“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Görünmeyen Yollar ve Calvino

Uyanıp kahvemi demledikten ve ekran başına geçerek sorumluluklarım ve işlerime vakit ayırdığım bu sabahlarda sıklıkla günlerin birbiri içerisine geçmiş halleri, zamanın isminin değişmesi gerektiği fikirleri, yaşamımı her gün bir saat gibi kurmaya devam ederken benliğim ve hareketlerimin uyum içinde olup olmadığı düşünceleri geçiyor. Böyle şeyler düşünürken, dostlarımla konuşur gibi kafamı istemsizce kitaplığıma çeviriyorum. Dün, yine böyle bir anda, gözüme Italo Calvino çarptı ve zihnimi avladı. 

Calvino’nun gelecek milenyumlara miras bırakmak adına yazdığı altı öneriyi içeren bir yazı dizisi vardır. Bu altı değer: hafiflik, hızlılık, kesinlik, görünürlük, çokluk ve tutarlılıktır. İronik bir biçimde Tutarlılık’ı yazarken aramızdan ayrıldığı için bu son yazı dizisi tamamlanamamıştır. 

Bu altı öğüdü bugüne, bu zamanda işlevsel kılmaya çalışıyorum… Beraber düşünelim:

Hepimizin olağanüstü bir zamanın içinde, bir aşağı bir yukarı gidiyor oluşumuzu düşününce “tutarlılık” kelimesi hafifliğimizi azaltıyor. Terazilerimize ağır gelen, ölçüp tartamadığımız bir dönemde adım atmaya devam ediyor olmak her zamankinden daha zor çünkü her zamankinden daha yeni bir durum. 

Hafifliği, içimizdeki ağırlıkların ayırdına varmakla elde edebileceğimizi düşünüyorum ve hızlılık bu noktada önemli olacaktır çünkü zaman ağrıların yükünü arttırır. Kesinlik kısmında, ayırdına vardığımız bu konularla alakalı attığımız adımların mahiyeti söz konusu olacaktır ve görünürlük bu noktada önemlidir çünkü adım atıyorsak ilerlediğimiz belli olsun isteriz. Çokluk, adım atışımız esnasında yardım aldığımız kaynak ve disiplinlerin çeşitli olmasını önerir. Çünkü bir özü var eden birden çok varlık vardır. Bir şey hiçbir zaman tek bir şey değil, bir çoğulun toplanmış halidir. O halde bu çokluk için, zihnimizde açılmayan pencereleri belki saçma bulduğumuz düşünceleri bile almak için açmak gerekir. Ki nihayetinde hareketle birleşen düşünce cümbüşünde bir öz varolsun.

Tutarlılık ise bu noktadan sonra dengenin sesidir. “Şimdi”, der, zihin: Korkumuzu analiz ederek hafifledik, adım attık, 200km yol geldik, kendimiz hakkında x duyguyu ele aldık ve çevremizdekiler ve kendimize karşı bir ilerlemenin varolduğu net olarak görülmeye başlandı, bunun üzerine okumaya, araştırmaya, farklı birçok disiplinden yardım almaya başladık ve en nihayetinde tüm bu yolculukta nerede ve nasıl soluklanmalı, şimdi neleri ayıklayıp, nasılını cevaplamalı diye konuşur.

Cevap durmaktır ve elimizdekine daha uyanık gözlerle bakmak ve onu tarttıktan sonra, yine ve yeniden hafiflemeye, adım atmaya başlamaktır.

“Günlerin sadeleşip, kendi halinde gittiği zamanlarda böyle bir işe nasıl kalkışılır, nasıl bir yolculuk fikrini, bir uzaklığı görebiliriz ki, daha önümüzü göremezken..”

Gözleri bulanık yapan korkudur. O halde elimize bir kazma alıp köküne kadar kazmamız lazım. 

Zamanını bulanıklaştıran korku nedir? Bunu yazalım. 

Bu korku üzerine düşünelim sevgili okur.

Birbirimizin yaşamına uzaktan da olsa dokunalım. Çünkü sen de adım atarsan, yollarımız çoğalır.

Şimdi yalnızsın, belki yolun bir noktasında ayaklarımız kesişir.

“Erleichda!”

Yani, hafifle.

Ölümsüzlüğün ilk kuralı budur.

Dünya gezegenine 97 yılında adım attı. Haliç Üniversitesi Amerikan Edebiyatı bölümünden Karşılaştırmalı Edebiyata zıpladı. Yıllardır süren yazma serüvenine devam ederken, büyülü gerçekçi öyküleriyle tanındı. Gonzo Journalism felsefesi ile gözlemlemeye, maceranın içinde Gilliamesk bir mod ile yürümeye devam ederken sizlerin yolculuğu için buraya bir bardak su bıraktı. Buy the ticket, take the ride!

YORUM YAP