“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

DMİTRİ ŞOSTAKOVİÇ

Shostakovich, herkes için müzik yazan lakin hiç kimse için yazmayan bir sanatçı.

Toplumsal kökenine bakmaksızın, yazdığı müziği en iyi değerlendirenler için yazıyor! 

Gerçek bir sanatçı! 

Duyabilen kulaklar için yazıyor. Ne muhteşem değil mi? Tıpkı, kendi okurunun kişisel algısından zihnine süzülen güçlü, iz bırakan duyguların, kalıcı olmasını arzuladığı gibi. 

Shostakovich, klasik müzik severlerin dahi hakkında yapılan belgesellere ve tartışmalara rağmen sanatsal hayatıyla pek bilinen bir besteci değil. Daha ziyade öne çıkan, böyle tuhaf özellikleriyle ve siyasi tavrıyla tanınıyor. 

Müziğini dinleyerek okursanız belki onu, yaşamanıza vesile olacaktır. 

Daha önce duyduğunuz ama kim olduğunu bilmediğiniz bu enteresan adamı tanıyalım.

Böylece daha da keyif alırsınız okurken ☺️

https://open.spotify.com/album/1jKjVAv4DEIJRCzf5qhFP7?si=N8cKfoFSRpyxRGF9wpoLRA

Rusya işgal altındayken yazdığı bu 7 numaralı senfonisinde (leningrad) savaşın etkilerini hissedersiniz!

Şef Valery Gergiev ve Berlin senfoni orkestrası bunu Royal Albert Hall’de çaldıklarında yer yerinden oynamıştır! Büyük adamdır.

Müzisyen bir ailenin çocuğudur kendisi! E haliyle küçük yaşta üstün yeteneği ile dikkatleri üzerine çeker. St. Petersburg’daki Glasser Müzik Okulu’nda, ardından Petrograd Konservatuarı’nda  müzik öğrenimi görür! 1923’e değin Leonid Nikolayev ile piyano, 1925’e değin de Aleksandr Glazunov ile kompozisyon çalışır. 1927’de Varşova’da düzenlenen Uluslararası Chopin Yarışması’nda başarı kazanarak iyi bir piyanist olduğunu kanıtlamışsa da, bu alanda çalışmayı sürdürmez. 1925’te okulu bitirirken yazdığı I.Senfoni’ siyle yalnız ülkesinde değil, dünyada da  müzik çevrelerinin dikkatini üstünde toplar. Yapıt, 1927’de ünlü şef Bruno Walter tarafından Berlin’de, ertesi yıl L.Stokowski yönetiminde Philadelphia’da seslendirilir! 

Tarihleri yazıyorum ama farkındasınız değil mi? O dönem kendisi 19, 20 yaşlarında! Sen daha flüt zor çalıyordun, ben de. Hahahaha! 

Bir müzik dehası ile karşı karşıyayız! 

Shostakovich, ülkesinde 1917 Devrimi’ni izleyen yıllarda çok beğenilen bir sanatçı olmuştur.  Oysa 1930’larda, Stalin yönetimi sırasında resmi çevrelerin tepkisiyle karşılaşacaktır! 1932’de bestelediği, Mtsenk’li Lady Macbeth sonrası küçük burjuvazinin duyarlılığıyla yüklü olmakla suçlanarak yasaklanır! İşte bu olay, onun sanat anlayışında etkisini gösterecektir!

Tepkilerden sonra o dönem, bestecilere sanatçılara neler olduğunu bildiğinden istemeyerek Dördüncü Senfoni’yi, hemen geri çeker ve parti çizgisine uygun olan, 

‘’Beşinci Senfoni’yi besteler! Ay çok zor! 

5. Senfoni ile gerek SSCB’de gerek başka ülkelerde çok beğenilir.Shostakovich, aynı yıl Leningrad Konservatuvan’na kompozisyon öğretmeni olarak atanır. 1942’de Kuybişev’de, 1943’ten sonra da Moskova’da kompozisyon öğretmenliğini sürdürür.

1945’te Leningrad Konservatuvarı’na döner. 

Aslında safkan bir komünist olmasına rağmen o dönemki yönetim tarafından hep diken üstüne oturtulmuş, hayatı boyunca rusyadan sadece iki defa kısa süreliğine ayrılmış besteci. Tabi o zamanlar, sadece sanatsal eser yaratımına ilişkin yol gösterici ilkeler belirlemekle yetinmez Josef Stalin, bunlardan sapmaya kalkışanları  kendince cezalandırma yoluna da gider. Sovyet siyaseti işte! Stalin aslında kendisini hiç sevmez ama sinemaya o kadar katkısı vardır ki fazla bir şey de yapamaz! Rus sinemasını zaten o muazzam müziklerle tanımış batı! 

