“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

ÇOCUK DEĞİL BİREY!

Çocuk değil birey diyeceksiniz!

Tarih: 20 Kasım 1989
Yer: Dünya
Türkiye, Birleşmiş Milletler’in Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni 1989 yılında ilk oturumda imzalamış ve Çocuk Hakları Sözleşmesi, 27 Ocak 1995 tarihinde, 22184 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak 4058 sayılı yasa ile iç hukuk kuralına dönüşmüştür. İstanbul sözleşmesinde olduğu gibi hemen ilk oturumda imza atmış bir ülkeye benzemiyoruz yani değil mi? Söyleyeceğim çok şey var. Yüreğiniz kaldırmayacaksa okumamanızı tavsiye ederim. Öncelikle şunu söyleyerek başlamak zorundayım dünya çapında çocuk işçiler en ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyor.
Çocuk işçilere neler yaptırılıyor ben sizi bir aydınlatayım, çünkü görüyorum ki pek çok insanın dünyadan haberi yok.  Porno sektöründe, havai fişek yapımında, kaçak elmas madenlerinde, tarım mahsulleri; pamuk, şeker kamışı, tütün, kahve, kakao, sanayi ürünleri; tuğla, giysi, halı, ayakkabı, madencilik, altın ve kömür üretiminde çalıştırılıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tahminleri dünya çapında iki yüz milyonun üzerinde çocuk işçi olduğu yönünde. Ben bu rakamları samimi bulmuyorum. Bize verilen bilgilerin hepsinin yalan olduğunu bildiğimden mukayese değil muhakeme hakkımı kullanıyorum ve sayının çok daha fazla olduğunu iddia ediyorum. Ne birleşmiş milletler ne de devletler… Hiçbirine güvenmiyorum. Hiçbirini günahım kadar sevmiyorum. Ben çocukları seviyorum. Ben insan seviyorum. Hiçbir kurum ve kuruluşa inancım yok.
Bugün küresel mali krizle ve Covid-19 bahanesiyle çocuk, kadın ve göçmen sömürü dozunu arttırdılar. Çocuk işçi konusunda daha da ileri gittiklerine eminim. Çocuklar virüse dayanıklı olduğu için şanslı dursalar da aslında risk altındalar. Etrafınızdaki çocuklara değil bütün çocuklara bakınız; her çocuk hakları olan bireylerdir. Yalnızca yaş, bilgi ve deneyimi kendini korumaya yeterli değildir. Lakin her biri birer bireydir, sen çocuksun, sus, demeyeceksiniz! Çocuk değil birey diyeceksiniz! Kötü ve saygısız muamele hiçbir çocuğa yapılamaz! Anne babası yapsa ellerinden almak lazım. Hepiniz anne-baba olmak zorunda değilsiniz, yeter artık, çocuk yapıp ortaya atacak evrimi geçeli çok oldu. Elimde olsa ebeveynlik ehliyeti olmayana çocuk yapmayı yasaklardım inanın; zira maalesef çocuk yetiştirmek, öğretmek, onlara hayatlarında eşlik etmek konusunda da sınıfta kalmıştır insanlık!
Çocukları nasıl çalıştırıyorlar peki? 
 
Üzerlerinden alım-satım ticareti, borç karşılığı kölelik, bağımlı hale getirme, savaşlardan çocuk kaçırma ve kölelik versiyonları ile çalıştırıyorlar. Porno endüstrisinde, seks ticaretinde tedarik ve sunum yapılarak, uyuşturucu madde verilerek, korkutarak, kandırarak, sömürerek… Uyuşturucu maddelerin üretimi, tedariği, ticareti gibi yasal olmayan bütün faaliyetlerde çalıştırıyorlar. TÜİK verilerine göre çocukların iş gücüne katılma oranı %25’i geçmiş durumda. Eğitim masrafları arttığı için çocuk yaşta evlilik ve okuldan almalar inanılmaz bir artışta. Çocuk ölümleri, taciz, tecavüz, cinayetleri de gündem konularımızda malumunuz. Çocuk ölümlerinde en yüksek istatistik ne biliyor musunuz? Dışsal yaralanma ve zehirlenmeler.
Bitirmeyeceğim, hepsini yazacağım, saçınızı mı yolarsınız, bir yere kusar mısınız, ağlar mısınız orası beni ilgilendirmez lakin bunları hepsini bilip öyle yaşayacaksınız. Yetişkin bireylerin, çocuk bireylere yaptığı muamele bu, hepimizden davacı olmak için nedenler bitmez.
Devam edelim…
Türkiye ilk imzacılardan olmaya bayılır, ortaya atlar ama peki ya icraat? Yok, elbette.
Türkiye’nin en büyük problemi budur zaten. Herkes işin şovunda. Ne bir çocuk politikası geliştirmiş ne kadın, günlük amatör ve pervasız tedbirlerle durumu idare ediyor. Arada çıkıp kınanıyor, öfkeyle bağırılıyor, alkış alınıp aynı yüzsüzlüğe, vicdansızlığa devam ediliyor. Neden? Çünkü biz gündelik hayatta böyle bireyleriz. Kolektif bilinçle bu hale getirdik kendimizi. Hiçbir şey kendi kendine olmadı.
Çocuk değil birey diyeceksiniz! Neden mi?
Çünkü çocuğun kendisiyle ilgili karar alma ve bu karara katılma hakkını ona öğretmediğin sürece çocuklar sömürülecek, öldürülecek, köleleştirilecek, seks işçisi olacak! Yetişkin bireylerin aldığı kararlar biraz doğru olsaydı geçen yıl yirmi bin kız çocuğumuz evlendirilmezdi. Küçükler diye kimsenin çocukları gördüğü yok, bu nasıl bir görmezden gelmedir? Çocuklarımıza bunlar yapılırken nasıl nefes alabiliriz? Dünyanın bugünkü tablosunda her birimizin emeği var. Bundan kaçamazsınız. Sorumluluk alacaksınız. Çocuk değil birey diyeceksiniz!
Velayetmiş. Velayet ne ya? Çocuklar üzerinde hak iddia etmek nedir arkadaş? Bu çocuk üç yaşına geldikten sonra bütün problemlerini bıraksan çözebilecek donanıma sahip bir canlı varlık. Sen hangi hakla onun varoluşunu gasp edersin? Çok boyutlu evrende çok boyutlu bir sorun haline geldin sen artık insanlık! Kartlar yeniden dağıtılmak zorunda, başarısızsın! İşte bu yüzden; çocuk değil birey diyeceksiniz!
Bu ülkede çocuklarımız korunmaya, yaşatılmaya, yardıma, geliştirilmeye muhtaçken kadınmış, erkekmiş, yok başka fani dertlermiş ortaya düşmeyeceksiniz. Önce çocuklar!
Çocuklar neden bu durumda peki? Hiç düşündünüz mü? 
Onları hayata geldikleri andan itibaren bir birey olarak görmediğimizden, onları okula yeni gelmiş çaylaklar gibi görüp onlara zorbalık ettiğimizden. Eğitmediğimizden, öğretmediğimizden, sanki çok biliyormuşçasına kendimizi otorite bellediğimizden. Oysa otuz yaşına Allah’a emanet geliyoruz. Kendimizi bile keşfedene dek ömrün yarısı giderken hangi hakla çocuklar üzerinde hak talep edebiliyoruz? Hangi hakla onlar adına kararlar alıyoruz?
Her gün gördüklerim, görmeden bildiklerim ve hissettiklerimin sızısıyla seyrettiğim şu hayat, bir yandan azap bir yandan muhteşem bir armağan. Ben hayatımı yaşamak, evrenle bütünleşmek, uzaya çıkmak istiyorum oysa. Belki çocuk da yapardım, insanlık bu kadar kötü olmasa. Korkumdan yapamıyorum. İki şeyden korkuyorum; bir, ona yetememekten, bir de onu insanlıktan koruyamamaktan. Benim bakmaya kıyamadığım birinin kalbini kıracaksınız, hakkını yiyeceksiniz diye korkumdan yapmak istemiyorum. Doğmamış bireyimi, o küçük insanımı çok sevdiğimden doğurmaya korkuyorum. Siz nasıl hiç korkmuyorsunuz?
