“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

EN YAKINIMDIR UZAK: PERU, RİTÜELLER GÜZELLER

Neyin peşindesin? Merak ediyorum. Sabah gözlerini açtığında seni yataktan kaldıran ne? Ya da sonbaharda dalından düşen yapraktan farkın? Yazı mı bekliyorsun yoksa hiç yağmayan karda mı aklın? Bazı sabahlar erkenden uyandığıma mutlu oluyorum. Güneşli, ılık bir Pazar günü… Her sabah yaptığımız bir ritüelden bahsetmek istiyorum. Luis’in bize kattığı güzelliklerden sadece biri. Kendine geldikten hemen sonra bu karışımı hazırlamaya başlıyor, hem de her sabah: Ispanak, mango, muz, papaya, lime ve suyu robotta çekiyor. Hepimiz için bardaklara koyuyor. İçine -malzemelere ek- güzel dilekler, iyi niyet ve bolca sevgi boca ettiğinden şüphem yok. Muazzam yeşiliyle bu içecek bizi her sabah masanın etrafında topluyor. Hepimiz ‘Salud y Felicidad’ diyerek sağlık ve mutluluk’a kadeh kaldırıyoruz. Her birimiz, birbirimizin gözlerine bakarak güne, kurduğumuz bağları sağlamlaştırarak başlıyoruz. İki adım geriden bakınca, hayata tat, renk katmak için ne farklı şeyler yapıyoruz. Esasında, çabasız bir şekilde, küçük ve şık bir hareketle büyük mesafeler kat edilebiliyor. Ailecek, annemin yaptığı nefis pizzalar eşliğinde Robocop ve Batman izlediğimiz o şahane günler geldi aklıma. İlkler. Ritüeller güzeller. Bir ritüelden önce bir alışkanlık edinmek gerekiyor sanırım temelde. Büyük sıçramalardan önce küçük adımlar. Sabahları koşmak için belki de ilk hedef sabahları erken ve aynı vakitte uyanmak olmalı.

*

Yılbaşı yaklaşıyor, Luis çocuklara hediye toplama telaşında. Biz de bugün merkezden oyuncak alacağız. Keşke diyorum, biz de yılbaşında o ormanda Luis ve çocuklarla olabilsek. Birilerinin birilerine umut olduğunu görerek yeni bir yıla girebilsek. Bu sabah bir korkumla yüzleştim. Yakın bir zamana kadar, ileriyi düşünüp ürkerdim. 30-40 sene sonra olacak mıyım? Olacaksam neye benzeyeceğim gibi sorular üşüşürdü kafama ve bunlar genelde canımı sıkardı. Fakat şimdi düşününce, ne için korkuyorum? Daha aklı başında, daha bir farkında olmaktan mı? Rakamların eğer biz bir önem atfetmiyorsak pek de ciddiye alınacak bir yanı yok hani. Bir karar aldım: Artık yaş almayacağım. O kadar sevdim ki seni 25, bana öyle iyi, öyle güzel geldin ki, seni tüketmek, seni kaybetmek istemiyorum. Elbet bedenim değişecek, ellerim pürüzsüz, omuzlarım dik, göğüslerim diri olmayacak. Saçlarım kumral kalmayacak. Güldüğümde gözlerimin kenarları kırışacak, tenim buruşacak, belki çok sonra boyum kısalacak. Hepsine varım. Bunlar korkularım değil, hepsi olacak ve sevgiyle, saygıyla hatta anlayışla karşılayacağım. Yollarda, dağda bayırda, deniz kenarında, sıcacık gün batımlarında ve eşsiz gün doğumlarında, bildiğim topraklarda ve bazen hiç tanımadığım bir toprak parçasında, kaybolduğum sokaklarda karşılayacağım. Bu yılın, 25’imin bana yaşattıklarını, hissiyatını o kadar sevdim ki, sırf unutmamak, sırf büyüsünü bozmamak adına, artık yaş almayacağım. Bilgiye, öğrenmeye ve denemeye hep çok açım. Hatalar yapacağım, tecrübe hanesine yazacağım. Yaş yerine risk alacağım. İlham alacağım, kitap, plak alacağım. Sofralar kuracağım, hoş sohbetlerin edildiği, kahkahaların çınladığı sofralar. Bitkiler büyüteceğim. Ağaçları tanıyacağım. Gökyüzüne bakmaya devam edeceğim. Ay’la konuşmaya da… İnsanlardan, hayattan aldığım keyfi, hazzı ve zevki anlatacağım yazılarımda. Noktaya hasret bırakacak şekilde dizdiğim sözcüklerden uzun cümleler kurmaya devam edeceğim. Şarkı söyleyeceğim, sustuğum tüm günler adına. Gördüklerimden, öğrendiklerimden, şaşırdıklarımdan ve hayallerimden bahsedeceğim. Ama hepsinden değil elbet. O kadar çok, o kadar sınırsız ki her şey düşlerimde, yine kendime saklayacağım birçoğunu. Yine kendimle paylaşacağım en şeytani, en muzırlarını. Her zaman çok seveceğim ama önce kendimi.

*

Bir yere yetişme derdinde, bir sorumluluk veya stres altında olmadığım zaman, daha berrak, daha net oluyor zihnim. Dün çocuklara hediye almak için şehre indik. Neden bilmiyorum, oyuncak değil de kıyafet alıp geri döndük. Odada oturmuş aldığımız tişörtleri katlarken bir an hüzünlendim. Fark ettim ki, çocuk gibi düşünmeyi, çocuk gibi hissetmeyi bırakmışız. Yılbaşında hangi çocuk oyuncak değil de kıyafet ister ki? Küçükken, sokakta top peşinde koştururken üstümüzdekilerin hiçbir önemi yoktu. Hatta o kadar önemi yoktu ki, pislenmeyi umursamaz, toz toprağa bulardık kendimizi. Bizim için varsa yoksa oynadığımız oyunlar, yaptığımızı sandığımız buluşlardı. Ama şimdi, tam bir yetişkin gibi düşünüp yılbaşı için onlara kıyafet aldık. Kimin umurunda? Bu hatayı düzeltmek için sabah pazara gidip iki-üç barbie bebek aldım. Plastikmiş, dandikmiş diye tartışıyorduk dün, iyi de kimin umurunda? Hangi çocuk bir oyuncağı bu plastik, bu tahta, bu dandik diye ayırıyor ki? Yılbaşı sonuçta. Ve o paketi açtıklarında onların yüzünü güldürecek şey rengarenk oyuncaklar. Bebekler, toplar, gitarlar, arabalar… Ve bence çikolata da bunlara dahil. Belki jelibonlar da. Babamın benim için yaptığı o özel oyuncaklar geliyor aklıma! Ahşaptan oyulma, bir çeşit yapboz olan birbirine geçmeli timsahım, benim çizdiğim onun da atölyesinde yaptığı minik oturağım… Düş bahçemi tanımak için didindiği ve o bahçeyi öğretileriyle zenginleştirdiği için minnettarım ona. Bana aldığı kıyafetleri değil de yaptığı oyuncakları, beraber geçirdiğimiz anları hatırlıyorum geçmişe dönüp baktığımda.

Bütünün bir parçası olmaya istekli ve diğer parçalara temas ettikçe parlayan.

YORUM YAP