“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

HAYAT KADIN’LAŞTIRILMIŞ BİR İNSANIN HİKAYESİ – II

İlk yazmış olduğum ve yayımlanmış olan yazıyı okuyunca farkettim ki çoğu konuyu ucu açık bırakmışım. Netliğe kavuşturmamışım. Sinirle yazmışım ve pek anlaşılamamışım. Kendi acılarım değil, şahit olduğum ve ses çıkaramadığım acılar aslında beni çok kahrediyor. Birçok insan maalesef empati duygusunu kaybetmiş veya isteyerek köreltmiş durumda. Acımasızca eleştiriyoruz. Acımasızca kalp kırıyoruz. Neler yaşamış olduğunu veya halihazırda neler yaşadıklarını sormuyoruz: Sorgulamıyoruz. Bu yüzden birçok insanın vicdanı rahat, en azından rahat uyuyabiliyor. Son zamanlarda yaşanılan ve yaşananın ardından yapılan acımasız yorumlara bakıyorum. “Kör olmak bu!” diyorum kendi kendime, asıl engelleri olanlar, bu insanlar. İnsanları görememek, ağaçları görememek, sevdiklerini görememek; dünyadaki sayısız güzellikleri görememek değil de bunca kötülüğü görememek benim için asıl körlük, engel… Göremediğiniz bunca şeye şahit olmama rağmen benim bile göremediğim acılardan oluşan sistemler var.

Ne güzel başlık atmıştı Kakımlı Kadın: ‘’Hayat kadın’laştırılmış bir insan hikayesi’’

Sadece kolay para kazanmak için bu işin içinde olduğumuz sanılıyor. Böyle yargılanıyoruz. Güzel ve pahalı kıyafetler, çantalar, takılar şahane bir lüks yaşam.

Üzülerek belirtiyorum ki; bu korkunç sisteme sizi başta aileleriniz itiyor. Başkası size aile oluyor. Başkası sizi dinliyor. Başkası sizi anlıyor. Başkası size kol kanat geriyor. Başkası size önemli olduğunuzu hatırlatıyor. Bir tarafta sizi önemli görmeyen, fikirlerinize değer vermeyen aileniz diğer tarafta sizi seven, fikirlerinize, benliğinize önem veren insanlar…

Elbette bu sistemde aileleri tarafından çok önem verilen, sevilen bireyler de var. Ama onlar da farklı bir psikolojik şiddetin içindeler. “Sevgi” adı altında yapılan çoğu davranışın normal olmadığını, sanırım son yıllarda acı bir şekilde haberlerde veya sosyal medyada görüyoruz. Bir birey yetiştirmenin önemini unutuyorlar. Yaşlandıkları zaman kendilerine bakacak olan hayırlı evlat yetiştirmek, tek önem verdikleri. ‘’Bana hayırlı evlat olsun da dışarıya nasıl olursa olsun, bana ne?’’ diyen bir aile zihniyetiyle tanışmıştım. Çok üzücüydü. Beni çok inciten bir cümle oldu. Bir sürü sistemin işleyişini sağlayan işte bu tür zihniyettir.

Evet, para kazanmak istedim. Güzel bir yaşam istedim. Sokakta kalmak istemedim. Ben de dilediğim gibi yaşamak istedim. Önemli olmak istedim. Değer görmek istedim. Evet, kolay yolu seçtim. Herkes kolay para kazanmak istediğimiz için bizim bu işi yaptığımızı sanıyor ve savunuyor. Peki ya işverenler? İşveren erkeklerin ve kadınların tacizleri? Tecavüze kadar giden iğrenç davranış biçimleri. Bunlar dikkate alınmıyor… Bize “oropsu” deniyor. Peki, bizi bu sisteme itenlere ne deniyor?

Kolay yolu seçmeden önce tercih ettiğim diğer yollar? Uzun süredir iş aradığım bir dönemdeydim. Sonunda artık düzgün bir iş yeri bulduğumu sanıyordum. Önceki işimden neden ayrıldığım soruldu. Başıma gelen taciz olayından dolayı iş yerinden ayrıldığımı belirttim. Bana şikayetçi olup olmadığım soruldu. “Hayır, olamadım” dedim. Ardından kocaman bir “aferin” aldım. BANA KOCAMAN BİR AFERİN.  Bunu dile getiren bir kadındı.

5 sene seks işçiliği yaptım. 5 sene içerisinde beni en çok yaralayan erkekler değil, kadının kadına yaptığı acımasız şiddetti. Affedici olmanın erdemliğine inanmayanlardanım. Affetmenin basit bir avuntudan başka bir şey olduğuna inanmıyorum. Bu da bir insanı bastırmanın başka bir yolu gibi geliyor. Sürekli iyi niyetli olmamız öğretiliyor. Birçok davranışın büyük bir erdem olduğu öğretiliyor. Aslında yavaş yavaş tepki vermemeniz olaylar karşısında susmanız öğretiliyor. Çünkü istemiyorlar; ses çıkaran, kendini savunabilen, kendi fikirlerine kulak veren bir bireyin olmasını. Aileler yalnızca kendilerine hayırlı bir evlat istiyorlar. Yaşlanınca onlara bakan, hizmet eden… Onlara hayırlı evlat olsunlar da dışarıya nasıl olursa olsunlar. Elin insanından onlara ne?!

Bir birey yetiştiriyor olmanın bundan öte bir şey olmadığını anlamayan, anlamak istemeyenlerin sayısı azımsanmayacak derecede çok fazla. Öyle de olmalı çünkü çaresiz bir gençlik tam da istedikleri, arzu ettikleri… Hayatlarımız, hayallerimiz, fikirlerimiz çok önemli değildir. Ceplerini nasıl doldurduğumuz daha önemlidir. Bu çarkı maalesef düşünemeyen insanlar ve onların yetiştirdikleri bireyler döndürüyor.

Eğlence adı altında binlerce çocuk, kadın, trans birey, erkek katlediliyor. Basite indirgenmeyecek kadar korkunçluklarla dolu bir sistem seks işçiliği! Ya ölür bir ağaç olursunuz ya da bunalımda intihar düşünen/eden bir insan; ötesi yoktur. Olmamalıdır. Hayatlarımız önemli değil. Ceplerinin kabarıklığı daha önemlidir.

Seks işçiliği kolay görünmesine karşın öyle basit bir iş dalı değil maalesef. Kendi içerisinde birçok suça hizmet eden bir dünya burası; sadece erkeklere sunulmuyoruz çünkü. Kötü maddeler kullanıyor olmanız, kullandırtıyor olmanız gerekebiliyor. Sizi bir bavul, bir kurye gibi kullanıp istedikleri şeyleri taşıtabiliyorlar. Seks işçiliğinin de ötesinde olan bu dünyada, sistem, çaresizliğiniz ve büyük korkularınız üzerinden kazanılan paralarla işliyor.

Korku, bu ve benzeri sistemleri ayakta tutan en büyük duygudur. Size önce büyük bir sevgiyle yaklaşmak zorundalar ki korkunun iğnesini rahatça batırabilsinler. Size ne kadar çok yaklaşırlarsa, iğnelerini daha da derine saplamalarına izni vermiş olursunuz. Onlara bağımlı, çaresiz hala gelirsiniz. O kadar çok korkarsınız ki kendinizi insani duygularınızdan arınmış bir şekilde bulursunuz. Çünkü çaresiz hissettiren duyguları hissetmemek için mecburen insani duygularınızı kapatmanız gerekir. Bir dehşete tanıklık ediyor olmak bile bir süre sonra size artık normal gelir. Dayak yediğiniz günler normalleşir. Müşterinizi memnun etmediğiniz için size yapılan her türlü akıl almaz şiddet normal gelir. Sanki size değil, bir duvara vuruyorlarmış gibi hiçbir şey hissetmezsiniz. Bir süre sonra size yaşatılan acılar değil, başkalarının çığlıkları hatırlatır insanlığınızı.

Doyumsuz istekler içerisindeyiz. Bu isteklerin çoğunun hastalıklı olduğundan bile bihaberiz. Evet, birçok genç kız ailelerinden kaçıyor. Bu iğrenç sistemin içine düşüyor. Fakat marka kıyafetler, marka çantalar, lüks şeylere sahip olmak isteyen ve bu sistemin havuzuna balıklama atlayan insanlar da pek tabii oluyor. Sonrası kocaman bir pişmanlık. Sonrası hem psikolojik hem fiziksel şiddet. Ne zaman, 1 ay sonra bile yeni modelleri gelince paçavra gibi kenara attığımız eşyalar, bizden değerli olmaya başladı? Ne zaman iyi şeylere sahip olmanın anlamı eşyalar oldu?

Sadece kendi yaşadıklarımı anlatmak istemiyorum. Sosyal medya fenomeni olarak lanse ettiğimiz birçok insanın, bu iğrenç dünyaya, bu sisteme aldıkları her genç kız başına para aldıkları gerçeğini, bilmenizi istiyorum. Bunu yapanların çoğunun kadın olduğu gerçeği canımı çok yakıyor.

Oyunculuk hayaliyle gidilen bazı ajanslarda neler döndüğünü tahmin dahi edemezsiniz.

Emin olun kendi yaşadıklarım değil; şahit olduğum acılar ve çığlıklar çok daha ağır geliyor canıma, sadece kendi yaşadıklarımı anlatmak istemiyorum.  Bilin istiyorum ne oyunlar döndüğünü; size iyi yaklaşan her insanın iyi olmadığını. Her lüks yaşamın sandığınız gibi mutluluk getirmediğini, anlayın.

Sizin için eşyalardan çok fikirleriniz önemli olsun. Sadece siz önemli olun. Başkası değil. Kendinizi sevmeyi öğrenin. En sevdikleriniz sizi hiç sevmeseler bile dimdik karşılarında umarsızca durmayı öğrenin.

Kakımla Kadın’a çok teşekkür ederim.

YORUM YAP