“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Comıco, Ergo Sum

Ya şeytani bir deha etrafınızdaki dünyayı size gerçek olmadığı halde gerçeklik olarak sunmuşsa? Ya alternatif evreninizdeki her şey gerçek dünyadaki şeylerle neredeyse aynıyken saptanması zor bir detay sizden gizleniyorsa? Ya geçmişe ışınlanmak isterken aslında farklı bir evrene düştüyseniz? Ya çılgın bir bilimadamı beyninizi çalıp bir kavanozda onu hayata bağladıysa? Ya şimşekler bataklıktaki ölü bir ağaca çarpıp onu Swampman’e dönüştürdüyse?

Bu fantastik konular herhangi bir süper kahraman hikayesinin başlangıcı olabilir. Stan Lee, bazen Marvel Comics ofisindeki yazarlara küçük notlar uzatır, bu notlarda konuyu işaret eden fikirlerde bulunur. Jack Kirby ya da Steve Ditko bu detaylar üzerinde çalışır. İlginç olan, bu fikirlerden hiçbiri bir süper kahraman hikayesine ait değildir: hepsi büyük filozoflar tarafından deneyimlenmiş düşüncelerdir: René Descartes, Hilary Putnam, David Lewis, Hilary Putnam (yeniden), ve Donald Davidson.

Fantastik konseptler, felsefenin temelidir. Filozoflar boşlukları daha kolay doldurur: David Chalmers zombiler üzerine yazar; Laurance BonJour psişikler üzerine; Frank Jackson hiçbir rengi göremeyen ve bilimsel deha olan bir kadını yazar. Ya böyle olsaydı sorusunun sonu asla gelmez. Ya bedenimiz kimse fark edemeden yavaşça taşa dönüşüyorsa? Ya Tanrı’nın anıları zorla silindiyse ve şimdi bedbaht bir serseri olarak yaşıyorsa? Ya bir zaman yolcusu geçmişe gidip kendi çocukluğuna geleceği söylediyse? Ya şimdi dünyayı kurtarabiliyor olsaydın ama karşılığında milyonları feda etmen gerekseydi? Ya sen ve etrafındaki her şey, yalnızca küçük bir çocuğun düşünceleriyseniz?

Tabii bu senaryoların hiçbiri, akademik felsefeden gelmez. Hepsi, süper kahraman çizgi romanlarına ait: Fantastik Dörtlü, Thor, The Defenders, Watchmen, Heroes Reborn: The Return. Fakat hiçbiri filozofların asırlardır ve yüzyıllardır düşlediği şeylerden daha fantastik değiller.

Tartışılır biçimde, süper kahramanları konu alan çizgi romanların çoğu felsefi düşüncelerin deneysel halini yansıtır. Haliyle Marvel, DC ve diğer fantastik yazarlar felsefeci olarak ve çizgi romanları da felsefi metinler olarak görülebilir. 

Diğer taraftan, felsefi deneylerin ve düşüncelerin çoğu bir çizgi romana kolaylıkla uyarlanabilir. Öyleyse? Çizgi roman ve felsefe arasında nasıl bir benzerlik var? Ve filozoflar neden çizgi roman okumalı?

Filozoflar genellikle, her koşulda bize dersler öğreten fantezi durumlar tasarlarlar. Bu tasarlanan durumlar deneysel düşüncenin “Ya şöyle olsaydı?” Sorusundan doğar. Buna rağmen profesyonel felsefeciler, her zaman bu deneysel tasarımları yaratmakta yeterince başarılı olamazlar. Platon yarı-fantezi diyaloglarını anlatıcı üslupla kısa ve öz tutsa da ondan önce ve sonra, birçok filozof da denemeler, anlaşmalar, teknik kitaplar ve tezler yazdı. Felsefeci Ross P. Cameron’ın dediği gibi “tipik bir fantazya,  tipik bir felsefi deneyimin yanında daha uzun olmaya yatkın bir metindir çünkü daha detaylı bir senaryo sunar” (Midwest Studies in Philosophy 39, 2015). 

Felsefeci Johan de Smedt ve Helen de Cruz, tipik felsefi deney ve kurgunun aynı bilişsel temele sahip olsa da, kurgunun genellikle “sıradan felsefi düşünce deneylerinden olabildiğince daha zengin bir felsefi keşif alanı sunduğunu” tartışır. Sadece daha gelişmiş olduğundan değil aynı zamanda kurgu okuyucularının duygusal olarak metni okurken bir felsefe okuyucusundan daha derine inmelerinden dolayı da -bilişsel araştırmalar bunu onaylamıştır- okuyucular senaryoları daha ciddiye alırlar. 