Bu dönemde onun tek tesellisi oğlu Maxim’den 2 yıl sonra, 1936’da doğan kızı Galina olur. Bütün bu suçlamalara cevabını 1937 yılında yaptığı Beşinci Senfoni ile verir. İlk eserleri arasında sayılan bu senfoni, muhafazakar bir tür. 

Dmitri Shostakovich’in, nispeten zararsız avant-garde bestecilik yöntemlerini denemesine göz yumulmuş; Avant-Garde nedir bilmeyenler için; kültür, gerçeklik tanımları içinde kabul edilmiş normları sarsıp sınırlarını değiştirmeyi amaç edinir.

Bu normlar sosyal reformdan estetik deneyimlerin değişimine kadar çeşitlilik gösterebilir. Sanat ve siyaset alanında kullanılan bu terim, Rönesans’ın askeri teorisinden devşirilmiş bir metafordur aslında. Gerek Fransızcada gerek diğer dillerde kültür, sanat ve politika ile bağlantılı olarak “yenilikçi” veya “deneysel” işler veya kişiler anlamına da gelen avant-garde moda, mimari, fotoğraf, sinema gibi bir çok dalı yönlendirmiştir.

Bir keresinde suçlu ilan edildiğinde Shostakovich’e herkesin önünde hatalı olduğunu kabul etmesi için kesin talimat veriliyor. Çok fena! Ve eline bir konuşma metni tutuşturuluyor. Gelecekte, Parti’nin talimatlarını izleyip halk için müzik yapacağına söz veriyor ve sonra çaresiz bir sesle: 

“Bana her zaman öyle gelmiştir ki içten ve gerçekten hissettiğim gibi yazdığımda, müziğim Halk’a karşı olamaz ve dolayısıyla ben, kendim de… mütevazı bir şekilde de olsa Halk’ın bir temsilcisiyim” diyor. 

Anlatıcının onun hakkındaki kanaati sanata dair temel bakışıyla buluştuğunda roman sanatının inceliklerini de görüyorsunuz: “Sanat, zamanın gürültüsü üzerinde duyulan tarihin fısıltısıdır”. 

Devletin sanat siyasetindeki yumuşamaya koşut olarak 1954’te Halk Sanatçısı ünvanıyla onurlandırılır, 1960’ta Komünist Parti üyesi olur.

Çalışmalarından ötürü İsveç Müzik Akademisi ve Roma’daki Ulusal Santa Cecilia Akademisi’nin onursal üyeliklerine seçilen besteci, 1958’de Sibelius Ödülü’nü aldığı dönem sonrası sonunda sabır sonuçlarını veriyor. 1963’te konservatuardaki derslerine dönerek, 1966’da Toplumcu Emek Kahramanı seçilir, İngiliz Kraliyet Filarmoni Derneği’nin altın madalyasını ve kendisine, ülkesini yurt dışında 

temsil yetkisi tanınır. Sonrasında zaten Stockholm, Roma ve Oxford üniversitelerince kendisine onursal müzik doktorası verilir! Özellikle senfonileriyle 20. yüzyılın önde gelen bestecileri arasında yer alan Shostakovich’in müziği, dönemsel değişiklikler göstermekle birlikte genellikle Çaykovski, Prokofyev, Mahler, Sibelius, Berg ve Hindemith gibi üstadların izlerini taşır. Ama ne muhteşem izlerdir onlar!

Stalin‘in ölümünden sonra sonunda biraz huzur bulan üstadı, Julian Barnes onu şöyle tarif ediyor: “Ölüm üzerine kara kara düşünen biri olması dışında – zorunlu olarak özel yaşamında – sahte umutlarla, devlet propagandasıyla ve sanatsal ıvır zıvırla da alay eden birisiydi Shostakovich”.

Hayranlık uyandıran bir cümle, hayranlık uyandıran bir deha!  Yokluk yıllarında yazdığı, zamanında dışlanıp bugün aynı eserlerle hepimizi mest etmiş adamdır o!

Çoğunuz Stanley Kubrick’in Eyes Wide Shot’ında dinlediniz onu; “waltz from jazz suite no:2”

https://open.spotify.com/track/3cmBErp0eQnfQTGIHHsfHv?si=RAj07p10QDed2EiceAlfpg

20. yüzyılın en iyi bestecilerinden! En çok tanınan eserleri, 8. yaylı dörtlüsü, ve 5., 9. ve 10. senfonileridir. Benim favorim, doğumundan bir sene öncesiyle isimlendirdiği “the year 1905” eseri, 11. senfoniden!
Sanki konuşmuş ya o eserde! 

Öyle güzel, 

Öyle kendisi,

Öyle samimi,

Öyle muazzam 

Shostakovich’im benim…

Huzur içinde uyu.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP