“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Fikirler Ölmez. Evet. Fakat…

“Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor”, “Sen ölmedin”, “Ölmedin, ölemezsin” gibi güzellemelerle O’nun üzerinden edebiyat yapanların bu memlekete bir faydası olmadı, olmayacak. Atatürk’ü en çok, anladığını sananlar anlamadı. Eğer anlamış olsalardı, anlatabilirlerdi. Yapamadılar. Yaşatamadılar.  Şimdi “yaşıyor” diyemezler. Kendine Atatürkçüyüm diyenler, O’nun geçen yüzyılın başında ortaya koyduğu fikirleri, bugüne geliştirmeden getirenlerden, onu kutsallaştıranlardan eminim, Paşam da çok pek haz etmezdi.

Atatürk’ü sömürerek siyaset yapanlar, bu millete ve bu büyük fikre en büyük zararı verenlerdir. Bakın 1919 senesini Ekim’inde ne demiş; “Siyasi cidallerin çoğu basittir. Fakat içtimai mesai her vakit için müsmirdir. bizim münevverlerimiz buna çalışmalı. Neden Anadolu’ya gelip uğraşmazlar? Neden milletle doğrudan doğruya temasta bulunmazlar? Memleketi gezmeli, milleti tanımalı, eksiği nedir görüp göstermeli. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa lafla muhabbet fayda vermez.”Atatürk’ü sevmek de böyle olur.

Atatürk’ü sevmek, millete tam bağımsızlığını teslimiyetle mümkündür. Kuru kuru Atatürk’ü çok seviyorum diyemezsiniz! Adını ağzınıza alamazsınız. Kusura bakmayın ama Atatürk’ü anlamanın çok ama çok uzağındasınız. Atatürkçülük geliştirilmelidir. Her dönem geleceğe hazırlanması, eksik kalan yanlarının tamamlanması, evrensel değer ve değişime göre geliştirilmesi gerekirken, yüzeyde kalmış olanların asla derine inememesi, O’nun fikirlerini kendi dar dünyalarına hapsetmesini kabul etmiyorum. Kolay yoldan Atatürk sevenlerin, Atatürkçü geçinmesinden duyduğum utançla genç kuşaklara seslenmeyi, anlatmayı ömür boyu bu büyük fikre borç bileceğim.

Atatürk değildir, Türkiye. Türkiye, Türk Devrimidir. Bu devrim ise bir fikirdir. Ve bu fikir, çok değerli fikirlerden ve bir milletin küllerinden doğmuştur;
“Benim yaptığım işler biri diğerine bağlı ve lüzumlu olan şeylerdir.”

Biçimci Atatürkçüler bundan söz etmez, Atatürk’e dil uzatamazsınız derler ama dillerinden bir tane doğru dökülmez. Atatürk’ü kutsallaştırarak, O’nu başkalarının sevmesine ve anlamasına izin vermemecesine tabulaştıranlar, bu memlekete daima zarar vermiş olanlardır.  Bakın bugün bir tane parti yok, lider yok güveneceğimiz, arkasında duracağımız. Dün de yoktu, bugün de yok. Bu ölmeyen fikrin üzerine koyarak geliştireceklerine, şahsi çıkarları uğruna bir parçasını alıp gitti her gelen. Şahsi çıkarlarını memleketin çıkarlarının üzerinde tutanlar, büyük adam olmaya özenen zavallılardır.

Atatürk bugün öldü. Evet öldü. Ölümünden bugüne dek fikriyle aramıza sıralanan mesafe ve engeller günbegün arttıkça, konuyu anlayanlar olmuştur elbet. Lakin unutulmasın ki onlar, her devrin “On Kasım Atatürkçüleri” dir. Bu fikrin derinlerine, özüne inmeyen zihniyet, bugün Atatürk’ü bulmamıza, ona ve bu fikre ulaşmamıza engel olmuş, milletin hayatını güç duruma düşürmüştür. Bir yandan Atatürk’ün adını ananlar, bir yandan birbirini tamamlayan devrimlerini bir bir kendilerine göre ayarlamış, düşmanın önünde diz çökmüştür.

Atatürk’ün adını eylem ve fikirlerinin ışığında anmayanların, köklü değişimler yapmaya dahi cesareti olmayan dinozorların biraz onuru varsa, O’nun kurduğu meclisi terk etmelerinin zamanı çoktan gelmiştir. Hiçbir ayrım yapmadan, bütün partiler ve siyasetçileri buna dahil ediyor ve düştükleri bu zavallı, biçare hallerle bizleri temsil edemediklerini kabul ederek varsa kalan onurlarıyla yüce milletten ödünç aldıkları koltukları terk etmelerini talep ediyorum.

Sizler, bizleri çağdaş uygarlık düzenine çıkaramaz iken çağdaşlığın yanından geçmeyen tavırlarınızdan, birbirinizle tartışma biçiminizden bıktık, usandık, en önemlisi utandık! Sizlerle sürdürülebilir bir gelecek hayal, hayatlarımız mahvolmuş, millet ise bitap düşmüştür. Sizler, aklı egemen, düşünceleri özgür kılmak ve tam bağımsızlığı yaşatmak yerine kendi akıllarınızı egemen zannetme gafletine düşenlersiniz. “Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.” demiştir Paşam, bu muhafızların sizler olmadığı aşikardır.

”Muallimler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin ameli olması mühimdir. Memleket evladı, her tahsil derecesinde iktisadi hayatta âmil, müessir ve muvaffak olacak surette teçhiz olunmalıdır. Milli ahlakımız, medeni esaslarla ve hür fikirlerle tenmiye ve takviye olunmalıdır.” demiştir bu fikir lakin siz, çocuklara da ihanet edenlersiniz.

”Sizin muvaffakiyetiniz, Cumhuriyetin muvaffakiyeti olacaktır… Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” demiştir Atam lakin sizde ne hür fikir, ne de vicdan kalmıştır.

Kendi çabalarımla egemen kıldığım aklım ve hür iradem ile açık yüreklilikle belirtmek isterim ki, bugün Atatürk’ün adını anarak romantizm yapanların, sözüm ona Atatürkçülerin duygularına inancım, düşüncelerine ise saygım yoktur. Olmayacaktır. Bu “On Kasım”da da ısrarla belirtmek isterim ki sizler bu millet için çok birer ölüsünüz. Atatürk’ün tam bağımsızlık ve barış için başlattığı savaşın, milletin onurunun, gururunun, bu büyük fikrin özüne ihanetten yargılanmalısınız. Bu fikri bir amaç değil, araç olarak kullanmak suretiyle yarattığınız savaş meydanını lütfen terk edin. Bireysel olarak verdiğimiz savaşlara zerre saygısı olmayanlardan mucize beklemediğimiz herkesçe bilinsin.

İktidar uğruna verdiğiniz savaşlarınızı da alın gidin artık, barış ve tam bağımsızlık uğruna verilecek savaşla bizler ilgileniriz. Sizler, size emanet edilen genç cumhuriyetimize ve gençlerine sahip çıkamayan, uygar insan olma noktasından oldukça uzakta kimselerken, sizinle yürüyecek bir yolumuz yok bizim. Çünkü bu yol asla duraksamayan, korkmayan, çıkarları uğruna memleketi satmayan, asla geriye bakmayan, daima ilerleyen, aydın, rasyonel, yenilikçi, vicdanlı ve evrensel insanlarla yürünür. Nitelik, nicelikten çıkacaktır biliriz. Siz de biliniz ki, bizler azınlıkların değil, çoğunlukların, “bin”in temsilcileriyiz. Bizler, bu büyük fikri geleceğe tamamlamak isteyenler olarak aziz vatandan elinizi, Atatürk’ün adından dilinizi çekmenizi talep etmek durumundayız.

“Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmak” görevi verilen bizler, yarattığınız kaderci, gelenekçi toplumdan bıktık usandık, kenara çekilin de akılcı, yenilikçi ve sosyal bir toplum yaratalım. Yapıştığınız koltukları onurunuzla terk edin ki bu büyük ve evrensel fikri yaşatabilelim. Unuttuysanız hatırlatmak isterim;

“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla gerçekleşebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranışa layık görünemez.

Tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve yurdun gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.

‘Biz barış istiyoruz.’ dediğimiz zaman ‘Tam Bağımsızlık İstiyoruz.’ dediğimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra aşağılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız.”

Meclisi, ülkeyi, milleti ve gündemi işgal eden efendiler,

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifeniz, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmak için haysiyetli davranmak, gelecekteki düşmanlarımız olmamak adına yolumuzdan çekilmektir. Çünkü bizler esir gibi yaşamaktansa yok olmayı tercih edenleriz. On Kasımcılar; Atatürkü’ü anmak bir çift delici mavi göz, alıntı sözler, kısa özensiz cümleler, karizmatik fotoğraflar ve siren seslerinden daha derine, o dehaya inip bu büyük fikri anlamak ve anlatmaktır. Bugün anlaşılıyor ki artık bu vazife, biz dururken siz meclis dinozorlarına kalmamıştır.

Atam,
“Benim için en büyük barınma yeri ve yardım kaynağı ulusumun kucağıdır.” demişsin ya hani benim için en de büyük barınma yeri ve yardım kaynağı bu büyük fikrinin kucağıdır. Seni özlemiyorum ben, Atam. Ben seni anlamaya, anlatmaya çalışıyorum. Fikrine gözüm gibi bakıyor, eksiklerini tamamlıyor, çağa uyduruyor, geliştirip büyütüyorum. Seni özlemiyorum evet, ben seni her gün zihnimde yaşatıyorum. Yeşertiyorum. Ben senin fikirlerini buralarda görmeyi özlüyorum en çok. Bir de fikirlerinden ilhamla yarattığım, geliştirdiğim fikirleri sana anlatabilseydim diyorum sadece.

Atatürk’ü anmak böyle olur işte.
Fikirler Ölmez, Evet.
Fakat kullanıldığında, anlaşıldığında, anlatıldığında, geliştirildiğinde, uğruna mücadele verildiğinde yaşar.
Onu yaşatacak olan “biz”iz.

En derin saygılarımla.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP