“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

HER NOTAYA BASIŞI BİR MESAJ

Bazen isyan etti, bazen kızdı, bazen ise paramparça oldu kırıldı lakin yine de vazgeçmedi mücadelesinden. Beni en çok etkileyen, okurlarım için şaşırtıcı olamayacaktır; Fazıl Say’ı Fazıl Say yapan muazzam beyni elbette. İronik ama duyarlı oluşu, dehasına rağmen sevgi ruhu, müziği anlama ve anlatma yetisi, saygısızlığa tahammülsüzlüğü, istikrarı, gücü, kimse tarafından sevilip sevilmemek umurunda olmadan doğru bildiğinden şaşmadan hayata geçirdiği o nefis tavır, umursamaz görünürken bile vermek istediği mesajı inanılmaz doğru ve eşsiz şekilde verebilmesi velhasıl kelam çok uzatmayım; o sarkastik varlığı beni müziği kadar heyecanlandıran şey. ⁣

En muazzam tarafı bir çok kişi, kurum, otoriteyi eleştirirken, en acımasız eleştiriyi kendine yapabilmesi. Fazıl Say çok bambaşka bir piyano virtüözü evet, çok iyi çalıyor evet, çalarken yaşıyor, piyanonun bir parçası gibi hissediyorsunuz evet, ama ben bunlardan bahsetmek istemiyorum. Ben Fazıl Say’a baktığımda gördüklerimi, aldığım ilhamı, yine kendime has bir dilde ve bakış açısında anlatacağım. Ben de bilirim NY Filarmoni ile Gershwin yorumlarından girip, Bach, Beethoven eserlerindeki muazzam işçiliği ve ruhuna değinmeyi. Ben de bilirim o eşsiz, ezberleri bozmak değil yıkıp geçen tarzıyla ilk caz çalışı karşısında nasıl donup kaldığımı anlatmayı; ağzımdan salya akıyordu, durmuştu beyin, onu dinlemekten başka fonksiyonlarını yerine getiremiyordu. Ağzımın suyu akmıştı bir işte, açıp kapatmayı unutmuşum o sıra. Burada bir yılı aşkın süredir farklı tarafından bakıp, benim gördüğümü görebilin diye yazıp duruyorum. O nedenle bırakın onu ve müziğini bütün dünya zaten konuşuyor, biz kimsenin konuşmadıklarını konuşalım;⁣

Dünyaya gelmiş geçmiş en büyük müzik dehalarından biri değildir Fazıl Say, sinir oluyorum gazetecilere çoğu o kadar cahil ki kimseyi doğru tanıtamıyorlar. Fazıl Say bu dünyaya gelmiş geçmiş en büyük dahilerden biridir. Onu müzikle sınırlandırmak, ona yapılmış en büyük haksızlıktır. Fazıl Say bir kere insandır, insan. Hem de ondan öğrenmeniz gereken çok şey olan bir insan. Ayrıntılarda gizlidir o. Çok nefis bir dost ve arkadaş olduğu aşikardır, belki aşırı sosyal değildir, herkes gibi çok arkadaşla sosyalleşen biri değildir ama sosyal ve sağlıklı beyne sahiptir. O beyinden mütevellit hassas ve pozitiftir. Kıvrak zekası, her şeye duyduğu sevgi ve saygıdan iğneleyici lakin eğlencelidir. Doğuştan iyi bir iletişimcidir, beklentisiz bildiklerini, zihnini, kalbini açarak sosyal zekası ile sık sık toplumu ve çevresini aydınlatandır. Akıllıca bir cevap vermesi saliselerini almaz, bu açıdan ürkütücü ama bir o kadar da çekicidir. Yaratıcılığını sadece müzikte değil, dünya ve insan dertlerinde bütün iyi niyetiyle kullanır. İçinden geldiği gibi davranan ama nerede ne yapmasını bilen ve bunu ustaca uygulayan muazzam bir düşünürdür. Mücadeleci ruhunu sadece kendisi için değil, herkes için ortaya koyan bir sanatçıdır. Yaptığı işlerle cebini ya da kendini değil, bizleri aydınlatan bir ışıktır. Sizden uzaklarda biri gibi gelebilir bazen lakin eminim her birinizin için susturulamaz bu hissiyat vardır; “Fazıl Say bizden biridir.” ⁣

