“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

EDSGER DIJKSTRA

Bugün size, bilişim dünyasında yön veren, yaptığı önemli işlerle muazzam matematikçilerden biri olduğunu kanıtlamış, algoritmaları ile bilgisayar bilimine ciddi emekleri geçmiş, bilgisayar biliminin Nobel’i sayılan Turing ödülü sahibi, Hollandalı Edsger Dijkstra’dan söz edeceğim. Benim gibi B.B. King ve Van Gogh seven, hatta Van Gogh’a özel bir hayranlığı olan 1930 doğumlu ünlü bilgisayar bilimci, matematik ustası, bağlı bir grafikte iki nokta arasındaki en kısa yolu bulan algoritma olan ve günümüzde bir çok alanda kullanılan routing algoritmalarının atası sayılan, Dijkstra Algoritması’nın babasıdır. Nedir bu algoritma, neden bu kadar önemlidir? İki nokta arasındaki en kısa yoldur bu esasen. Sevdiğimiz insanlara ulaşmanın en kısa yolunu, ona borçluyuz.

Piyanosuyla iyi Mozart eserleri çalabilen, Breaking Bad’deki Walter White’a çok benzettiğim bu dahimiz, matematikçi bir anne ve kimyager bir babanın üçüncü çocukları olarak dünyaya gelir. Üstün zekasından mütevellit Gymnasium Erasminium’da öğrenim görür.  Lisenin son yılında hukuk okumayı düşünürken matematik, fizik, kimya ve biyolojide alınabilecek en yüksek puanları alması ebeveynlerinin onu matematik ve fizik alanına yönlendirmesine vesile olur. Önce 1956’da Leiden Üniversitesi’nde teorik fizik okur ve ardından Amsterdam Üniversitesi’nde doktora yapar. On sene Ulusal Matematik ve Bilgisayar Bilimi Araştırma Enstitüsünde çalıştıktan sonra Eylül 1962’de Eidhoven Teknik Üniversitesi, Matematik Bölümü’nde profesör olur. Bir süre sonra sadece Salı günleri üniversitede kalır, bütün zamanlarında rapor yazar ve “Burroughs Araştırma Merkezi” imzasıyla ve Nuenen’deki evinin adresiyle dağıtmaya başlar. ABD’deki Burroughs Corparation’ın tek araştırma asistanı olduğunu düşünün. Birçok insan şirketi  Nuenen’de zanneder. Sanırım bunu da sadece o yapabilirdi; “Sadece senin yapabileceklerini yap.”

 “Tuesday Afternoon Club” olarak bilinen, iş arkadaşıyla makaleleri tartıştığı, beyin fırtınası yaptığı buluşmaları seminere dönüştürür işe gittiği tek günü. Bu, nereye gitse devam eden bir gelenek olur; 1984’te Austin Üniversitesi dahil. Burada, fahri profesör unvanıyla emekli olana dek çalışır. Lakin dahi de olsanız kapitalist kanser yakanıza yapıştı mı, kurtulamıyorsunuz. Maalesef bir dahiyi de böylece kansere kurban verir dünya düzeni 2002’de.
Bilimsel dehasının yanı sıra çok da iyi bir yazar olan Dijkstra, ardında bin üçyüzün üzerinde bilimsel makale ve yazı bırakır. Daktilo ile başlayan yazmalar, dolma kalemle yazıya döküldü zamanla. El yazısı öyle güzeldir ki Macintosh adına font yaratmıştır. Arkadaşlarına sert, yer yer kaba lakin keskin mizah anlayışı ile eğlenceli biridir. Derslerinde ise özellikle zor duyulan bir tonda konuşarak öğrencileri dinlemeye mecbur bırakır. Güneşli bir gün hayal edin, kırk yıldan fazlasını beraber geçirdiği eşiyle bir kafede oturuyor, yanında ne kalem var ne kağıt. İşte öyle bir gün ve durumda, hepimizin hayatını en az kırk sene değiştirecek olan en kısa yol algoritmasını buluyor. Bugün, navigasyonunuzu açıp gideceğiniz yere en kısa yolu hesaplayabiliyorsanız bu devrimsel kolaylığı, Edsger Dijkstra’ya borçlusunuz.

Literatüre bir de eş zamanlı işlem yönetimini sembolize eden bir örneği, arkadaşım Dilara’nın en sevdiği yemek olan makarnaya bağlayacağım sayesinde. “Makarna Yiyen Filozoflar”dan bahsedeceğim. Filozoflar bu örnekte ya makarna yer ya da düşünür. İkisini bir arada yapamaz. Birbirleriyle konuşamıyor ve çatallar üzerinden iletişim kuruyorlar. Masada filozof sayısı kadar tabak ve tabakların arasında birer çatal vardır. Filozoflar, makarnayı yemek zor olduğundan tek çatalla beceremez, iki çatala ihtiyaç duyarlar. Lakin her filozofa bir çatal düşer. Hepsinin elinde bir çatal olduğundan hiçbiri makarnayı yiyemiyor. Öyle bakıyor ve aç aç oturuyorlar sonsuza dek. Bu bir bilgisayar bilimi sorunudur. İç daraltıcı bir konudur. Deadlock, ölümcül kitlenme de dediğimiz problemler esasen. Bu sahneyi programatik olarak canlandırdığımızda her filozof, önce soldaki çatalı almak için hamlesini yapıyor. Sol tarafındaki çatalı kapan filozoflar, bu sefer sağ taraflarındaki çatallara yöneliyorlar. Fakat o çatal da sağ tarafındaki arkadaşının solundaki çatal olduğu için çoktan tutulmuş oluyor. Bu durumda her filozof eline bir çatal almış oluyor ve hiçbirisi, ikinci çatalı alamadığı için sistemdeki prosesler sonsuz beklemeye giriyor. Buna da deadlock deniyor.

İşte bu tip problemlemlere çözüm getiren algoritmaları yaratıyor kendisi. Düşünürlerimizin hiçbiri aç kalmayacak şekilde düşünürlerin hayatları, bilgisayar ortamında nasıl modellenmelidir? Problemine makarna ve filozoflar aracılığı ile eğlenceli çözümler buluyor anlayacağınız. Bunun yanında multitasking destekli işletim sistemi, vektör, yapısal programlama gibi ciddi konuların yaratıcısı olarak anlamasak da karanlıkları aydınlatmıştır. Bugün evinizde, ofisinizde Wi-Fi şebekesi kuran, kablosuz sinyal gönderen bir cihaz olan router’lara hayat veren ta kendisidir. Programlamanın bir sanat olduğunu söyleyen bu muazzam dahi; mükemmeliyetçi, titiz, zarif bir ışıktır. Hepimize ışık olan bu adamın en büyük hayali, ışığın ustası, yıldızların dahisi Van Gogh gibi meşhur olmakmış. Onun kadar büyük farklılıkları ortaya koyabilmek istemiş, bilim dünyasının gelmiş geçmiş en büyük insanlarından biri olarak bunu başardı ve büyük ihtimalle Van Gogh gibi değeri, sonra çok daha iyi anlaşılacak.

Spaghetti Kodunun yaratıcısı, sevdiklerimize giden en kısa yol, bilgisayar biliminin sanatkarı, optimize bilim insanı  Edsger Dijkstra’yı sevmelisiniz, ondan birilerine bahsetmelisiniz. Çünkü Van Gogh şöyle der;“İnsanları sevmekten daha sanatsal bir şey olmadığını düşünüyorum.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP