“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Frankensteın’ın Büyükannesinin Sıra Dışı Hayatı

Radikal-feminist yazar ve düşünür Mary Wollstonecraft, sadece kadınlar için değil, tüm özgürlük ve eşitlik konularına yüreğiyle inanan insanlar için de bu mücadelelerinin ilk adımlarını atanlardan biri. Doğumuyla, katıldığı ailede başına gelenlerle tüm ayrımcılığı ve erkek egemenliğinin yoksaymacılığını yaşamış olması onu şekillendiriyor. Eski zamanlardan beridir birçok kadın aynı durumu yaşayageldi tabii ki ama Mary, aynı zamanda oldukça cesur ve eğitim alanında kendini geliştirmiş birisi. Bu da onu 18. yy’daki çağdaşlarından ayıran en önemli fark. Sus ve dur denildiğinde ikisine de cevabı her zaman HAYIR oluyor.

1759 tarihinde Londra’da dünyaya gelen Mary, babasının kötü ve şiddet yanlısı olması nedeni ile hayata zorlu bir başlangıç yapıyor. Babası, annesine öyle akıl almaz bir şiddet uyguluyor ki Mary bazı geceler annesini koruyabilmek için onun yatak odasının önünde uyumak zorunda kalıyor. Yüklü bir servete sahip olan Wollstonecraft Ailesi, Mary’nin babasının gittikçe daha da savurganlaşması ve maddi-manevi hiçbir konuda aile üyelerine söz hakkı vermeden her kararı tek başına alması nedeniyle tüm birikimlerini kaybediyorlar. 1780 yılında annesini de kaybedince Mary, artık hayatını kazanmak için evi terk ediyor.

Evden ayrıldıktan sonra kendisini eğitim konularına adayan yazar, 1784 yılında kız kardeşi Eliza ve en yakın arkadaşı olan Francis (Fanny) Blood ile Newington Green’de de bir okul açıyor. Bu okulda edindiği bilgi birikimi ile iki ay boyunca mum ışığının altında hiç durmadan çalışarak “Kız Çocuklarının Eğitimi Hakkında Düşünceler “ adlı metni yazan Mary’nin hayatı değişmeye başlıyor. Artık yazarak ifade etmenin gücü, zihnindeki en güçlü silah. Sadece bir kez basılmış olan ve eleştirmenlerce o dönemde çok da ilgi görmeyen bu kitapta; annelere,  kız çocuklarına analitik düşünmeyi, disiplini, kendi ayaklarının üzerinde durabilmeleri için ticari düşünme yeteneklerini öğretmeleri gerektiğini dile getiriyor. Dönemin şartlarına göre kadınlar topluma nasıl en faydalı hale gelebilir ve bunun yolları nelerdirin tartışıldığı bir çalışma “Kız Çocuklarının Eğitimi Hakkında Düşünceler.”  Kadının, iyi bir eş ve iyi bir anne rolünü ve dini duyarlılıkları fazlaca işlediği için feminist çevrelerce günümüzde hala eleştirilmekte  bu metin. Kişisel fikrim bir insanın yol alırken geldiği son hale bakıp öyle eleştirmek gerektiği ama tabii ki dar alandan bakıp bütünü kaçırdığımızda ne yazık ki ilk adımların önemini kavrayamıyoruz. Bu metin de 18. yüzyılda Mary Wollstonecraft’ın attığı ilk adım.

1785 yılında en yakın dostu ve ortağı olan Fanny’nin vefatı ile derin bir yas sürecine giren Mary, bu dönemde yaşadığı acılardan kaçmak için İrlanda’ya -Kingsborough ailesinin yanında mürebbiyelik yapmak için- gidiyor. Bu ülke değiştirme hali onu başkalaştırıp olaylara farklı bir açıdan bakabilmesinin de kapılarını açıyor yazarımıza ve artık hizmet sektörüne uygun olmadığını anlıyor. Hemen akabinde ilk romanı olan ve 1788’de yayımlanan “Mary: A Fiction” isimli romanını çıkıyor kaleminden.  Bu roman Wollstonecraft’ın tek romanı. Kadın-erkek ilişkisi üzerine bir kurgusu var. J.J. Rousseau‘nun “dahiler kendilerini yetiştirirler” tezine inancı tam olan yazar, bu romanda baş karakterini aşırı rasyonel ve kendini yetiştirmiş bir kadın olarak kurguluyor. Kadınların da cinsel arzularının olduğunu ve aksini savunmanın ya da yaşamanın aşağılayıcılığını anlatıyor. Romanın içeriğinde, dahi kadınların evlilik ile güçlenmediği aksine zincirlendiğini savunuyor. Yaşadığı dönem için devrimsel fikirleriyle ortaya çıkan bu roman, dönemin sanat dünyasında büyük etki yaratıyor.

Aynı yıl (1788)  “Gerçek Hayattan Orijinal Hikayeler” adlı bir çocuk kitabı da yayımlanıyor. Fanny’nin ölümünden sonra mürebbiye olarak çalıştığı İrlanda’da edindiği zihin açıcı deneyimler sayesinde, daha önce onu meşgul eden tüm batıl inançlardan kurtulmuş olarak yazdığı bu kitabında da insanlığın üzerine oturduğu temelleri sağlamlaştırmayı ve gerçeğin temellerini tamir etmeyi hedeflediğini anlatıyor. Mary’nin metamorfozunun güzelliği, çevresine olan etkisi paha biçilmez.

( Mary Wollstonecraft’ın “Gerçek Hayattan Orijinal Hikayeler” adlı kitabı için William Blake’in çizdiği illüstrasyon)

Deneyimleriyle yapı taşlarını tek tek yeniden inşa eden Mary’nin  aklındaki tek iş yazarlık artık —ki Mary’nin yaşadığı yıllarda yazarlık sadece üretme gücünün aracı olan erkeklerin hegemonyasında (kalem kelimesinin kökeni batı kültüründe penis kelimesinin de kökü olan ‘pen’ dir. Ataerkil kültürde penis yaratıcı güçtür, aynı yazmanın da yaratıcı güç olması gibi]. O dönemde kız kardeşine yazdığı bir mektupta, “yeni bir tür ilki” ortaya çıkarmaya çalıştığını dile getiriyor. Döndüğünde, Londra’da yayıncılık yapan  Joseph Johnson’ın yanında hem çevirmenlik yapıyor hem de yayıncının hazırladığı  “Analytical Review” dergisinde eleştirel makaleler yazarak geçimini de sağlıyor. Adının en çok anıldığı  “Kadın Haklarının Doğrulanması” metnini 1792 tarihinde kaleme alıyor. Bu metin  kadın özgürlük hareketinin doğuşunu da müjdeleyen metindir. “Kadınları göz kamaştırıcı sıfatlarla süslemek ve sürekli bir çocukluk durumuna hapsolmuş, kendi başına ayakta duramayan yaratıklar olarak görmek yerine, aklî yaratıklar olarak görmeliyiz. Kadınların muhakeme yapmaktansa hissetmek için yaratıldıkları, sahip olabilecekleri tek gücü ancak işveleri ve zayıflıklarıyla kazanabilecekleri önyargısı yıkılmalıdır,” cümlelerini yazan bir yazar artık Wollstonecraft.

Mary, tüm hayatı boyunca tek bir hatta ilerleyen, standartlarını ortaya koyup savrulmadan devam edebilen yapısında bir insan değil. Her birey gibi sürekli iniş ve çıkışlarla, baskı ve zorluklarla hamuru yoğrulmuş, zihni açık bir şekilde  hep yaşam mücadelesi vermiş bir kadın. Aldığı yolda aşkı da tadıyor. 1790’larda Fransa’da tanıştığı denizci ve maceraperest Gilbert Imlay ile olan ilişkisi o tarihten sonra bir yol ayrımına getiriyor yazarımızı. Bu ilişkisinden 1794 yılında evlilik dışı bir çocuğu oluyor (kızının adını Fanny koymuştur). Feminizm, aşk ve annelik üçgeni, Mary’nin belirleyicilerine dönüşüyor çünkü Imlay onu bir İskandinavya gezisi sonrası terk ediyor. Kızı ile Londra’ya geri dönen ama sosyal olarak dışlanan ve aşağılanan Mary’nin, kız kardeşleri bile evlilik dışı olan çocuğunu barındırmak istemiyorlar. Bu tutumlara dayanamayıp Putney Köprüsü üzerinden atlayarak intihara teşebbüs ettiği saatlerde neyse ki balıkçılar tarafından kurtarılıyor.
Zorlu geçen yıllar içinde yine kendi kendini iyileştiren Wollstonecraft, dönemin anarşist filozoflarından “William  Godwin”  ile olan dostluğunun bir aşka evrilmesi ile tekrar evlenme kararı alıyor.Bu evlilikten de Mary Godwin (Shelley) isimli ikinci kızını dünyaya getirdikten on gün sonra, 10 Eylül 1797’de, Wollstonecraft hayatını kaybediyor. Ne mutlu ki kızı Mary Shelley de annesi gibi yazma tutkusu olan bir kadına dönüşüyor. (Hepimizin bildiği ünlü roman “Frankenstein”ın da yazarıdır. )

18. yüzyılda hiç kimsenin yazamadığını yazan, hayatı için dünyadan hiçbir şey istemeden, her şeyi tırnaklarıyla kazıyarak var eden bu aydınlık kadın, “Mary Wollstonecraft,” hikayesi ile her zaman bilgeliğimizin bir parçası olarak yaşamaya devam edecek…

Yazar Şerife Günaydın Karaköse, 1980 Adana doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Özel Kamu Hukuku Yüksek Lisansı'nı bitirmekle hukuk dünyasına girdi ve avukatlık mesleğine halen devam ediyor. "Three", "The Shadow House","Happiest Hour" , "Uzaya Kaçan Küpe" ve "Keyfi Yanılsamalar" isimli kitapları hem Amazon hem de Barnes and Noble da online olarak yayımlandı(https://m.barnesandnoble.com/s/Serife+Gunaydin+Karakose). Yazarın denemelerini aktardığı www.allbyourselves.blogspot.com adlı bir blogu mevcut; aynı zamanda @mind_index instagram profilinde de sanattan bilime, felsefeden psikolojiye kadar pek çok konu hakkında da içerik üretiyor.

yorumlar (2)

  • Avatar

    Dondu gunaydin

    Biz kadınların varolma mücadelesini ilk başlatan bir kadının yaşamını harika anlatmışsın kalemine yüreğine sağlık

    reply
  • Avatar

    Meryem

    Böyle güçlü kadınları tanıdıkça gururlanıyorum.

    reply

YORUM YAP