“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

En Yakınımdır Uzak: “IGUAZU: AĞZIM AÇIK, İÇİM ÇOCUK, ÜSTÜM BAŞIM SIRILSIKLAM”

Sonu gelmeyecekmiş gibi hissettiren bir sevinç dalga dalga yayılırken, ağzım olabildiğince açık, içim çocuk, enerjim tazeydi. Ve toprak, tabiat, dünya, evren… Ne bereketli ne kucaklayıcı ne iyileştiriciydi.

Bazı sorular çok güzel. Mesela; tüm rollerinden sıyrıldığında sen kimsin? Ne seversin? Mecbur kalıp giydiğin kıyafetlerden teker teker kurtulup çıplak kaldığında; yapacak bir işin, ödeyecek faturaların, gönlünü hoş tutacağın yakınların, bakacak bir çocuğun olmadığında yani zihnini meşgul, seni işgal eden bütün zorunlulukların ötesinde bir yerde olsan… Neredesin? Neye gülümsüyor, neye heyecanlanıp şaşırıyorsun? Ne düşlüyorsun, neyi özlüyor ve neyi merakla bekliyorsun? Ben, kimlik denen gereklilikten uzaklaşıp içime doğru gittiğimde, kendimi suyun içinde, suyla temas halinde görüyorum. Suyu seviyorum, suda mutlu oluyorum. Etrafı yosunlu, yeşilli ve kafamı kaldırdığımda koca bir mavi.

Dünyanın, deyim yerindeyse kaç bucak olduğunu, bir bütünü oluşturan birbirinden farklı her parçanın ayrı güzellikte tezahür ettiği diyarları keşfetmenin aslında çokta zor olmadığını, insan, şehirde işle güçle kafayı bulmuş, kendine hırslarından prangalar vurmuşken pek düşünmüyor, önemsemiyor. Biz mi zamanı kovalıyoruz yoksa zaman mı insafsızca peşimizde?

Puerto Iguazu’ya gece geç saatlerde vardık. Fazla seçenek yoktu ve kalacağımız hostel ilk görüşte pek iyi bir intiba bırakmamıştı. Keza sonrasında da. Hiç duruma tatlı yanaşamayacağım, kötü bir yerdi, baya berbattı. Tuvalet dökülüyordu ve bütün hostel kokuyordu. Neyse. Ama yine de “Hostel kimin umurunda?” demeyin, orayı sadece “uyumalık” bir yer olarak düşünmeyin. Seyahat esnasında evin sürekli değişir ve yolun verdiği hediyelerden biri de, bu duruma çabucak adapte olma halidir. Sık sık değişmesine rağmen benimsersin. Yattığın, kısa da olsa vakit geçirdiğin her ranzayla, her odayla bir bağ kurarsın. Kendiliğinden gelişen bir durumdur bu. Ve bazen birkaç saati ya da günü kaldığın yerde geçirmek istersin ve tüm bunlarda seyahate, yolda olma haline dahildir.

İlk gün yorgunluğumuzu atmak için yakın mesafelerdeki milli parklara gittik. Türlü türlü canlılar gördük. Beş yüz yıllık, bin yıllık ağaçlardan oluşan bir ağaç müzesinde bulunduk. İçine girip, yaşanabilecek büyüklükteydi ağaçlar. Muazzamdı. Sonra hostele döndük. Gün, derin bir huzur hali içinde sona ermek üzereydi. Ta ki… Oda arkadaşlarımızdan biri o eşsiz, yüksek perdeden horlamasıyla bizi uykuya hasret bırakana dek. Bazen oluyor işte. 40 kişilik odada yat, kıyak bir uyku çek. Sonra 3 kişilik odada rahat edeceğini düşün ve evren sana kahkahalarla gülsün. Lakin insan açlığa da, susuzluğa da, uykusuzluğa da dayanıyor elbet. Hele ki, motivasyonu bile isteye, keyifle yolda olmaksa. Iguazu 275 şelaleden oluşuyor ve alan o kadar büyük ki üç ülkeye sınır olmuş durumda; Arjantin, Brezilya ve Paraguay. Biz ilk önce Arjantin tarafına gittik. Şelalelerin içinde bulunduğu doğal park o kadar büyük ki, başlarda o kulak çınlatan, hafızalara kazınan su sesini duymak mümkün değil. Birçok görüş yeri ve yürüyüş noktası var. İlk görüşümüz biraz sancılı oldu. Nazikçe, deneyimsizliğimizden diyebilirim. Bir bot turu satın aldık ve girişte saati erken olanı seçtik. Fakat heyecandan olsa gerek, tamamen yanlış bir yola girip parkın en uzun rotasını yürümüşüz. Bunu da, bütün yolu bitirip uçsuz bucaksız Iguazu manzarasını görünce anladık. Biletler yanmasın diye mecburen, aklımız şelalede, koştur koştur başlangıç noktasına döndük. Bir görevli bulduk yolun sonunda ve neyse ki bot turumuzu en geç saate aldırabildik. Tekrar fakat oldukça yavaş, manzaranın tadını çıkararak ilk parkura yürüdük. Burası en üst açıydı ve su zerrecikleri resmen gökyüzüne doğru dans ediyorlardı. Coşkunun somut halini gördüm burada. Akşama kadar parkın altını üstüne getirdik ve muhteşem Iguazu’yu her açıdan gördük, kokladık, dokunduk. Ve sıra bot turuna geldiğinde sadece 12 dakika sürmesine rağmen şelalenin altına girmek, o su zerrecikleriyle sırılsıklam olmak inanılmazdı. Sonu gelmeyecekmiş gibi hissettiren bir sevinç dalga dalga yayılırken, ağzım olabildiğince açık, içim çocuk, enerjim taze ve üstüm başım sırılsıklamdı. Ve toprak, tabiat, dünya, evren… Ne bereketli, ne kucaklayıcı, ne iyileştiriciydi. Ben çok küçükken, bir dönem annemle babam ayrıydı ve babamla her hafta sonu anneannemlere giderdik. Yağmurlu havalarda, Levent’e doğru, ikinci köprüye giden yolun başında, üst geçidin altında otostop çekerdik babamla. Otobüsü mü kaçırırdık, bilete mi para veremezdik, bilmezdim. Hatırladığımda yoğun hissettiğim şey; çok eğlenirdik. Yağmuru hep sevdik. Su bereketti, temizlikti, oyundu ve nihayetinde mutluluktu. O yüzden bardağın boş kısmı, bana bir şey ifade etmiyor. Bardakta hep su vardır. Su ya azdır, ya da çok. Sadece miktar değişir ve bu denge, senin hayata bakış açınla eştir.

TAMAMEN IGUAZU, UCUNDAN BREZİLYA

İkinci gün tekrar yollara düşüp, Brezilya tarafına geçtik. Arjantin’den çıkıp Brezilya girişimizi yaptıktan sonra kısa sürede buradaki milli parka ulaştık. Burada park daha büyük fakat yürüyüş rotası daha az. Daha çok balkonlar ve seyir terasları var. Oldukça geniş bir açıdan görüyorsunuz önce, sonrasında bir asansörle şelalelerin hizasına çıkılıyor. Biz Arjantin tarafını daha çok sevdik çünkü büyüklü, küçüklü şelalelerin çoğuyla iç içeydik. Dışarıdan izlemek yerine içinde olmayı tercih edenler için Arjantin’e bir ıslık. Iguazu, Arjantin’deki son durağımızdı. Şimdi Brezilya ve Arjantin arasındaki o küçük noktaya doğru yola koyulma vakti. Parmağını kürede bir minik yukarı kaydır. Ne var orada?

Bütünün bir parçası olmaya istekli ve diğer parçalara temas ettikçe parlayan.

YORUM YAP