“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

EN Yakınımdır Uzak: “Dünya Kaç Bucak?” 

Hani sokaklarda hepimiz görürüz ama bir kısmımızın dikkatini çeker, benzer deneyimlere sahipsek ya da olmayı arzuluyorsak hoşumuza gider, kendimizce sevinir, hülyalara dalarız. Neyden bahsediyor bu kadın diyeceksiniz. Hal ve tavırlarıyla Dünya’nın hiç görmediği bir yerinde olmanın heyecanını taşıyan, az biraz şaşkın ve çokça mutlu suratlarıyla yere, göğe, sağa, sola yavaş yavaş, hiçbir detayı kaçırmayacak şekilde bakan gezginleri diyorum. Aheste yürüyen, beş duyu organı aktif olan, göz göze geldiği her insana, her canlıya sıcacık gülümseyenleri diyorum. İşte tam o kıvamdayız. 

Otobüs yolculuğu sonrası, an itibariyle Cordoba’dayız. Burası Arjantin’in ikinci en büyük şehri. Her yerde müzeler, tiyatrolar, sinemalar var. Genç nüfus sayesinde şehir canlı ve dinamik bir havaya sahip. İlk günün sabahı bir keşif yürüyüşüne çıktık ve başımıza komik bir olay geldi. Şehrin ortasındaki Sarmiento Park’ındayız. Bir banka oturduk. Bizimle aynı enerjide ve telaşsızlıkta olduğunu düşündüğüm siyah bir köpek yolun karşısından gelip oturduğumuz bankın altına yayılıverdi. Tek münasebetimiz birkaç dakikalık bakışma, belki biraz sevişmeydi. Kalkıp yürümeye başladık. Baktık o da peşimizden geliyor. Park bitti, biz yürümeye devam ettik, o da peşimizden. Hemen üstümüze alınmadık ama durum bir süre sonra garip bir hal almaya başladı. Oturup bir şeyler atıştıralım dedik, tabii ki yanımızdaydı. Artık ahbap olmuştuk, ona da ikram ettik lakin oralı olmadı. Aç desen değildi, görünürde bir yarası, beresi; acısı, sancısı da yoktu. Bir arada olmak istedi sanırım ya da belki bir parça aidiyet hissi peşindeydi. Karşıdan karşıya geçtik, merdivenler çıktık, üst geçitler aştık, kilometreler katettik ve hala yanı başımızdaydı. Aynı ritimde bizimle yürümeye devam etti. Arabalara karşı oldukça saldırgan bir tavrı vardı. Kim bilir neden? Birlikteliğimiz bir yere varamayacağından oturduğumuz bir köşede mayışmasını bekleyip sessizce vedalaştık ve uzaklaştık. Aklıma ben küçükken babamın marangozhanesinde yaşayan dostum Toro geldi. “Bir bana bir Toro’ya” oyununun sonunda; elimde verecek bir şey kalmadığında, hemen babamın arkasına saklanırdım. Ve başlardı yarı ürkek yarı heyecanlı kovalamaca. 

Hayat, kemik kadrodaki karakterlerin bile beklenmedik anlarda aniden çekip gidebildiği, bol sürprizli bir film gibi. Mesela o zamanlar Toro vardı ama artık yok. Bu yolculukta Biricik vardı hayatımda ama artık yok. Ben birilerinin hayatında vardım ama şimdi yokum. Kim bilir senin hikayenden kimler geldi geçti? Kimleri tuttun, kimlerle vedalaştın, kimlere kucak açtın? Hepimiz için her biri o kadar değerli ki. İçine doğduğumuz aile, sonra oyun arkadaşlarımız, biraz boy attıktan sonra yanaklarımızı kızartanlar, sonra korktuklarımız, bizi zorlayanlar, bize öğretenler, bize kitaplar okutan bize türkü dinletenler, ufkumuzu açanlar, kıyıda köşede kalmış bir hissi deneyimlememiz için kısa süreli de olsa bir görünüp hemen kaybolanlar, yer edenler, iz bırakanlar… Belki çoğunun adını sanını unuttuk ama her bir etkileşim sayesinde bugüne geldik, biz olduk. Ne katkı ama! Dokunduğum, içinden geçtiğim, içimden geçen, uzaktan da olsa kesiştiğim, buluştuğum ve ayrıştığım kim ve ne varsa her birine; teşekkürler. 

Yine bolca yürüyüp birkaç müze, katedral ve şehir merkezini gördük. Arjantin’i ve Arjantinlileri sevdim. Mesela kaldığımız hostelin sahibi. Gülüşüyle, enerjisiyle, doğallığıyla her gördüğümde tazeliyor beni kadın. Kadın dinliyor, gözleriyle, kulaklarıyla, tüm varlığıyla dinliyor karşısındakini. O ne şen şakraklık, o ne misafirperverlik. Google translate vasıtasıyla bolca sohbet ediyoruz. İki köpek dostu var, hostelin en üst katında birlikte yaşıyorlar. Ve bolca bitki. Her birine, belli ki özenle, sevgiyle bakılıyor. 

Cordoba’dan Patagonya’ya geçmeyi planlıyorduk fakat hiç hesapta olmayan bir şey yaşandı. Türkiye’de check-in yaparken Arjantin’den bir çıkış bileti almamız gerektiğini söylemişlerdi. Bizde en acilinden bir bilet almıştık uçağı kaçırmamak adına. Arjantin Santa Cruz’dan, Şili Santiago’ya. Sonra dün bir baktık ki Bolivya-Santa Cruz’a kesilmiş bilet. Havayolu çalışanı arkadaşa da, bu hatayı fark etmeyen bize de koca bir alkış. Ufak bir şaşkınlıktan sonra zaten bileti değiştireceğiz, sorun olmaz dedik. Yeni planımız uçak biletini değiştirip, Cordoba’dan El Calafate’ye uçmak ve buzulları görmekti. Bir hafta orada kalıp, Şili’ye geçecektik. Fakat yolun da bizim için planları vardı elbet. Az önce öğrendik ki uçak biletini aldığımız firmadan değiştirmek icap ediyormuş yani Türkiye’yi aramalıymışız. Dünya paketi aldık fakat şu an hiçbir arama yapılamıyor. Çaresizim, çaresiziz. Tüm bunlar bir pastanede yaşanıyor. İkinci pastamı yiyorum. Bir öncekini yutmadan diğer lokma harekete geçiyor. Bazen öylece oturup kalmak istersin ya, o durumdayım. Birden dursun dünya, herkes donsun, parmağımı şıklatıp ‘devam’ diyene kadar bu oyun sürsün. Durumların, olayların ne derece önem arz ettiği fark etmez. Ufak ufak biriktirmişsindir ya da zamanında üzerinden, içinden atamadığın ne varsa hepsi spontane buluşup gelirler üstüne. Omurganı dik tutamazsın, burnun sızlar, gözler buğulanır ve hele bir müzik tınısı da duyuyorsan sağı solu umursamaz bırakıverirsin kendini. Bırakmalısın da! Duygularım toplanıp kapımı çaldığında, onlarla her tür sohbete dalmak iyi gelir bana. Mesela anlaşılmadığımı düşünüyorsam açıp Siya Siyabend’den Hayyam’ı dinlerim. Yahut ben dilime dolarım o anki hissiyatıma göre bir şarkı. Oh rahatladım. Pasta da bitti. Ben mevcut uçak biletini açığa aldırmaktan yanayım. Öyle ya da böyle yarın Patagonya’ya doğru yola çıkacağız. 

Aynı Günün Gecesi 

Patagonya’ya gitmek için tekrar Buenos Aires’e dönüyoruz. Dünkü kara bulutlar dağılmış, sırtım dik, yüzümde güller açıyor, göğüs kafesimde bir öbek kuş oradan oraya uçuyor vaziyette. Bu mutluluğun sebebi bolca yolculuk ve artık birbirimizi daha iyi anlamaktan kaynaklanıyor olabilir mi? Birlikte geçen iki buçuk yıldan sonra karşılıklı özveri ve anlayışın nimetleri mi bunlar? Birbirimizi gerçekten dinliyor, gereksiz yükselmelerden kaçınıyoruz. Başlangıçta biraz tedirgindim fakat birlikte birçok şeyin üstesinden gelebilmek bağları kuvvetlendiriyor. Öte yandan ne yaşayacağını bilmemek, yeni hikayelere tanık olmak ne büyük bir zevk ne ayrıcalıklı bir deneyim. Evet, yol bekler. 

Dünya o kadar büyük ve o kadar çekici ki nereye gideceğimizi şaşırıyoruz bazen. Bu bir tercih. Her detayı planlayarak da yola çıkabilir insan, her şeyi akışına bırakarak da. Biz plan/program hanesine küçük, tatlı başlıklar atıp detay kısmında tercihimizi akıştan yana kullandık. Buenos Aires’ten Ushuaia’ya gitmeye karar verdik. Az biraz fazla harcama yaptığımız için ertesi gün olan uçağımıza rağmen erkenden havalimanına gittik. Tam olarak 21 saat önceden. Dışarıda hava alırken sırt çantalarımızı duvarın önüne koyup bir fotoğraf çekti Biricik. Üzerine de ‘Yürü Hanım yürü, sana Dünya’nın kaç bucak olduğunu göstereceğim!’ yazdı. Her anımsadığımda, hala, beni hayli gülümsetir. 

Bütünün bir parçası olmaya istekli ve diğer parçalara temas ettikçe parlayan.

YORUM YAP