“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Çıplaklıkla Sanat Arasındaki O İnce Çizgi

100yılı aşkın süredir aktivistler, sanatta kadın çıplaklığı tasvirine dikkat çekiyor. Biz de sizlere soralım; gerçekten de kadınlara bugünün uygar bakış açısıyla bakmanın zamanı gelmedi mi? Ama şunu da soralım; günümüze ait olmayan sanat eserlerini dönemine göre yargılayıp, önümüze mi baksak?

birleşik krallıktaki “black lives matter” protestoları ulusun dikkatini köle tüccarlarının heykellerine çekerken, başka bir aktivist de kadınların sivil heykellerde temsil edilme şeklini sorgulattı. Aktivistin pankartında, Manchester’daki Trafford Centre’ın dışındaki bir anıta odaklanarak, “Neyi normal kabul etmek için sosyalleştirildiğine bir bak …” yazıyor. Yalnız bu pankartları taşıyan bir insan değil, bir Barbie bebek.

ArtActivist Barbie adını alan Barbie, çıplak figürlerle bildiğimiz tabloların, heykellerin önüne yerleştirilip, verilmek istenen mesajı pankartında tutuyor. Bu Barbie’ye hayat veren Huddersfield Üniversitesi’nde kıdemli öğretim görevlisi Sarah Williamson. Eğlenceli ikinci kişiliğini, sorguladıklarını oyuncak bebeğe yansıtan Williamson, projeye, öğrencileri feminist fikirlerle ve özellikle de kadınların sanatta tasvir edilişiyle meşgul etmek maksadıyla başladı. Williamson BBC Culture’a “Bu şekilde, insanları nazikçe bu konuşmalara yönlendirebilirim” dedi. “Bu bir feminist vantrilokizm biçimidir – benim sesimin, üçüncü bir şahıs aracılığıyla AAB [ArtActivistBarbie] aracılığıyla söylenmesi, bir vantrologun kuklasına eşdeğerdir.” dedi.

Klasikler profesörü Mary Beard, bu yılın başlarında İngiltere’de yayınlanan Shock of the Nude TV dizisinde benzer bir soru sordu. Program, erkek sanatçıların resimlerinde çıplak kadınların varlığını haklı çıkarmaya çalıştıkları birçok yolu araştırdı: uzanmış çıplaklar masum bir şekilde “yakalanmış”, yarı çıplak olarak tasvir ediliyor. Her iki kadının da endişesi, sanat ve pornografi arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu ve müzakere etmeye çalışmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Mary Beard’ın bir röportajında ​​çıplaklığın her zaman “elit için yumuşak porno” olma tehlikesi taşıdığı iddiası, makale yorumlarında ve Twitter’da küfürlü mesajlarla karşılandı.

Peki, baktığımız şey sanat mı yoksa gerçekten de dedikleri gibi pornografi mi?

“Bu karmaşık bir soru ve cevabı bildiğini düşünen herkes biraz daha fazla düşünmeli!” diyor Profesör Mary Beard, BBC Kültür’e. “Benim düşüncem, sanat ve pornografi arasında her zaman hain ve ince bir çizgi olduğu ve dönemleri kendi içinde değerlendirmemiz gerektiğidir. Geçmişe, onun kusurlarıyla bakmayı öğrenmeliyiz.”

Tartışmalı bir konu gerçekten de.

Sanatta feminist hareket 1960’lı yılların sonlarında, birkaç yıl öncesinde toplumda kendini gösteren feminist hareketler çerçevesinde şekillenerek başladı. Feminizm denince kastedilen olguları; kadın haklarının korunması, erkeklerle eşit hukuki, toplumsal ve cinsiyet eşitliği gibi konuları sanat aracılığı ile temsil eden çalışmalardır üzerinde konuştuğumuz. Geçmişten bugüne devam eden eril üstünlüğe karşıdır. Feminist eleştiri sadece kadın haklarını değil sanatın üretim süreci, yaratıcılık aşaması ve bu süreçte sanatçının rolünü de sorgular. İşte bu aktivist sanat anlayışı, kadının sanat tarihi boyunca normalleştirilmiş çıplak olma durumunu eleştirir.

Feminist düşüncenin gelişmesi sanat ortamında 1960’lardan sonra yaygın bir şekilde hissedilmeye başlayarak feminist sanatçıların çoğalmasıyla sanat eserlerinde de artan oranda gözlenir. Birinci kuşak feminist sanatçılar, kadın sanatçıların ürünlerinin, nitelikleri, konumu ve değerlendirilmesi üzerinde durarak sergilerde eşit temsili üzerinde durmuşlardır. Kadın bedenin temsiline, kadının doğurganlığına, Ana tanrıça kültüne, kadın bedeninin biyolojik özellikleri üzerinde yoğunlaşan vajinal imgelere odaklanmışlardır. İlk kuşak feminist sanatçılar arasında; Carolee Schneeman,’ın “Aybaşı Günlüğü” desenleri (1971) ve “Et Şenliği” (1964) performansı, Monica Sjoo’nun “Doğum” (1968), Judy Chicago’nun 22 kadın sanatçıyla birlikte gerçekleştirdiği “Yemek Daveti” (1974) adlı işleri sayılabilir.

İlk kuşak feminist sanatçıların ardından gelen sanatçılar, kadın bedeninden çok, kadın bedenini saran kültürel kodların eleştirisine odaklandılar. Postmodern süreçte özellikle 1980 sonrası feminizm, dil, söylem, farklılık gibi kavramlara dayanır. Bu süreçte özellikle kadının meta olarak kullanılması ve toplumsal cinsiyet gibi özellikler üzerinde durulur. Bu sanatçılar arasında; Cindy Sherman, Sherrie Levine, Barbara Kruger gibi sanatçılar yer alır. 1980 sonrası yaygınlaşan bu anlayış elbette günümüz Türk kadın sanatçıları tarafından da ele alındı. Feminizm kapsamında yapılan sanatsal çalışmaları Türk ve yabancı kadın sanatçıların eserleri üzerinden karşılaştırdığımızda Türk kadın sanatçılarında bu bağlamda oldukça iddialı çalışmaları mevcut. Nur Koçak, İpek Duben, Şükran Moral, Canan Şenol işleri gibi…

1980 sonrasında oluşturulan Feminist sanatçı grubu Gerilla Kızlar’ın (Guerilla Girls) bir işinde “Kadınların müzeye girebilmeleri için illa ki çıplak mı olmaları gerekir?” cümlesi dikkat çeker. Cinsiyet ayrımcılığının getirmiş olduğu erkek egemenliğine karşı vermiş oldukları mücadelelerin olumlu sonuçları günümüze yansır. Kadının erkek gözüyle ifade edilmesine haklı bir tepki göstererek kadınlar eserlerinin hem öznesi hem de nesnesi olarak karşımıza çıkarlar. Kendi bedenlerini kullanarak yaptıkları performansların bazılarında zaman zaman biraz kendileriyle çelişerek yüzyıllardır erkek sanatçılar tarafından maruz kaldıkları olguları kendi kendilerine edebilirler. Seyirlik bir nesne olarak sanat eserlerine aktarılan, kadının cinsellik, erotizm, pornografik bir imge olarak sergilenmesininin bir başka örneklerini sundukları da olmuştur.

  

ArtActivistBarbie, feministler tarafından toplumsal cinsiyet klişesi olduğu için geniş çapta kötülenen plastik bir bebeği altüst ederek insanları ters köşe yaptı. Barbieli protestonun yatarıcısı Sarah Williamson, konuyu tartışmaya açmak için bunları yaptığını, başka bir gözle de bakabilelim diye bu yolu izlediğini söylüyor. “AAB bunu yapmanın eğlenceli ve şakacı bir yolunu sağlıyor ve bunu yaparken de kadınlar için daha fazla eşitliğin olduğu ve onların sadece erkek bakışının kabul olmadığı bir dünya yaratmaya çalışıyor.” Siz ne düşünüyorsunuz?

YORUM YAP