“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Durun, Kırmızı!

Barış Manço, “Arkadaşım Eşşek” diye şarkı yaptı, yasakladınız. Sebep olarak; insanın arkadaşının eşek olamayacağını belirttiniz. Utanmadan kuzu önerisinde bulundunuz. Düşünme yetiniz, Barış Manço’nun gerisinde kaldığından anlamadığınıza düşman oldunuz özetle. Yine Barış Manço, “Lambaya Püf De,” dedi; çok erotik dediniz. Lambaya nasıl püflediyseniz artık.
Melike Demirağ, “Arkadaş” diye şarkı yaptı; üstü kapalı komünizm propagandası yapıyor bu kadın diyerek yasakladınız. Neden? Çünkü bestecisi ve söz yazarı insan hakları savunucusu Şanar Yurdatapan. Leman Sam, “Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe, sırf sana benziyor diye, usulca sokulup ‘Merhaba’ dedim,” dediği “Anladım İçinde”yi yasakladınız ve utanmadan “Türk kadının tanımadığı hiçbir erkeğe selam vermeyeceği, şarkının Türk kadının ahlakını bozduğunu,” söylediniz. Tanımadığı erkekle aynı sokakta bile yürüyemez Türk kadını çünkü tecavüze, şiddete izin veriyoruz diyemediniz. Türk kadının sokakta yürüme, birine selam verme düşüncesine bile katlanamadınız.

Orhan Gencebay, “Batsın Bu Dünya,” dedi. Mevcut düzene başkaldırıdır bu, halkın ruh sağlığını bozuyor diyerek yasakladınız. Bu fikrin zihinlere yerleşme ve rahatınızın bozulma ihtimalinden korktunuz. Cem Karaca, “Namus Belası” şarkısı yüzünden kötü örnek oldu. Namussuzlar da namussuzluk yapmaya devam etti. Adnan Şenses, “doldur be meyhaneci” dedi. Halkı alkole bağımlılığa teşvik ediyor dediniz. Musa Eroğlu’nun “Yolun Sonu Görünüyor” türküsü, intihara meylediyor dediniz. Yasakladınız.

Her gelen, bir şeyleri yasaklamaya çalışıyor insana; her gelen, ötekinin özgürlüğünü gasp ediyor. Her gelen, birilerini mutlaka üzüyor. Zamanında Barış Manço, Orhan Gencebay, Musa Eroğlu, Cem Karaca, Zülfü Livaneli, Adnan Şenses, Arif Sağ, Nurhan Damcıoğlu, Seyfi Dursunoğlu, Şenay’a olduğu gibi son yıllarda yasaklı olan Koray Avcı, Onur Akın, Sıla, Nükhet Duru, Fazıl Say, Nazan Öncel gibi nice müzik insanımız var. Sayısız sanatçımız var.

Bizim problemimiz tam olarak bu zaten. Senelerdir birilerinin müziği kısılırken ses etmeyenler olarak bugün müziği susturamazsınız diye ortaya düşüyoruz. Müzik yapan insanların şartlarını biliyoruz. Müziğe ve sanata bile mafyacılık bulaştıran zihniyetlere yıllardır dur denilmediği için, müzik yapmak isteyen gençlerin haklarını savunmadığımız için, müzik yapanlar birbirini yemekle meşgul olduğu için bugün müziği kısabiliyorlar. İçten bölünmüşsünüz çünkü. Sadece müziği değil arkadaşım, herhangi bir gün, herhangi birinin sesini dahi kesseler, hepimizin sorumluluğu olduğunu hatırlamak zorundaydık. Umursamadık. Bir birbirimize sahip çıkmadığımız için, bizim zihinlerimizde kusur olduğu için bugün müziği çat diye kısabiliyorlar. Zamanında bireyler olarak temel insan haklarına ihanet ederek, müzik ve eğlencede bile sınıf ve insan ayrımı yaparsan, unuttuğun ne varsa böyle sabaha kadar hatırlar insana işte.

Müzik kısılmaması değil talep etmemiz gereken. Hakları gasp edilen tek siz değilsiniz. Hepimiziz. Sayısız öğretmen, sayısız memur, insanımız var. Bu ülkede vergi ödeyen, ödemeyen herkesin alması gerektiği bir hizmet var. Bir salgın var ve artık ödediğimiz vergilerin karşılığı olarak ekonomiyi rahatlatacak paketi hazırlamalı, para basmayı bırakmalı, faizleri yükseltmeli, türk parası değerlendirmeye uğraşılmalı, vergiler düşürülmeli, milyonlarca insanın kanını emme operasyonu durmalıdır. Müziği mi kıstılar? Okey. Bundan sonra sabah 6’da başlatın partileri, gece on ikiye kadar sürsün. İlk sizin sesinizi kıstılar zaten, neden bir şey yapmadınız bugüne dek, yıl sonuna geldik? İleri görüşlü olup birlik olabilme dürtünüz ancak mı gelebildi? Kimse bir şey yapmıyor. Herkes hala hayatına devam etmekte. Gerçekten bize müstahak. Hak verilmez alınır. Hani nerede orantısız zekalar? Nerede birbirine ve ağacına sahip çıkmak için birlik olan milyonlarca insan nerede?

Türkiye Cumhuriyetinde mitinglerde şarkı söyleyen ilk insandır Şenay’dır. Zamanında Şenay’ın şarkı sözleri siyasi diyerek yasakladılar. Lakin o eve gidip ağlamadı. Durmadı.  Ne yaptı?

“Honki ponki torino, çalona bimbo bori ro, muşi muşi hubobo kozi zo, çiki çiki şayne tiki tak tok…” diye şarkı yaptı. Alın bunu da yasaklayın dedi. Daha sonra parça listelerde üst sıralara yükseldi. Hatta global başarılara imza atıp, farklı dillerde söylendi. İngiltere ve Avrupa’da listelere giren 4. parça ve sanatçı oldular. Beşinci Barış Manço idi. Biraz yaratıcı olma zamanıdır. Elini taşın altına koymayanlar rica edeceğim ağlamasınlar. Çünkü çok daha ciddi problemlerimiz mevcut. Zor günler kapıda. Evet belki herkes kendine göre haklı, öyle zamanlardayız. Unutulmamalıdır ki kimse hakkını alamaz durumda…

Halkın üzerinden geçinip adaleti sağlamak, çocukları korumak, haklarımızı teslim etmek gibi görevlerini yapmayıp halka yaptıran, görevlerini unutarak halk gibi davranan bir devletle karşı karşıya değiliz sadece. Aynı zamanda açlık, yoksulluk, salgın hastalık ve ölüme terk edenler müzikten de benden de bizden de büyük ve çok daha önemli bir şeye götürüyor bizi, insanların canına, özgürlüğüne ve malına kastedilmekte bu ülkede. Biraz büyük ve kollektif düşünelim artık. Rica edeceğim herkes, bir kendi penceresinden bakmayı bırakabilir mi?

Müziğin değeri, evrenin müziği, müziğin hayatımızdaki yeri konularına girmeye gerek dahi yok. Bu biraz mağdur edebiyatı gibi geliyor bana. Kimseye edebiyat yapmıyoruz. Bazı şeyler kırmızı çizgimizdir. Bütün bu saydıklarım bir bütünün parçaları. Müzik sadece eğlenmek ve para kazanmak için yapılmıyor. Öyle yapılacaksa bir anlamı da kalmıyor zaten. Bizler de bireyler olarak doğruyu yapmaya ve düşünmeye başlamalıyız. Yalnız değiliz. Kırmızı alarmın hiç susmadığı güvensiz bir ülkede, profillerinden kırmızı paylaşımlarla farkındalık yaratmaya çalışan insanlara destek vererek tek bir fikirde buluşmalıyız. Konumuz müzik değil, konumuz “Özgürlük ve Temel İnsan Hakları”dır.  En azından bu yapılan haksızlıklara karşı birleşme gücümüzü müzikten alamaz mıyız? Öyle bir alırız ki hem de. Bana doğru müziği verin, ister dünyayı yerinde oynatırım ister tüyleri diken diken ederim.

Yüzbinlere konser vererek tüylerimizi ürperten, gözlerimizi dolduran, o yaşlarda umudu parlatan Zülfü Livaneli, evinde kaygılı milyonlarca yine umut verse fena mı?
“Çocuklar” diye seslense,
“Güzel Günler Göreceğiz..”
“Güneşli Günler…” dese iyi olmaz mıydı?

Kırmızı, bayrağımız değildir, Kırmızı dikkat çekmek için değildir.
Kırmızı, “DUR” demektir bu sefer.
Durmak zorundalar.
Durdurulmazlarsa bu topraklara yine kan bulaşacak.
Pencerenizi, kapı önünüzü bırakın da bir etrafınıza bakın artık.
Mümkünse masaya bir Türkiye haritası yatırın da bakın. Kazanmamız gereken bir savaş var. Ağlamayı bırakın da strateji yapalım.

Kırmızı, geçilmez olandır.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP