“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Füreya Koral

Füreya, cumhuriyet sanatını tanımak ve anlamak yolunda attığım ilk adımın ismi. Anadolu toprağının on binlerce yıl birikegelmiş isimsiz kahramanlarının sesi. “Cumhuriyet kadını nasıl olmalı?” sorusunun cevabı. Füreya isminin sözlük anlamını hiçbir zaman bilmedim ama benim için anlamları saymakta zorlanacağım kadar çok oldu.

Lise öğrencisi olduğum yıllarda, Ayşe Kulin’in biyografisi sayesinde tanıştım ismiyle. Soyismine gerek duyulmamıştı başlıkta, yalnızca ismi kullanılmıştı. Kapaktaki fotoğrafında, gür saçlarının bir kraliyet tacı gibi çevrelediği yüzünde, kraliçelere has asaletinin yanında, müthiş bir tevazu vardı. İsmini o gün öğrendim ve bir daha hiç aklımdan çıkmadı.

Kitabı okuduktan sonra, onun eserlerini yakından görebilme arzum, doğup büyüdüğüm Gelibolu’dan İstanbul’a taşınma sebeplerimden biri olmuştu. Kuşları, evleri, insanları, İstanbul’da, döneminin en yeni ve çağdaş binaları için yaptığı duvar panoları üzerinde parmak izlerini aramak istiyordum. Kitabın en sonundaki aile arşivinden alınmış siyah beyaz fotoğraflarda önünde poz verdiği seramiklerinin gerçek renklerine olan merakım beni sabırsızlandırıyordu. İçimdeki sanata daha yakın olma isteği, Füreya ile birlikte doğmuştu.

Ailesi, Atatürk’le aynı sofrada oturup Cumhuriyet’i kurmasına yardımcı olurken genç bir Cumhuriyet kadını olduğunda da, Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı ve o dönemin milletvekillerinden Kılıç Ali ile olan evliliği, Atatürk’ü defalarca evlerinde ve sofralarında misafir etmelerine sebep oluyor. Füreya, cumhuriyet ile birlikte büyüyor.

Genlerine işlemiş olan sanat, teyzesi Fahrünissa’nın İsviçre’de tüberküloz tedavisi gördüğü sanatoryuma getirdiği oyun hamurlarına dokunduğu gün, kendiyle beraber yüzlerce, binlerce insanı iyileştiren ve bugün aynı şifayı ardında bıraktığı eserlerle dağıtmaya devam eden bir şifacıya dönüştü.

Füreya Koral (solda) ve teyzesi Fahrelnissa Zeid (sağda)

Füreya Koral (solda) ve teyzesi Fahrelnissa Zeid (sağda)

Füreya, Türkiye’nin ilk kadın seramik sanatçısı. Kök saldığı toprakları, yeniden şekillendirerek, pişirerek onurlandırdı. Dünyada seramiğin sergilenmeye değer bulunmaya yeni başlandığı dönemde, yurt içinde ve dışındaki sergileriyle ve yurt dışı sergilerinde aldığı ödüllerle ait olduğu toprakların dününü, bugününü ve yarınını temsil etti, kabul ettirdi.

Seramiklerini müzelere, insanların ulaşamayacağı camekanların ardına layık görmedi. Evlerin sofralarında, sokaklara bakan duvarlarda, hayatın içinde görmek istedi. İçlerinde, antik Yunan’daki, Anadolu’da binlerce yıldır yapıldığı gibi şarap içilsin, yemek yensin istedi. Seramikleri yaşayanlarla birlikte yaşamalıydı. Şakir Paşa Apartmanı’ndaki atölyesi, yirmi yıl boyunca sanatçıların doğduğu ve buluştuğu bir sanat merkezi oldu. Genç seramik sanatçılarına ve dostlarına, seramiklerinin arasında, üstünde, içinde, seramik fırınında pişirdiği balıklar ikram etti.

Füreya ile adını öğrendiğim günden sonra, yıllar içinde defalarca karşılaştım. Bazen bir sergide, planlayarak bazen de yolda yürürken şans eseri… Defalarca da konuştum kalbimde. Yüz yüze konuşmayı da hayal ettim, atölyesinde ya da arkadaşlarıyla beraber çıktıkları mavi yolculuklardan birinde. Neyse ki Füreya; sanatı, karakteri ve ardında bıraktığı enerjinin içimde uyandırdığı hisler sayesinde, çağırdığım an gelecek kadar yakınımda, benimle birlikte.

yorumlar (2)

  • Avatar

    Berra

    Kitabı da çok severek okumuştum ve etkilenmiştim,cok güzel bir yazı olmuş umut cum 😍tekrar kitabı okurken yaşadığım hisleri yaşattı bana,sevgiyle kal.

    reply
  • Avatar

    Ayşe

    Ne güzel bir anlatım🤍

    reply

YORUM YAP