“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Gregor Mendel

Zamanın ötesinde, zaman mekan ayırt etmeden kendini merakına kaptıran ve ömrünü bilime adayan bir başka tanınası insanı anlatacağım bugün size. Öyle biri ki sadece yaşadığı dünleri değil, bugün ve geleceği şekillendirmiş bir deha; Johann Gregor Mendel nam-ı diğer Genetik Bilimin Babası! Hem de öyle biri ki; din adamıyken genetik bilimin temellerini atarak ders niteliğinde bir hayata dönüşüyor kendisi. Yakılıp yıkılıp yok edilmeye çalışılan, anlaşılmadığı için zorbalığa maruz kalan biri.

Sene 1822.
Avusturya, Heinzendorf, 20 Temmuz.
Köy kökenli yoksul bir ailede, inanılmaz bereketli topraklarda dünyaya gelir Gregor Mendel. O dönem Avusturya İmparatorluğu’na dahil olan Çekoslovakya’da.  Babası bu bereketli topraklarda meyve yetiştiren ve arı kovanları olan işinin ehli bilgili biridir. İlk bilgilerini çocuk yaşında babasından alır böylece.
Yoksul bir aileden, karın tokluğuna çalışan ve yaşayan topraksız köylülerden çıkan bu çocuk, ilkokulda öyle ışıldar ki öğretmenlerinin söylediklerine kayıtsız kalamaz ailesi ve öğrenimine izin verir, yoksa koskoca genetik bilimin kurucusu yerine rençber olacak düşünsenize. Bugün de bir yerlerde çocuklarımızın hayatı heder oluyor.  Tabi okumak onun için kolay olmaz. Kötü koşullarda altı sene sağlık durumu da yetersiz olarak sürdürür eğitim yaşamını. Gregor, evinden uzakta, altı sene bir yurtta, yetersiz bakım ve beslenme koşullarına göğüs gererek okur, acısını uzun yıllar çekeceği yorgun, cılız ve sağlıksız bir bedenle mezun olur.
Bölge okulunda eğitimine başlasa da liseyi zor bitirebilmiştir. Çiftçi olması beklense de merakı zinhar izin vermez, farklı alanlara yönelimi başlar. Lakin babası bir kazada çalışamaz duruma gelince zar zor mezun olur. Aile ekonomileri ve mahsuller yeterli gelmediğinden, bütün bunları yaparken de özel dersler vermek zorunda kalır. Felsefe Enstitüsüne gider lakin ne mümkün hayatta kalabilmek ekonomik sıkıntılarla. Çiftlikteki haklarını ablasına devretse de eve geri dönmek zorunda kalır. Bir yılını orada geçirir. Küçük kız kardeşi çok fedakar ve nefis bir insanmış; evlilik ve çeyiz parasını vermiş kardeşine. Böylece hayaline kavuşur Mendel.
Asıl eğlence bundan sonra başlıyor. 1843 senesinde manastıra kabul edilir. Gregor adı bu manastırın gelenekleri nedeniyle verilir. Sıkı bir eğitim sonrası Yunanca, Latince, Almanca ve Matematik dersleri verir. Seneler akıp geçerken manastırın bahçesindeki bu insan, merakı nedeniyle jeoloji ve zooloji dersleri almak üzere üniversitede eğitime başlar. Başarısız olur, yarım bırakır. Bir gün zamanının ötesinde Gregor Mendel hakkında bitiremediği üniversitenin profesörlerinden biri şunu yazacaktır: “Mendel’de, bir bilim adamı için gerekli olan berrak düşünebilme yeteneği yok.” Lakin Başrahip Cyril Napp’in desteği ile 1851’de Viyana Üniversitesi’nde Matematik, Fizik ve Doğal bilimler dersleri alır.
Christian Doppler’in deneysel fizik derslerine katılır. Günümüzde Doppler Etkisi olarak tanımlanan, radyo dalgası yayan herhangi bir cismin gözlemciye yaklaşıp uzaklaştıkça frekansının değişiyormuş gibi gözlemlenmesi hipotezini ortaya atan ünlü fizikçidir kendisi. Botanik derslerini ise Franz Unger’den alır ki, Mendel’in ilhamıdır bu kişi. Dönemin ünlü botanikçisi, paleontolog ve bitki fizyoloğudur. Gregor Mendel bu iki isim sayesinde bilimsel düşünmeyi öğrenir. Öğrendiklerini kullanma becerisini yöntemlerle geliştirir. Bu sıkı eğitimden sonra 1854’te Brno Manastırı’nda en verimli günlerini geçireceği dönem başlar. Evrim Ağacı’nda yer alan, kendi ağzından hayatını anlattığı yazıda şöyle der; “Yaşamımın bu en mutlu ve donanımlı döneminde, bitkiler ile daha fazla uğraşmaya ve gözlemlemeye zaman buldum. Descartes’ın hararetle savunduğu gibi; bireylerin özelliklerinin anne ve babanın cinsiyet hücrelerinde belirlenmiş olarak zaten hazır biçimde durduğu, yavrunun bunların birleşmesiyle oluştuğu savı bana biraz eksik ve çelişik gelmişti.”
O manastırın bahçesinde tam yirmi yıl aralıksız çalışır. Patent bürosunda deney yapan, kum üzerinde çalışan Arşimet gibi kendisini bir manastır bahçesinde bulmuştur. Botanik bilime gönlünü kaptırdığından Avusturya’da botanik müzesi, bahçe bitkileri ve zengin kitaplığıyla ünlü Brünn Manastırı onun için tek doğru yerdir. Viyana Üniversitesi’nde dört sömestr fizik ve doğal tarih öğrenimi gördükten sonra bu kurul onu reddeder. Düşünsenize genç biri gelip özellikle evrim ve kalıtıma ilişkin görüşler bildiriyor. 1850’lerde bağışlanır şey değil. Ah be ne kadar cahilmişiz. Mişiz ne demekse? Hala cahiliz. Şimdi de aynı şiddette başka cahillikler yapıyoruz. Önyargılarımızı cebimize koymayı bir öğrenemedik, tam gaz devam ediyoruz. Kendimizi ve inançlarımızı bilgi zannedip düştüğümüz gafletler yüzünden insanlara acı çektiriyoruz. Korkunç bir türüz.
Kim ne derse desin yolundan asla dönmeyenlerden olan Mendel, çocukluğundan beri hayatında olan ve yakinen tanıdığı bezelyeleri alır eline, başlar deneye. Yedi çeşit zıt özellikleri üzerine gider. Mesela boylu ve bodurları çapraz döller, sonucunda boylu melez kuşak gerçekleşir. Melez kuşağı döllediğinde ise bodur sonuçlar alır. Oranı 3:1 olarak belirler. Şunu da belirteyim; döllenmede kim dişi, kim erkek fark etmez, sonuç değişmiyor çünkü. Bezelye kadar olamadık ona yanarım. Cinsiyet olayını çok da büyütmeseniz artık diyorum bakın bir araya gelmeden bir şey yapamıyorsunuz, yapsanız da genetik bilimde fark etmiyor ne olduğunuz. Biz bu salak kavgayı verirken genetiğinizi bozuyorlar oysa. Yakın gelecekte bu sözlerimi hatırlamanız dileğiyle yazıyorum.
Bağımsız çeşitler yasası yani; döllenmede iki cinsiyetin her birinden gelen tek faktörlerin birbiriyle bağımsız ve rasgele birleşir olmaları. Mendel teorisi, evrim kuramının cevapsız bıraktığı soruların cevabıdır. Uzun boylu olanların yine uzun, yeşil olanların yine yeşil olması sonucu bezelyelerden yedi saf ırk elde eder.
Neler yaptığını Khan Academy’de güzelce açıklamışlar;
1.         Çaprazlamadan sonraki ilk kuşakta her defasında, bir özelliğe ait olan biçimlerden birinin diğerini bastırdığını gördü; uzunluk ve kısalık gibi. Mendel görünen biçime baskın özellik, saklı biçime ise çekinik özellik adını verdi.
2.         İkinci kuşakta, bitkilerin kendi kendini dölleyebilmesine (tozlaşmasına) izin verildiğinde, özelliğin saklı biçimi, bitkilerin azınlık bir grubunda tekrar kendini gösterdi. Daha detaylı olarak (uzunluk gibi) baskın bir özelliği gösteren 3 bitkiye karşılık her zaman (kısalık gibi) çekinik bir özelliği gösteren bir bitki vardı; bu da bize 3:1 oranını verir.
3.         Aynı zamanda Mendel, özelliklerin kalıtımının birbirinden bağımsız olduğunu buldu: bitkinin uzunluğu gibi bir özellik, çiçek rengi veya tohum şekli gibi diğer özelliklerin kalıtımını etkilemiyordu.
Mendel’in deneylerinden birinin temsili gösterimi.
Mendel yaklaşık olarak 30 bin bezelye bitkisi üzerinde yaptığı deneylerin sonuçlarını 1865’te Doğa Tarihi Cemiyeti ile paylaştı. Gözlemlediği örüntülere, topladığı verilere ve sonuçlarının matematiksel analizlerine dayanarak Mendel, şunları barındıran bir kalıtım modeli öne sürdü:
•          Çiçek rengi, bitki boyu ve tohum şekli gibi karakterler, farklı versiyonlarda olan ve sonraki nesillere aktarılabilen çift etkenler tarafından kontrol edilir.
•          Etkenin bir versiyonu (baskın form) diğer versiyonun (çekinik form) varlığını gizleyebilir.
•          Eşleşmiş etkenler gamet üretimi sırasında ayrılırlar, böylece her bir gamet (sperm veya yumurta) rastgele yalnızca bir etken alır.
•          Farklı karakterleri kontrol eden etkenler birbirlerinden bağımsız olarak kalıtılır.
“Bitki Melezleri Üstüne Deneyler” başlığı altında, Brünn Doğa Tarihi Cemiyeti Yayınları’nda yayınladığı bu devrimsel makaleler o dönem ilgi görmez. Birlikte düşünelim şimdi; Sene 1866, Suç ve Ceza’nın yayımlandığı sene. amerikada hala iç savaş var. İspanyollar Şili’nin Valparaíso limanını bombalıyor, Avusturya-Prusya Savaşı falan yaşanıyor. Daha bırakın genetik bilimi, gen ve kromozomlardan bihaberiz. Dünyadan bihaberiz. Daha etraf leyleklerden geldiğimize inananlarla doluyken, Gregor Mendel adına gen ve kromozom diyemese bile genetik bilimin temelini atmış bir deha. Aşırı heyecanlanıyorum yazarken, kalbim sıkışıyor. Hugo de Vries ve Weismann olmasa karanlık aydınlanmayacak, Mendel’in değeri anlaşılmayacaktı.
Genetik bilimin hayatımızdaki ve gelecekteki önemini söylememe gerek yok diye düşünüyorum. Bir rahip olarak sürdürdüğü çalışmaları anlamak, bizi anlamaktır. Gelecek Mendel ve genetik bilimdir. Aynı kalmayacağız, ne olacağımıza biz etki ediyoruz. O yüzden genetiğimiz ile oynuyorlar. Bakalım bizden ne yaratacak bu aşağılık sistem ilerleyen günlerde göreceğiz. Korkmanın lüzumu yok inanın. Bence herkes bundan keyif almaya baksın. Değişime direnmek kendini tüketmektir. Sürekli evrim ve devrimler yaşanmaya devam edecek. Merak ederseniz, korkmazsınız. Korkmanız sistemin işine gelir. Erken adapte olanlar her zaman kazananlardır.
Peki Mendel’e ne oldu?
Mendel bilim insanlarına gözlemlerine dayalı bu nefis çalışmasını anlattı. Elbette kimse umursamadı. İnanmadı. Anlamadı. Anlamadığını yok saymayı iyi bilir insanoğlu. Bütün heyecanını ve hayallerini başına yıkan bir kısım bilim insanları yüzünden devrim yaptığından bihaber yaşamına devam eder Mendel. Yılmadan çalışmalarını sürdürür, anlatır, anlatır, anlatır. Lakin kimse onu dinlemez. Nihayetinde baş rahip olur ve çalışmayı bırakır. 1884 yılına kadar yaşayan Mendel, altmış bir senelik ömrünün yirmisini verdiği çalışması için bir tek gün takdir edilmez, ona teşekkür edilmez. En acısı da o öldükten sonra bütün çalışmalarının yakılıp yok edilmesi. 20. Yüzyıla girdikten sonraları anlaşıldı Gregor Mendel’in devrimi. Bugün anlamadığınız şeylere burun kıvırırken bir kez daha düşünün. Bugün beyniniz almıyor diye insanları ötekileştirirken onlarca defa düşünün. Bugün giymediğiniz renkleri tercih edenleri dışlarken yüzlerce kez düşünün. Düşünün çünkü bir gün zamanınızın gerisinde kaldığınız için utanacaksınız!

Mendel’in sözleri size daha güzel tarif edecektir; “Ateşi yanmaya ve atmosferi hareket etmeye devam ettiği sürece yaratılışın tarihi de sona ermeyecektir.” Değişim ve dönüşümün kendisi asla değişmediği gibi, nefes alıp verirken yaşayıp yaşattıklarınız da değişmeyecek. İzleri kalıtımsal olarak aktarılacak. Siz nelere sebep olmak istiyorsunuz? Ardınızda ne bırakmak istiyorsunuz? Gregor Mendel gibi hüzünlü hikayeler mi?

Ben güzel hikayeler bırakmaya çalışıyorum. Bu bana doyum sağlıyor. Söylediklerimden Mendel kadar eminim.

“Benim bilimsel çalışmalarım bana büyük doyum sağladı ve eminim çok geçmeden bu çalışmalarımın sonuçları tüm dünyada kabul görecek”

İyi ki doğdun Mendel!

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Esra Mehmetoğlu

    Her yazını okurken göz bebeklerimin büyüdüğünü hissediyorum. Çok şey yazabilirim sana şunlar lügatımda kâfi bence beni heyecanladırdığın, meraklandırdığın, daha da cesurlaştırdığın için yüreğine, kalemine, ağzına çok ama çok sağlık diliyorum. Hep var olman dileğiyle

    reply

YORUM YAP