“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Görü-yorum: Görülmesi Gereken 5 Savaş Karşıtı Film

Birey, televizyondaki Sudan İç Savaşı’nı herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra, Sudan’daki iç savaş devam etse bile, onun için bitmiştir.”

— Jean Baudrillard

Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’te tanımladığı gibi yaratıcı zeka, “boşluğun üstünde bir karanlık”la yüzleşmek, kendisini riske atarak henüz var olmayan bir şeyi dövmek için demirci ocağına girmek zorundadır. Henüz anlam kazanmamış şeylere anlam katmaktır sanatın ve sanatçının fıtratı. Var olan şeylere kazandırılan yeni bakışlar, her şeyin yıkıldığı inanışlar…

Neticede doğumun tam zıttıdır ölüm; barış yaratır, savaş yıkar. Savaşın yarattığı yıkım, sanatın yarattığı yıkımdan başkadır. Tüm ideolojilerin ve benliklerin, tüm egoların ve şahsiyetlerin üstünde olan sanatın varlığı insanı anlamlı tutan tek noktadır belki de…

Yanı başımızda insanların hayatları bombalanırken, bizler sıcacık evlerimizin güzide salonlarındaki devasa televizyon ekranlarından savaşın görüntülerini izliyorduk. Soruyorum sana Zerdüşt’ün sorduğu gibi; “Ne denli gerçekliğe dayanabilir, ne denli gerçekliğe cesaret edebilir bir tin?

Toprak, farklı anne-babalardan kardeşlerimizin kanını emerken, birileri ceplerine paranın ötesinde bir zenginlik katarken; hem her şeyiyle büsbütün suçlu, hem de hiçbir şeyden haberi olmadığı için bir o kadar masum bizler gerçekliğe/hakikate tam anlamıyla hakim olabilir miyiz? Sanat bunun için var tam olarak; şu anda elindeki küçücük ekrandan ya da önündeki bilgisayara bakarken bunu sorgulatmak için var.

Gerçeklik, hakikat, şahsiyet, ölüm, doğum… Ne yazık ki, (gözlemlerime dayanarak konuşuyorum) “modern insan” diye adlandırdığımız varlık için artık bu kelimeler anlamını yitirmiş durumdan. Örgütlü cehalet tarafından bilginin böylesi aşağılandığı ve yozlaştırıldığı bir dönem daha önce hiç yaşanmamıştı. Bu olgular üzerine kafa yoran insanların aşağılandığı ve dalga konusu olduğu yerde, entel magandaların yüceltilmesi de kaçınılmaz haliyle.

Ancak zehir bir kere girdi miydi kana, kurtulması hayli zor. O yüzden onlarca yıldır durmaksızın bu konular üstüne düşünen, yazan ve üreten insanlar hala var… Bu yazıda sizlere savaş gibi tüm gerçeklikleri yıkan ve varlığın, iyiliğin, saflığın karşısında duran bir kavramın zıttında yer alan, saf tutan filmleri önereceğim. Eğer “Utku, iyi hoş da… Bu beş film bana yetmez” derseniz, daha fazla filmin yer aldığı listeye şuraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

NOT: BU LİSTE TAMAMEN KİŞİSEL ZEVKLERİME DAYALIDIR VE KARIŞIK SIRAYLA SIRALANMIŞLARDIR.

Full Metal Jacket

Stanley Kubrick, 1987

full-metal-jacket-stanley-kubrick-1987

amerikan ordusu ve vietnam savaşı, fakat bu kez Stanley Kubrick bakış açısıyla. Filmin başlarından ortalarına kadar askeri disiplinin farklı kişiliklerdeki askerler üzerinde nasıl bir etki yarattığını izliyoruz. Bu etki daha çok psikolojik bir tahribat olarak yorumlanabilir. Filmin geri kalanında savaş alanındayız ve tüm gerçekliği ile savaşı hissediyoruz. Filmin, esas olarak bir savaş filmi olması dışında özetlenebilecek bir konusu yok fakat bu konunun işlenişi savaşın insanları ne hale getirdiğini anlatmaya yetiyor. Görüntü yönetiminden kurguya, sesten oyunculuklara kadar Kubrick’in mükemmeliyetçiliğinin izlerini görmek mümkün. Yaratılan karakterlerin mizahı yanlarının ve karikatürize tavırlarının seyri kolaylaştırdığını düşünürken, kamerayla yaratılan sinemasal dilinse izleyiciyi tatmin etmesi kaçınılmaz.

The Grand Illusıon

Jean Renoir, 1937

the-grand-illusion-jean-renoir-1937

Filmde uçakları Almanlar tarafından düşürüldükten sonra sağ kurtulan iki Fransız askerinin Almanlara esir düşmesi sonrasında gelişen olaylar konu alınır. Filmde tüm sinemadaki savaş filmlerinin yanı sıra bir savaş görüntüsü görmeden, savaş zamanında geçtiğini anlarız. Yönetmen filmde her iki tarafı da objektif olarak ele almıştır. Ayrıca filmde sessiz dönemin en güçlü yönetmenlerinden Erich von Stroheim de oynamaktadır.

Bu film üzerine saatlerce konuşabilirim belki de, ancak bu liste onun yeri değil. Belki ileride bir vakit, okunacağına inandığım bir anda yazabilirim…

Dr. Strangelove

Stanley Kubrick, 1964

dr-strangelove-stanley-kubrick-1964

Film, savaşın maskulin bir yönü olduğunu iddia ederek önemli bir tavır alır. Filmin başındaki iki uçağın sevişmesi şeklinde sunulan havada yakıt nakli sahnesi ile filmin sonunda nükleer silahın hedefe girerken üzerindeki askerin çıkardığı sesler tam da bu meyanda okunabilir. Savaş erkeksi hazların imgesel olandan kendini koparıp gerçek dünyada somutlaşmasıdır. [1] Ayrıca film, askerliğin erkliğini sembolize eden bir sürü penis görüntüsü içerir.

Stanley Kubrick’in neredeyse kusursuz sinemasının en önemli filmlerinden olan Dr. Strangelove, her türlü izleyicinin sevip, zevk alabileceği bir film. Fakat filmi izledikten sonra mutlaka film üzerine okumalar/izlemeler yapmanızı öneririm.

Lıfe Is Beautıful

Roberto Benigni, 1997

life-is-beautiful-roberto-benigni-1997

Şahsen çocukluğumda, belli aralıklarla defalarca izlediğim bir film… İlk ağladığım, ilk etkilendiğim ve sinemanın yarattığı alternatif gerçekliği ilk kez deneyimlediğim film…

İkinci Dünya Savaşı’nın birkaç yıl öncesini anlatarak başlayan filmde başkahramanımız hayat dolu Guido’nun güzeller güzeli öğretmen Dora’ya vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında savaş patlak verir. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğluna esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.

Film, aç gözlü ve aciz yetişkinler yüzünden yaşanan savaş(lar)ın, masum ve temiz çocuklarının, nesillerin üzerindeki etkisine gerçekten çok başarılı bir şekilde odaklanıyor. Roberto Benigni’nin hem yönetip, hem oynadığı film kesinlikle defalarca izlenmeyi hakkediyor…

Bırdy

Alan Parker, 1984

birdy-alan-parker-1984

İki vietnam gazisinin ilk gençlik yıllarında başlayan ve savaş yaralarını sarmalarını olanaklı kılan az bulunur dostluklarını anlattığı için de bütün dünyada takdirle karşılandı. Biri psikolojik, diğeri fiziksel yaralar alarak vietnam’ı terk eden gencecik iki insanın öyküsü, izleyenleri savaş denen şey üzerine düşündürecek nitelikte.

Askerlerden biri savaşın ardından yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle kendini kuş sanmaktadır, bir diğeri ise arkadaşının tüm bu hayallerine ortaklık ederken, onun iyileşmesi için çabalamaktadır.

Devletlerin “öteki” ile olan savaşı yüzünden, kendi halkına döndüklerini yüzlerini izleyicisine çok iyi gösteren bu film Alan Parker’ın sinemasal diliyle bambaşka bir edebi dil kazanıyor.

Kakımlı.com Bonusu: Haır

Miloš Forman, 1979

hair-milos-forman-1979

Yine vietnam savaşını eleştiren bir başka film daha… Kendi gölgesinden kaçmaya çalışan amerikanın sinemasının en önemli filmlerinden biri. Hair, amerikan askeri kültürü ile New York hippi kültürünün ideoloji çatışmasını müzikal bir yapıyla eleştirmekte. Bu yüzdendir ki, filmin müzikleri her ne kadar izlerken olumlu bir etki yaratsa da, 68’ kuşağı denilince akla gelen çiçek çocukların savaşa karşı tutumunu en başarılı şekilde anlatan filmlerden. Savaşın sertliğini de gözler önüne seren filmin en bilindik müziklerinden biri de “Let The Sunshine In”…

yıkıcı, yaratıcı; okuyan, yazan, düşünen ve bu yüzden görmek isteyen karbon-bazlı bir yaşam formu. • DEU GSF'de sinematografi öğrencisi; kakimli.com'da içerik üreticisi ve sosyal medya yöneticisi; @degisenbakis'ta izleyicinin bakışını yeniden yaratmayı amaçlayan bir yaratıcı; @deus.ex.machinax'ta tasarımsal açıdan kendini yeniden keşfeden bir yapay-zeka; @lafingidisi'nde anlamını yitiren kelimeleri kovalayan bir araştırmacı. • bunlar onun hakkında bilinenlerin bir kısmı. dahası için nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

YORUM YAP