Durum böyle olunca profesyonel felsefeciler, çeşitli kurguların değerini anlayabilir; bazen geleneksel senaryoların, kurguların ve fantastik romanların bazıları tipik felsefi düşüncenin tam aksini savunsa dahi. Gel gelelim, meselelerin aslı, çizgi romanlara daha iyi şekilde adapte olur. Geleneksel romanlar düşünceleri yansıtmak için kelimeleri kullanırken çizgi romanlar hem kelimelerle hem de resimlerle işlev görür. Böylece bir çizgi romanı okumak, bilişsel seviyeyi daha kapsamlı yönetir. Hem daha derin hem daha uğraştırıcıdır. Smedt ve Cruz: 

“ Deneysel felsefi düşünceler her ne kadar tuhaf ya da gerçekçi olsalar da kurgusal metinler: canlı ve görece alakasız detaylarıyla okuyucuya ortalama bir cesaret vererek onu konsantre biçimde okumaya ve düşünmeye daha çok teşvik eder.”

Eğer kurgusal metinler ve fantastik romanlar bunu yapabiliyorsa çizgi romanlar, bunu çok daha iyi yapar demektir. Yalnızca cansız kuramlar veya kupkuru açıklamalardansa çizgi romanlar bize, mekanlar içinde canlı kanlı dolaşan karakterleri, şehirleri, uzayı ve daha fazlasını sunar. 

İşte bu yüzden felsefecilerin çizgi roman okuyacak kadar bilge olması gerekir.  Sadece konu olarak adalet’i ele almak yerine DC bizi Superman ve Batman’i birbirine karşı konuma getirmeye iter.

Akademik felsefeciler, dolaylı yollardan metafiziksel ve ahlaki anlamda “İkiz Dünyalar” hakkında konuşsa da, DC bu konunun içini Bizarro Dünyası ve Dünyalar 1,2 ve 3 ile detaylandırarak doldurur. Basitçe zamanın metafiziksel izdüşümlerini ele almaktansa Marvel canlı bir şekilde Dr.Doom’u kendi zaman makinası içinde ele alır.

Bize sundukları özelliklerle dolu kahramanlarla çizgi romanlar, güçlü ve kültür doludur. Neredeyse her yere yayıldıkları için de bu kültür genişlemiştir. Geçtiğimiz 80 yılda DC ve Marvel beraber milyonlarca kopya satan 30,000 farklı sayı yayınlamışlardır. Son zamanlarda çizgi roman pazarı çöktüğünden, son on yılda yalnızca çeyrek milyon sattılar. Yine de çizgi romanlar güçlerini televizyonda ve Hollywood’da göstermeye devam ediyorlar.
The Avengers tarihte en çok kar getiren on yapımdan dördünü oluşturuyor. Ancak unutmamak gerekir ki çizgi romanlar sadece finansal olarak güçlü değildir. Aynı zamanda felsefi olarak da güçlü olan metinlerdir çünkü çok daha derinlikli işlenirler.
Felsefi eğitimci karikatürist James McLaughlin: 

“Diğer gezegenler keşfedildiğinde, ya da karakter zamanda ileri geri gittiğinde, ya da dünya içinde dünyalar oluşturulduğunda burada epistemoloji ve mantık kullanılır. Çizgi romanların felsefi olmaktan kaçınmak gibi bir lüksleri yoktur,” der. (International Journal of Comic Art 11, 2009)

Bu sebeple, René Descartes’dan çok özür dileyerek, yalnızca “Düşünüyorum öyleyse varım,” değil, “Çizgi roman okuyorum, öyleyse yine varım.” 

Çeviri: Arya Durgun

© Nathaniel Goldberg and Chris Gavaler 2020

Nathaniel Goldberg is a Professor of Philosophy, and Chris Gavaler is Associate Professor of English, at W&L University, Lexington, Virginia. They are the authors of Superhero Thought Experiments: Comic Book Philosophy (University of Iowa Press, 2019).

Dünya gezegenine 97 yılında adım attı. Haliç Üniversitesi Amerikan Edebiyatı bölümünden Karşılaştırmalı Edebiyata zıpladı. Yıllardır süren yazma serüvenine devam ederken, büyülü gerçekçi öyküleriyle tanındı. Gonzo Journalism felsefesi ile gözlemlemeye, maceranın içinde Gilliamesk bir mod ile yürümeye devam ederken sizlerin yolculuğu için buraya bir bardak su bıraktı. Buy the ticket, take the ride!

YORUM YAP