli ağrılarla başkasına geçiş yapıyorsunuz. 

Ömür boyu çoklu kişilik bozukluğunuza çare arıyor terapistler. Bir doktor bütün kişilikleri tek bir kişilikte toparlayana kadar bu zorluklarla ve onlarla yaşıyorsunuz. Onların sonradan olmadığına, birlikte doğduğunuza inanıyorsunuz; “Onlar ben değiller, ama hepsi bir araya gelerek beni oluşturuyorlar. Hepsinin farklı doğruları, farklı özellikleri var.” 

Dissosiyatif kişilik bozukluğunuz var; peki bütün bu gördükleriniz beyninize ne yapmış olabilir? Beyniniz gördüğü korkunç gerçeklerden sonra gerçeği tehlikeli belliyor ve zihniniz gerçeklerden uzaklaşmak için var gücüyle savaşıyor. Defalarca bu karmaşada yaşarken kendinizi öldürmek istiyorsunuz. Kendimizi bilmemiz zorken yirmi kişi ile aynı zihinde yaşamak, bu büyük git-gel Chris’i çok yoruyor. Parçalanmış bu kişilikler, tek bir kişide toplanıp hastalığından kurtulduktan sonra yaşadıklarınızı yazıyorsunuz. Bütün detayları ile hem de. 

Hollywood durur mu? Hikayenizi yapıyor ama çarpıtıyor. Twentieth Century Fox’a dava açıp kazanıyorsunuz. The Three Faces of Eve, Kimlik/Identity sizden ilhamla yapılıyor. James McCavoy’lu Split yine sizsiniz. Sahi, sizin içinizde kaç siz var? Travmalarımız bizi birbirimize bölerken, bizi de bize bölüyor mu? Kaç ben var söz geçiremediğimiz? Doğduğumuz andan itibaren maruz kaldığımız travmalar ve günlük rutinde maruz bırakıldığımız sayısız korkunç gerçek zihinlerimizi parçalara bölmüyor mu? Hastalıklı bir toplum yaratmak için elinden geleni ardına koymayan bir sistemin içinde nasıl sağlıklı kalacağız? Stratejik iletişim ve algı yönetimi ile manipüle edildiğimiz bir dijital dünyada, ihtiyaçtan bağımsız olarak tüketmeye zorlandığımız, rasyonellikle bağlarımızın koptuğu bireylere dönüştürülmedik mi? İki yaşında travma yaşamamıza gerek mi kaldı, iki yaşında çocuğa tecavüz edildiğini duyduğumuzda? Evrenin mucizevi sistemi, dünyada bize istediğimizi verirken dikkatimizden faydalanarak kendi ürettiklerini zorlayan insan icadı sistem, cebinden paralarımızla birlikte kişiliklerimize ve zihinlerimize, hatta insani temel haklarımıza saldırmadı mı? İnsanlar bilgi sahibi olmasın diye bilgiyi gizleyen böylece doğru karar verme özgürlüğümüzü gasp etmediler mi? Bizi olmadığımız kişilere döndürmediler mi? İnsanlık tarihi boyunca örgütlü olan insanın içine bu düşmanlığı kim işledi? Eskiden unutmak ihanetti, bugün bu sözü bile hatırlayamayacak kadar boktan bilgiyle kim doldurdu beynimizi? Bizi kim böldü? Psikolojik hastalıkları keşfedip grip gibi yaymadılar mı? Yeterince soru sorduğumu düşünüyorum. Cevaplarını her kişiliğinizde bulabileceğiniz sorular. 

Chris Sizemore’un yaşadıklarına hepimizin maruz kaldığını unutmayın. Bütün kötü haberleri almanızı sağlayıp mutlu tek program bırakmamaları ondan. Kendi aramızda böldükleri yetmiyor, kendi içimizde de bölünmemizi ve paramparça olmamızı istiyorlar. Oysa sadece varlığımıza odaklanırsak bütün bölünmeler ortadan kalkar. Bence hepimiz biraz kendimizi özledik. Denemeye değer…

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP