“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Görü-yorum: Bakışınızı Değiştirecek 5 Distopik Film

“Şimdiki zamanın içinde yakın gelecekte meydana gelecek önüne geçilmez bir felaketin bütün ön koşulları mevcut”
— Andrei Tarkovsky

Benim kafam biraz dağınıktır sevgili okur; düşüncelerden düşüncelere zıplarım. Kafamın içi dağınık bir zihin sarayı gibidir. Mesela İzmir’de gerçekleşen depremin sonrasında -özellikle bir İzmirli olarak- herkes gibi ben de deprem vergilerine ne olduğunu düşünüp dururken, aklıma aniden kendi “ideal dünya” tanımıma uyan bir hayal geldi. “Ulan” dedim, evet kendi kendime sıklıkla “ulan” derim, “devlet dediğimiz şey ne diye var? O olmasa ne olur? Depremden sonra bile kendi yardımını kendi topluyorsa bir toplum; devletin koca bir şehre yaptığı yardım, kendine yakın olan müteahhitlere yaptığının çeyreği bile değil iken neden var? Bir gün uyansak böyle bir kurum hiç var olmamış olsa ne olur?”

İşte bu, “hiyerarşisiz toplum” düşüncesi bir ütopyadır sayın okur. Biliyorum, aramızda hala daha buna inanan ideolojilerin kölesi olanlar var. Belki de sensin? Dur hemen bırakma okumayı… Yazının devamı seni de ilgilendiriyor olabilir. Zira bu klavyenin (eskiden daktiloydu…) tuşlarına vuran ben de uzun süre ütopyalara inandım; ama artık geçmişte kaldı…

Ütopyalar Güzeldir

Dramatik bir giriş yaptıktan sonra, ilk olarak “ütopya”nın kelime anlamına bir bakalım; “topya” Yunancada “toprak, ülke” anlamına gelirken, “ou” ekinden türeyen -ü ise “olmayan” anlamına gelmekte. Yani “ütopya” dediğimizde aslında henüz var olmamış bir yerden bahsediyoruz. Böyle düşününce aslında yaşamımızın çoğunu aklımızdaki ütopya için harcadığımızı fark etmemek elde değil. 20’li yaşlarının başında, sırf zorunda hissettiği için bu ülkede üniversite okuyup eğitimi bittikten sonra -mesleğiyle alakasız dahi olsa- bir iş bularak yurtdışına “kaçmak” isteyen de; sabahtan akşama kadar masanın başında ya da evinin salonunda sırt ağrıları çekerken yazın gideceği tatil beldesini düşleyen de; her gün küfrederek yattığı yataktan kalkıp, sıkış tıkış otobüsün içinde işe giden ve emekli olduğunda yerleşeceği kasabanın hayalini kuran da bir ütopyanın inancıyla ayakta duruyor.

Distopyalarsa Realist…

Bir de genellikle ütopyanın tam tersi sanılan bir tanım duyarız: Distopya. “-dis” eki her ne kadar “kötü, hastalıklı ya da anormal” anlamına gelse de, ütopya gibi “olmayan bir yerin” kötüsü de olamayacağı için tam tersi sayılmaz. Distopyalar kötümser değil, gerçekçidirler; onlar gelecekten günümüze gönderilen mektuplar gibidirler. Alınma ama sevgili okur, hepimiz sosyal birer hayvanız. Ait olmaya ihtiyacımız var; zaten bu yüzden değil mi bütün bu toplum ve diğerleri zırvası?
İnsan, insanlaşmaya başladıkça korkmaya da başladı. Birtakım anlamlandıramadığı şeyler vardı ve bunları adlandırsın diye kendi tepesine bir takım kişiler atadı. İlk başlarda kabile/koloni lideriydi. Hikayeler anlattı onlara; görmedikleri varlıklardan gelen duymadıkları şeyler söyledi. Kabileler genişleyip toplumlara evrildi. Toplumlaşan insan kültürler yarattı. Kültürle birlikte din ortaya çıktı. Çünkü yine bazı şeyler vardı açıklanması gereken ve insan yine sözü başkalarına, dini liderlere bıraktı. Görülmeyen bir varlıktan, duyulmayan mucizeler anlattı bu liderler. Amaçlarına ulaştılar, kendileri için kullandılar “yaratıcının kelamını”. Sanayileştikçe toplum, teknolojiyi öğrendikçe insanlık, yalana daha fazla ihtiyaç duydu. Dini liderler yerlerini politikacılara devrettiler. Politikacılar ve patronlar insana görmediği düşmanlar yarattılar; bir kabile lideri gibi nasıl güçlü olduklarıyla övünürken, bir dini lider gibi olmayanın varlığıyla korkuttular.
İşte tam bu noktada “distopya” oluştu. 1800’lerin başlarında ilk kez kullanıldı kelime. Amacı uzak gelecekte geçen ve totaliter-otoriter ya da başka türlü baskıcı rejiimlerin sonucunda ortaya çıkan politik, ekonomik, teknolojik ve dini problemleri eleştiren kurgusal evrenleri tanımlamaktı. Bu yüzdendir ki, distopyalar insanların her zaman daha fazla ilgisini çeker. Çünkü o yalan söylemez, göz açar. Umut vaad etmez, bilinçlendirir. Güzel yazılmış, çizilmiş ya da çekilmiş bir distopya tokat gibidir. İnsanı sarsar; ütopyalar güzeldir, distopyalarsa gerçek… Jacques Tati’nin de dediği gibi;
 “Ben istiyorum ki; film, siz sinema salonunu terk ettikten sonra başlasın.”
Lafı fazla uzatmadan sözü bu kadar övdüğüm distopya türünden birkaç örneğe bırakıyorum. Şimdilik listede yalnızca beş film var ve olabildiğince az bilinen örneklerinden seçmeye çalıştım önerilerimi. Öncelikle eğer aşağıdaki filmlerin çoğunu ya da tamamını çoktan izlediyseniz sizin alnınızdan öpüyorum ve Letterboxd hesabımda sizler için oluşturduğum ve güncellemeye devam edeceğim (şimdilik) 36 filmden oluşan şu listeyi sizlere sunuyorum. Şimdiden keşifli izlemeler…
NOT: BU LİSTE TAMAMEN KİŞİSEL ZEVKLERİME DAYALIDIR VE KARIŞIK SIRAYLA SIRALANMIŞLARDIR.

Brazıl

Terry Gilliam, 1985

brazil-terry-gilliam-1985

Yozlaşmış bir dünyada, bürokrasinin hiç ama hiç işlememesine rağmen, insanların bir o kadar altında ezildiği bir düzende devlet memuru olarak çalışan Sam’in yaşamını izliyoruz Brazil’de. Var olan gerçek bir bilgiyi değiştirip, yalan bir bilgi haline getirmekle yükümlü olan genç adam rüyalarında ise aranan terörist kadınla ilgili hayaller görmektedir.
Filmde sıklıkla, baskıcı rejimlerde bireyin hayallerinin (ütopya) bile kontrol altında tutulduğu ve bozuk dahi olsa bir düzenin parçası olma ihtiyacının eleştirisine maruz kalıyoruz.
Brazil, Terry Gilliam’ın komedyen bakış açısıyla birlikte oldukça farklı bir anlatıma ve olay örgüsüne sahip.

Sarmaşık

Tolga Karaçelik, 2015

sarmasik-tolga-karacelik-2015

2000’ler sonrası Türkiye Sineması’nın başyapıtlarından biri olarak kabul ettiğim bu filmi, üç kere sinema salonunda izlemenin yanı sıra 2 kere de arkadaşlarımla izledim ve sanırım şu anda MUBI’de gösterimde olmasıyla birlikte bir kez daha izleyeceğim.
Film tam anlamıyla gelecekte geçmiyor. Tam tersine yakın bir zamanda geçtiği hissiyatı hep var. Denizin ortasında hiçbir yere hareket edemeyen bir geminin içinde kalan, biri kaptan beş karakter var. Gemideki atmosfer, nereye gideceğini bilemeyen bir ülke misali sürekli bir tırmanışta. Kaybolan ve hayaleti görünen, isimsiz bir Kürt karakterden kaptana yalakalık yapan muhafazakar ama iki yüzlü karaktere kadar, koca geminin içindeki beş karakterin yaşadıkları, koca bir ülkenin mikrokozmosundan ibaret.

They Lıve

John Carpenter, 1988

they-live-john-carpenter-1988

Bu filmi ilk olarak Žižek’in “Bir Sapığın İdeoloji Rehberi” isimli belgeselinde görüp delicesine merak etmiştim. Filmin genel konusuna değinecek olursam Los Angeles’a bir inşaatta çalışmak için gelen John Nada, bir gün bir kilisenin içinde bir kutu gözlük bulur. Bu gözlükler özel tasarlanmış oldukları için TV ekranları ve reklam panolarındaki görsellerin, dergilerdeki yazıların alt metinlerini göstermektedir. Böylelikle Nada, Dünya’yı ele geçirmek için insanları medya kanalları üzerinden manipüle eden bir gizli uzaylı örgütünün planını fark eder ve Dünya’yı kurtarmaya çalışır.
Žižek, filmdeki gözlük metaforunu ideolojilere benzetir. Günlük hayatta bizlere ezberletilen, gösterilen ve hatta bıktırılan her türlü ideoloji, dünyaya bakışımızı değiştirir. Film her ne kadar 80’lerin sinema estetiği ve bilim-kurgu klişeleri yüzünden komedi unsurları içeriyor gibi dursa da, subliminal olarak manipüle edilen bizlerin hikayesini farklı ve güzel bir yoldan anlatmakta.

Chıldren of Men

Alfonso Cuarón, 2006

children-of-men-alfonso-cuarón-2006

Film, çekildiği dönem için çok ileride ama bizim içinse çok yakın olan 2027 yılında geçmektedir ve neredeyse bütün distopik öykülerde olduğu gibi dünyanın gidişatı, günümüze oldukça benzemektedir. Dünya’nın en genç insanı 18 yaşında ölmüştür. Üstüne üstlük nüfus artışı da tamamen durmuş durumdadır. Bu noktada insanlık, yaşamlarını tamamen kadere bırakanlar ve kendini kadere teslim edenlere umut vermeye çalışanlar olarak iki ayrılmıştır. büyük britanya ise askeri-emperyalist düzeninden ötürü tüm dünyanın hengamesinden uzak kalmayı başaran tek ülkedir. Sınırlarına dayanan, yardıma muhtaç mültecileri görmezden gelen ve yaşamlarına terkeden, sorumluluk kabul etmeyen ülkede bürokrat olan Theo, bir gün kaçırılır ve mültecilerin yaşamlarına şahit olur. Bu yüzden de bürokratik kimliğinin sınırlarını zorlar.

Abluka

Emin Alper, 2015

abluka-emin-alper-2015

Az önce önerdiğim Sarmaşık’la aynı yılda gösterime giren film, birden fazla izlediğim nadir filmlerden. Bu filme de, Sarmaşık için de dediğim gibi, tam olarak bir distopya diyemeyiz. Akademisyen sinemacılardan Emin Alper, filmi yaratırken daha çok günümüzün bir simülasyonunu oluşturmuşa benziyor. Bu noktada film distopyanın tüm özelliklerini taşıyan salt bir gerçeklik haline geliyor. Filmde (yanlış hatırlamıyorsam) bir kere bile bir ülke adı ya da gerçek hayattan tanıdık bir isim, sima göremiyoruz. Ama filmin geçtiği atmosfere ve kişilere de bir o kadar aşinayız. Filme olan yoğun duygularımı nasıl toplayacağımı bilemediğimden buraya ekşi sözlük’te okuduğum bir şiirimsi alıntıyı bırakıyorum:
“ya içindesindir çemberin ya dışında
çizgiyi çeken karar veriyor kim makbul, kim değil
eğer makbul değilsen yaşam alanın sıfırlanıyor, yaşam hakkın olmuyor
sokak köpekleri gibi temizliyorlar, öldürmeseler bile uzaklara atıyorlar
terörist, bölücü, hain, vatan-millet düşmanı ilan edilip
kimi zaman basit bir istatistik oluyorsun
ve abluka hayatımızın her alanına musallat oluyor.
korku dağları bekliyor,
çünkü hepimiz ablukası altındayız
kendi korkularımızın.”
PODCAST ÖNERDİĞİM LİSTEYE BURADAN, KİTAP ÖNERDİĞİM LİSTEYE ŞURADAN VE YOUTUBE SİNEMA KANALI ÖNERDİĞİM LİSTEYE BURAYA TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ.

yıkıcı, yaratıcı; okuyan, yazan, düşünen ve bu yüzden görmek isteyen karbon-bazlı bir yaşam formu. • DEU GSF'de sinematografi öğrencisi; kakimli.com'da içerik üreticisi ve sosyal medya yöneticisi; @degisenbakis'ta izleyicinin bakışını yeniden yaratmayı amaçlayan bir yaratıcı; @deus.ex.machinax'ta tasarımsal açıdan kendini yeniden keşfeden bir yapay-zeka; @lafingidisi'nde anlamını yitiren kelimeleri kovalayan bir araştırmacı. • bunlar onun hakkında bilinenlerin bir kısmı. dahası için nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

YORUM YAP