“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Eşcinseller ya da Değiller: Hasanlu Aşıkları

Milattan önce 800 yılı. Bundan 2800 yıl öncesi yani. İran’ın Batı Azerbaycan bölgesindeki Solduz Vadisi’nde bulunan Hasanlı arkeoloji alanında, o zamanlar ne yaşandı acaba ki, 1972 yılında alçı kaplı kerpiç bir kutuda, birbirine sarıldığı düşünülen bir çiftin iskeleti, bu şekilde bulunabildi? Askeri bir saldırı ve ardından gelen yağma ve yangın mı? Düşünceler o yönde. Hasanlu, Yakın Doğu’nun Pompei’si olarak da bilinir, çünkü yaklaşık o tarihlerde, büyük olasılıkla Urartular tarafından yağmalandı ve yıkıldı. Urartular buranın sakinlerini katletti ve her yeri yaktı; geriye kül ve moloz tarafından mükemmel bir şekilde korunmuş düzinelerce iskeletle bir yıkım katmanı bıraktılar. Her iki iskeletin de vücutlarında, ölüm anında travmaya maruz kaldığına dair kanıtlar var. Ne yaşanmış olursa olsun, dikkatleri çeken şey, ne yaşadıklarından çok, bulundukları andaki formları ve kimlikleri. Birbirlerine sığınmış, gözlerinin içine bakarak ölmüşler: Soldaki iskelet sağdaki iskeletin yüzüne dokunmak için sağ elini uzatıyor gibi görünüyor. İkisinin de kolları birbirlerinin etrafında… Bu arkeolojik keşif, bu iki insan arasındaki hassas ve çok insani bir anın enstantanesini yakalıyor.

Peki bu insanlar kim? Kimlikleri, cinsiyetleri? Akrabalar mı, aşık mı? Yoksa iki erkek aşık mı? Bu ve benzeri kalıntılar, hem kolektif insan geçmişimizi daha iyi anlama arzusunu hem de mevcut kültürel bagajımızı, zamanda geriye doğru geliştirme ihtiyacımızı temsil ediyor. Kimliklerine dair Pompei’de bulunan iskeletler de olduğu gibi birçok spekülasyon çıktı; Penn Müzesi’nde sergilenen iki iskeletin cinsiyetleri çok tartışılan bir konu oldu. Biri açıkça erkek, o konuda netler. Diğerinin cinsiyeti ise kesin olmamakla birlikte erkek olması kuvvetle muhtemel. O halde bu çift eşcinsel miydi? Birçok manşet atıldı tüm dünyada: “Tarihte bulunan ilk eşcinsel çift!” diye. Özellikle tuhaf olan, felaket bir olayda aynı yerde aynı anda ölen iki erkeğin hemen sevgili sayılmasıdır. Kadın olsaydı her iki iskelet, “eşcinsel” olduklarına bu kadar kesin gözüyle bakarlar mıydı, emin değilim. Ama haberler çok tıklanmıştır tabii.

Penn Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi’nin web sayfası, erkek ve muhtemelen erkek iskeletlerini oldukça iyi açıklasa da – baba ve oğul gibi aile üyeleri olabilirler – Wikipedia ilginç bir şekilde erkek ve kadın olduklarını iddia ediyor. Yüzdeki bir elin görüntüsü, yukarı doğru eğilmiş bir çene, yana dönük bir vücut nedeniyle, bir kadın ve erkeğin öpüştüğünü görmeye meyilliyiz çünkü bu temsilde heteronormatif bir kucaklaşmayı görmek için kültürlendik, kodlandık.

Cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsellik hakkındaki çağdaş varsayımlarımızı geçmişe yansıtmak açıkça sorunludur, ancak örnekler çoktur. Antropolog Pamela Geller, “The Bioarchaeology of Socio-Sexual Lives: Queering Common Sense About Sex, Gender, and Sexuality” adlı kitabında bu fenomenin sayısız örneğini veriyor ve geçmişi yorumlamada heteronormativite konusunu ele alıyor. Onun temel noktalarından biri, “bedenleri romantik bir şekilde birbirine dolanmış, zorunlu olarak üreyen veya mesleki olarak bölünmüş olarak tanımlanan merhumların keşifleri, geçmiş etkileşimler ve yakınlıklardan çok sosyo-cinsel ilişkilerin mevcut durumu hakkında daha fazla şey söylüyor. Bulunuş şekilleri ve üzerindeki giysi-aksesuar kalıntıları dikkate alınıp erkek olduğu düşünülen nice insan iskeleti, aslında “prenses” olmayan savaşçı bir kadındı.

Bazı araştırmacılar, öteki ses çıkarmasın diye eliyle ağzını bastırdığını da, söylüyor bu keşif için. Lakin baskın düşünce bunların “Hasanlu Aşıkları” oldukları. Aşk dolu bir öpücük olduğu birçok arkeolog tarafından kabul edilmiş en nihayetinde. O zaman bizde, bir aşkın ölümden binlerce sene sonrasında bile sürdüğünün nadir kanıtıdır, diyebiliriz. Eşcinsel ya da değil. Herkesin sevgisine kimse karışamaz. Birbirlerini korumak için oraya saklandılar, birlikte acı dolu bir ölüme giderken bu acıyı son bir öpücük ile sonsuz bir mutluluğa dönüştürüp 2800 yıl boyunca huzur içinde sessizce orada birbirlerine sarıldılar. Bu çok romantik oldu; “Jeux d’enfants” filmini mi izlesek bugün?

YORUM YAP