Türkiye’de çocuğun durumunu incelediniz mi hiç? Her geçen gün hızla artan çocuğa yönelik şiddet olayları, cinsel istismarlar, sokağa düşmeleri ve uyuşturucu kullanımı hangi boyutta haberiniz var mı? Rakamlar yurtta ve cihanda korkunç! İstanbul Sözleşmesi gibi Çocuk Hakları Sözleşmesi de var. Sözleşmeye göre genel yönetimler çocuk istismar ve ihmalinin önlenmesi için öncelikle durum tespiti yapmalı ve ihtiyaçları, sorunları belirlemelidir. Şu an ülkede bu yönde yeterli bir çalışma yok. Üstelik çoğu kez kayıtları şiddet yerine kaza sonucu yaralanma olarak geçiyor. Kaza oldu öldü deniyor. Özellikle bildiğinizi zannettiğinizden çok ama çok kayıt dışı gizli istismar var. Aile içindeki istismar özellikle dev bir sorun. Ve bir ülke düşünün ki çocuklara cinsel istismarda caydırıcı nitelikte uygulamalar, cezalar yok, cezaevindeki mahkumlardan adalet dileniyoruz çoğu zaman. Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahlaksızlık, ikiyüzlü bir yüzsüzlük bu! Arkasından demediğimizi bırakmadığımız katillerden çocuk istismarcısına, tecavüzcüsüne cezasını versin diye medet umuyoruz. Bu ülkede Saadet Öğretmen gibi güzel insanlar olmasa çocukların gidip derdini anlatabileceği bir merkezleri yok.
Çocuk esirgeme kurumundaki çocukların %20’sinin şiddet ve cinsel istismardan koruma altına alındığını biliyor muydunuz? Bu çocukların delil bulunmamasından yargılama sürecinde zarar gördüklerini, psikolojik verilerin, çocukların sözlerinin kayda dahi alınmadığını biliyor muydunuz? Şu ülkede on bir adet çocuk mahkemesi var ya! Bilmek istemiyorsunuz değil mi? Sen almazsan onu kimse ciddiye almaz. İşte bu yüzden çocuk değil birey diyeceksiniz!!!
Bugün Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin imzalanmasından önce olduğu gibi, çocuk istismar ve ihmalinin önlenmesi konusunda ne genel ne de yerel yönetimlerin bir politikası bulunmadığı bir ülkede yaşamanın verdiği utançla yazıyorum bunları. Siz çok önemli dünya dertlerinizle uğraşırken çocuklara ne bütçe ayrılıyor biliyor musunuz?  Her geçen yıl artırılan diyanet bütçesine karşın genel bütçenin %0,17’si ayrılıyor çocuklara. Devletin çocuğa verdiği önem budur! Çocuklarımız bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadığı kadar korunmasız durumda. Çocuk suçlu, çocuk yalancı, çocuktur bilmez, çocuk aklı diye diye geleceğimizin ışıkları söndürenlerden davacıyım. Bunu söylemek için kaç yıl beklemek zorunda çocuklar?
İstismarla birlikte sokağa düşen çocukları düşünüyorum, nasıl korkuyordur diye içimde bir daha kendine gelemeyecek yaralar oluşuyor. Çarpık kentleşme, düşük sosyo-ekonomik düzey, göç ve beraberinde getirdiği sağlıksız yaşam bölgeleri, parçalanmış aileler, aile içi şiddet, ensest, hasta ruhlu eşler, cinsel ve duygusal istismar, eğitimsizlik ve her türlü istismardan kurtuluşun tek yolu evden kaçma. Aynı senin bu ülke ne böyle beeeee, ben amerikaya gidiyorum demen gibi. Kim daha çocuk acaba? Hemen oyuncaklarını alıp kaçan korkak şımarıklar mi? Yoksa çocuk dediğiniz o mücadeleci ruhlu bireyler mi?
Çocuk değil birey diyeceksiniz! 
“Çocuklarla ilgili tüm girişimleri sadece Sosyal Hizmetler Kurumu yapar” yaklaşımını reddedecek ve çocuk haklarını koruyacaksınız. Dün bitti, bugün için umut yok lakin gelecek çocuklardır. Problemin kaynağına ayrılan %0.17’lik bütçeyi artırmaları için kendinizden vazgeçeceksiniz gerekirse!
Çocuk değil birey diyeceksiniz!
İnsan olacaksınız!
Düşüneceksiniz!
Düşünen bireyler için mücadele edeceksiniz, sizden geçti!
Bugün, geride bıraktığımız yıllarda yapılan eylemlerin sonucudur.
Sorumluluk alacaksınız!
Almıyorsanız, çocuksunuz demektir.
Çocuklar size emrediyorum; çocuk değil birey diyeceksiniz!!!
Dünyanın bütün küçük bireylerine en derin sevgi ve saygılarımla…

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP