“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

En Yakınımdır Uzak: “BOLİVYA: YOL CÜMLEDEN ULUDUR” 

Paraguay’dan 24 saat süren bir yolculuk sonunda Bolivya’ya ulaştık. Ama ne yolculuk! İki  seçeneğimiz vardı. İlki; bol aktarmalı olan: Paraguay’dan Arjantin’e ve oradan Bolivya Tupiza’ya 3- 4 otobüs değiştirecektik ve bunun pek kolay olmayacağını düşündük. İkinci seçeneğimiz olan  Asuncion – Santa Cruz otobüsüne bilet kestirdik. Asuncion bizi sıcak karşılamıştı ve yine sıcak bir  havayla uğurluyordu. Otobüs müzeye konulmaya adaydı. Biner binmez kendimi Wes Anderson’ın  pastel tonlarına boyanmış dünyasında buldum. Kahverengi kumaştan, belli ki otobüse yıllarını  vermiş, ağarmış, aşınmış daracık koltuklar, kır dizini otur şeklinde, hafif bir gevşemeye bile olanak  vermeyecek aralıklar. Camlar. Bir hayli büyük ve öyle, şimdiki otobüslerde olduğu gibi üstten bir  gıdım açıklık şeklinde değil, minibüsçü camı gibi dirsek atmalık. Kıpırtısız duran, sanki ilk rengi  beyazmış ama yaş aldıkça sararmış, solmuş perdeler. Toprak tonlarında gömleğiyle ortalarda  dolaşan şen muavin, manzaraya şaşkın gözlerle bakan birkaç gezgin ve halinden memnun, yola  çıkmaya hazır Bolivyalılar… 11-12 numaralı koltuklarımızı bulduk ve oturduk. Sağ olsunlar  önümüzdeki teyzeler koltukları sonuna kadar yatırmışlardı. Başta pek kıpırdayamadık. Fakat sonra  sonra karşılıklı özveri sayesinde koltuklarımıza da otobüse de adapte olduk. Şikayet etmiyorum  yanlış anlaşılmasın, gözünde iyi canlanması açısından vaziyeti tarif benimkisi. Otobüste bizden  başka üç gezgin daha var. Hem onlarla hem yerel yolcularla paylaşımlar derken, pek bir keyifli oldu ortam. Başta açık camlara rağmen ortamda gezinen ağır koku neyse ki gece olunca yerini püfür  püfür esen rüzgara bıraktı ve yolculuk benim için bir hayli güzelleşmeye başladı. Haldır huldur ilerliyoruz ve perdeler uçuşuyor. Işık yok, etraf safi karanlık. Sanki lunaparkta otobüs üzerinden  kurgulamış bir korku tünelindeyim. Heyecanlanıyorum. Kimi uykuya yenik düşmüş bedenler  otobüsün manevralarıyla sağa sola savruluyor. Kimisi elleriyle sıkı sıkı tutunmuş sağlam olduğunu  düşündüğü yerlere. Birbirinden farklı haller, hisler kol geziyor otobüsün içinde. Birçok otobüs ve  uçak yolculuğu yaptık ama bu kadar lezzetli yemek hiçbirinde yoktu. Bu otobüs bambaşka bir  deneyim sundu. 4-5 kere bütün eşyaları indirdik ve detaylı kontrollere maruz kaldık. Paraguay ve Bolivya arasında zamanında kilolarca hatta belki tonlarca kokain yakalanmış ve haliyle sıkı  kurallar, kontroller var. Sonunda Bolivya sınırına ulaştık fakat görevlinin bizi hiçte hoş olmayan  bakışlarla karşılamasından sebep biraz canımız sıkıldı. İlk önce bizi içeri almadı ve Türklerle  başlarının belada olduğunu söyledi. Tabii biz anlayamadık, İspanyolca bilen Alman çiftin  yardımlarıyla turist olduğumuzu ve sadece gezmek amaçlı burada olduğumuzu söyledik.  Anlamsızca bağırıp çağırdıktan sonra pasaportlarımızı damgaladı ve en kısa süre içerisinde ülkeyi  terk etmemizi söyledi. Biraz tatsız bir olaydı tabii ama çok takılmadık. Akşama doğru Santa Cruz’a  vardık ve otobüste tanıştığımız Nina ile birlikte Uyuni planları yaptık. Nina tek başına seyahat  ediyor ve heyecanı, enerjisi, deli dolu sarı saçlarıyla onu ilk gördüğüm anda sevdim. Bizi  Bolivya’ya getiren çılgın otobüste, millet sağa sola savrulurken, bizimki eli kolu bir tarafta, tatlı mı  tatlı bir uyku çekiyordu. Hali bir hayli hoşuma gitmişti, gülümsetmişti beni. 20li yaşların  ortalarında, pek çoğumuz gibi henüz ne yapacağına karar verememiş fakat nasıl hissetmek, ne tür  deneyimler yaşamak istediğinden haberdar, pek parlak bir kız çocuğu kendisi. Ve tabii yolun büyük  bir sürprizi, hediyesi.  

Santa Cruz, Bolivya’nın en büyük kentlerinden biri. Geleneksel kıyafetleri ve uzun saç örgüleriyle  Bolivyalı kadınlar her yerdeler. Sokakta, lokantalarda, pazarda. Çocuklar pazar tezgahlarının  altlarında uyuyorlar, okuyorlar, oynuyorlar, büyüyorlar. Bolivya fakir bir ülke. Zamanında gelen  Avrupalılar büyük yatırımlar yapıp, birinci sınıf insan konumunda yaşamaya başlamışlar ve halk  kendi ülkesinde iş bulamaz, geçinemez olmuş. Gencinden yaşlısına herkes sokaklarda yiyecek ve  içecek satışı yapıyor. Bilhassa kadınlar çalışma hayatında çok ön planda. Ayakkabı boyayanından  taksi sürenine, sırtında kumaş taşıyıp satanından kuaför, berberine kadar her alanda kendilerine yer  edinmişler. Gelmeden önce bir yazı okumuştum. Bolivyalılar fotoğraf çekilmekten hiç  hoşlanmazlarmış çünkü o anda ruhun bedeni terk ettiğine inanırlarmış. Bu bilgiye istinaden daha  yumuşak ve göz kontağı kurarak rızalarını alarak yaklaştım. Özellikle çocuklarını çektiğim anneler  minnettar bakışlarla gülümsediler bana, bende onlara tabii. İki gün Santa Cruz’da dinlenip, yerel 

lezzetleri deneyip, şehri adım adım gezdikten sonra Uyuni için yollara düştük. Nina, Biricik ve ben  iyi bir üçlü olduk. Fakat bindiğimiz otobüs ve geçtiğimiz yollar pek iyi değildi. Bolivya’da yol  olmadığından kısa mesafeler bile saatler sürüyor. Uçurumlu yollarda, gecenin kör karanlığında göz  gözü görmezken, bizim şoför koca koca kamyonları solladı. Bir yandan çakan şimşeklerde cabası.  Böyle durumlarda ana teslim olmayı seviyorum. Hayretle etrafı gözlemliyorum. Ölümden  korkmadan ve fakat yaşanmamış anların kaybı ihtimalinin yarattığı korkuyu da duyumsayarak  yaşamaya tutkun olmak. 

Başkent Sucre’ye vardık. Burada iki saat dinlendik ve Uyuni için bir başka otobüse bindik. Asfalta  hasret kalmanın ne anlama geldiğini artık çok iyi biliyorum. Sanırım 7-8 saate Uyuni’ye varmış  olacağız. Bekle bizi Bolivya’nın dağları, Bolivya’nın çılgın yolları.

Bütünün bir parçası olmaya istekli ve diğer parçalara temas ettikçe parlayan.

YORUM YAP