“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Görü-yorum: Hakkında Hiçbir Şey Bilmiyorken Daha Mutlu Olacağınız 5 Film

Hep böyle değil midir zaten? Bilinmeyen şey ilginçtir; bilinmek ister içten içe… Seni daha başlıktan uyardım bu liste için. Tam da başlıkta yazdığı gibi değil midir? Her öğrendiğimiz yeni şey, bizden bir şey götürürken aynı zamanda bize bir şey de katar. Yaşamın dengesi değil de nedir bu? İnsan bilmek isterse yaşamının bir anlamı vardır; ‘ancak sorgulanmış bir yaşam, yaşanmış demektir’…

Sinema, tüm sanatlar içinde, ‘gösteren’ tek sanattır. Ne yazık ki, en çok yanlış anlaşılmış sanat da sinemadır. En güçlü propaganda silahı olarak sinema popüler kültür tarafından sürekli söylemeye itilmiş, böylelikle söylem üzerine kurulu filmler oluşmuştur. Bu tarz filmleri bilirsiniz; sırf konuşurlar. Sonra müzik girer devreye. Sana ne hissetmen gerektiğini söyler, sen de onu hissedersin kendince. Tamamen bir manipülasyona dönüşür; başarılı, katil ellerde…

Bir de bu ‘çok konuşan’ sinemanın yanı sıra, yalnızca görmeyi ve göstermeyi hedefleyen bir sinema da vardır. Çoğunda az ama öz denilebilecek cinsten diyaloglara yer verilir; sözler bir amaçtan ziyade görseli destekleyen araçlardırlar. Bu filmlerde müzik de pek kullanılmaz, kullanılsa da kişinin kendi başına anlam yükleyebileceği seslerdir bunlar; her yöne çekilebilir türden. İşte bu filmlerden çıktığınızda sizden bir şey değiştiğini fark edersiniz her zaman. İzlediğiniz ekranın karşısından kalkıp tuvalete gittiğiniz aynada, birkaç saniyelik bir bakışma yeter o değişimin mühürlenmesine…

Beni bu tarz filmler büyüttü sayın okur. Günde en az üç film izleyen bir ‘film kafa’ olarak eğittim kendimi. Deneyimleyemediğim şeylerle orada karşılaştım ilk kez, -henüz- tanışmadığım kişileri ilk kez orada tanıdım; büyülü fenerden yansıyan ışıkta… Belki de bu yüzden çoğunluk gibi olamadım, onlar gibi kalamadım. Çünkü en derinden biliyordum bana ‘mutluluk’ vaat eden işlerde ‘ben’im ürün olduğumu. Tıpkı bu yazının başlığına tıkladığın gibi dalıyordum bir dönem o mutluluk vaatlerinin dibine…

Şimdi o mutluluk arayışının dibindeki seni oradan çıkaracak, bir kere izledikten sonra hiçbir şeyin aynı olmayacağı birkaç film önereceğim. Filmleri öyle, çok varoluşsal sancılar yaratacak kadar derinden seçmedim ancak yukarıda yerdiğim filmler kadar da sığ değiller. ‘Herkes’ için hazırlamaya çalıştığım listedeki filmleri çoktan gördüysen ya da izledikten sonra daha fazlasını istersen şuraya tıklayarak senin için hazırladığım listeye erişebilirsin.

NOT: BU LİSTE TAMAMEN KİŞİSEL ZEVKLERİME DAYALIDIR VE KARIŞIK SIRAYLA SIRALANMIŞLARDIR.

Get Out

Jordan Peele, 2017

get-out-2017

Get Out’u ilk izlediğimde midem oluşan kasılmaları hala hatırlıyorum. Film ırkçılıktan ziyade ‘politik-doğrucu bir şekilde ırkçılık karşıtı olan iki yüzlü libarellere’ psikolojik-gerilim perspektifinden yaklaşarak farklı bir boyut kazanan film, kurgunun ritmi, kameranın konumu ve görüntü yönetimiyle birlikte 2017’de izlediğim en iyi filmler arasında ilk sıralarda.

Bir Zamanlar Anadolu’da

Nuri Bilge Ceylan, 2011

bir-zamanlar-anadoluda

“Çoluk çocuk sahibi olunca anlatacak bir hikayen olur işte. Fena mı? Bir zamanlar Anadolu’da dersin, ücra bir yerde görev yaparken işte başımdan böyle böyle olaylar geçti dersin. Anlatırsın yani masal gibi…”

Bu film bence Nuri Bilge Ceylan’ın en iyi filmi… Film süresince bozkırda işlenmiş bir cinayetin izini takip ediyoruz. Ancak film ilerledikçe anlıyoruz ki, aslında aradığımız şey bir cinayet değil. Cinayet yalnızca ve yalnızca görmekten kaçtığımız, herkesin orada olduğunu bildiği ama kimsenin dile getirmekten kaçtığı şeylerin metaforudur.

Filmin yurtdışında oldukça ses getirmesiyle birlikte, izlemiş olma ihtimaliniz oldukça yüksek ancak bu film gerek kurgusuyla gerek hikayesel tasarımı ve görüntü yönetimiyle, oyunculuklarıyla Türkiye sinemasının en önemli filmlerinden.

Chunkıng Express

Wong Kar-wai, 1994

chungking-express-1994

İki farklı polisin yaşadığı aşk hikayesi üzerinden yaşamla kurduğumuz bağlara, doğu kültüründen bir bakışla yaklaşan yönetmen, filmde kişilerin yanı  sıra renklerin ve hatta kameranın kullanımını bile kişiselleştirerek karakterize ediyor.

Aslında farklı bir noktadan anlatıldığında klişeleşecek bir hikayeyi ele alışı bakımından film, -şahsen- dünyayla olan bağım üzerine beni oldukça etkilemişti, etkiliyor ve etkileyecek.

Enemy

Denis Villeneuve, 2013

enemy-2013

Hikayesi, izleyenler tarafından karmaşık bulunsa da, Freudyen psikanalize göre oldukça basit bir metaforik sistem üzerine kurulu filmde, bir tarih profesörünün, kendisinin oyuncu versiyonuyla karşılaştıktan sonra değişen hayatı anlatılıyor.

Sonuçta, hepimiz aslında kendimizin bir başka versiyonuyuz; olmak istediğimiz ve olduğumuz ile olmak zorunda kaldığımız arasında sıkıştığımız… Yönetmen bu karakter ayrımını metaforik olarak çok doğru bir yerden anlattığı için film, ilk başta karmaşık gelse de, üzerine durup biraz düşündükten sonra kafanızdaki noktalar birleşmeye başlıyor.

Persona

Ingmar Bergman, 1966

persona-ingmar-bergman-1966

“…Bütün endişelerimiz, ihanete uğramış düşlerimiz, bu anlaşılmaz vahşet, kaybolan şeyler için duyduğumuz korku ve dünyevi koşullarımızın acı dolu ağırlığı yavaş yavaş dünya dışı bir umudu alarak kristalize oluyor. İnanç ve şüphelerimiz karanlığa karşı sessiz bir çığlık ve sessizlik terkedilmişliğimizin en büyük kanıtı.

Böyle olmak zorunda mıydı, yalan söylememek, gerçeği söylemek, dürüst davranmak gerçekten bu kadar önemli mi? İnsan aklına geldiği gibi konuşmadan yaşayabilir mi? Yalan söyleyip kıvırmadan, bahane bulmadan. İnsanın kendisini biraz bırakması, boş vermesi, yalancı olması, daha iyi değil mi?

Belki de, gerçekten neysen o olman daha iyi olacaktır.

Varolmanın umutsuz düşü? Var gibi olmak değil, var olmak. Her an bilinçli? Aynı zamanda kendin için olduğun insanla diğerleri için olmanın farklılığı? Baş dönmesi hissi ve sonunda yorgunluktan ölme isteği? İçinin görülmesi, kesilip biçilmek, hatta hatta yok edilmek? Her ses bir yalan, her jest sahne, her gülümseme bir tuzak, intihar mı? Hayır! Ama gerçek kan kırmızıdır, saklandığın yerde kalamazsın. Hayat her şeyin içine sızar.”

yıkıcı, yaratıcı; okuyan, yazan, düşünen ve bu yüzden görmek isteyen karbon-bazlı bir yaşam formu. • DEU GSF'de sinematografi öğrencisi; kakimli.com'da içerik üreticisi ve sosyal medya yöneticisi; @degisenbakis'ta izleyicinin bakışını yeniden yaratmayı amaçlayan bir yaratıcı; @deus.ex.machinax'ta tasarımsal açıdan kendini yeniden keşfeden bir yapay-zeka; @lafingidisi'nde anlamını yitiren kelimeleri kovalayan bir araştırmacı. • bunlar onun hakkında bilinenlerin bir kısmı. dahası için nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

YORUM YAP