Ondan öğrendiğim en büyük şey, asla karalar bağlayıp pes etmemektir. Benim öyle bir dönemim oldu çünkü. Kendimi kapattım, kırıldım, incindim diye kendimden vazgeçtim. Bir daha asla öyle olmayacağım. Bugün, ara ara gardım düştüğünde, düşündüğüm insanlardandır yola devam etmek için. Bugün sık sık onu dinleme fırsatı buluyorsanız, Fazıl Say’ın kendi onurlu mücadelesidir bu. Yıllarca yasaklıydı Fazıl Say, yıllardır takip ediyorum ya bir insan hiç mi pes etmez? Etmedi arkadaşlar! Çalışkanlığını, mücadelesini, hassasiyetini, insan, doğa, hayvan, dünya sevgisini, saygı duyduğu saygıyı, gerçekleri kendine has söyleşini örnek alın. Herkes piyano virtüözü olamaz belki ama herkes bu örnek personayı tanıyarak, kendine bir şeyler alabilir. O kadar samimi şekilde bunu yakarıyor ki aslında, günlerce resim ve ressamlar paylaşması, Kültür Bakanlığı’na sırf sen ben sanattan mahrum kalmayayım diye açık mektup yazışı, Kaz Dağları’na koşuşu, sayısız eğitim ve sosyal sorumluluk projesine desteği… O sadece piyano çalmıyor, o sadece müzik yapmıyor. Sadece hayatta değil sahnede bile bu böyle. Her notaya basışı bir mesaj, kendini en iyi ifade edebildiği yolla ediyor. Fazıl Say’ı okumalısınız. Kitapları olmayabilir ama onu okumalısınız. Bestelerinde, eserlerinde, icralarında kendi yapısını, fikirlerini ortaya koyarak, tam da sarkastik yapısına uygun, dahiyane şekilde öyle bir verir ki mesajını. Bakın yazarken heyecanlanıyorum çok fena. Örneklere anlamanızı sağlamaya çalışacağım:⁣

Mesela en yakın örnek “Su ve Umut” konseri. Su ve Umut adlı iki eserini çalacak kadar sığ bir adam olduğunu düşünen varsa zaten gitsin buralardan. Bakın şimdi güzelliğine Fazıl Say’ın! Önceki yazılarımda Bruce Lee ve felsefesini anlatmıştım. Bruce Lee onun size tanıtıldığından fazlasıdır; bir filozoftur. Fazıl Say da öyle. O yüzden onu sadece müzikle var etmelerine katlanamıyorum. Bruce Lee felsefi şu demektir; “Stil olarak stilsizliği kullanmak, sınır olarak sınırsız olmak.” Fazıl Say’a benzemiyor mu ama? Kendine has ve sınırsız biri Say. Bir de şöyle büyük ve derin bir sözü vardır Lee’nin anlayana; “Su ol arkadaşım.” Yani diyor ki her şey sonsuz değişim ve hareket içinde sen neden durasın? Değişime inan, kabul et, uyum göster ancak o zaman gerçek olabilirsin. Gerçekler inançlardan önemlidir, bu dünyada sahip olduğumuz ilkelerdir tek elimizde olan. Değişimin bir parçası olduğumuzu kabul etmemiz gerektiğini vurgular. Var olan tek şeyin bu an olduğunu, birbirimizi etkilediğimizi, değişime etki ettiğimizi, bazen işleri zora sokarak akan suyu durdurmaya çalışarak geleceğe etki ettiğimiz gerçeğinin benimsenmesinin önemini söyler. Bugün ektiğimiz tohum kadar, her bir hareketimizin dünyaya etkisini fark etmemizi tavsiye eder.⁣

Fazıl Bey’in Su bestesi ise Mavi, Kara ve Yeşil olarak üç bölümdür. Fazıl Say şöyle tarif eder; “Bu eseri zor günlerimde çok severek ve kendime tedavi bularak yazdım. Tedavi et, tüm doğallığında tedavi ol. Tek bir şey düşünmeden su ol.” İnsan ruhunu, zihnini akan suyun tınılarıyla dinginleştirir ve hepimize evrimin bir parçası olduğumuzu söyler. ‘Birbirimizden ve birbirimizle akabiliriz’i hissettiriyor bana. Bu dünyaya kimsenin beklentisini gerçekleştirmek için değil, bizler birer gerçeklik olmaya geldik. O nedenle su gibi akmalıyız. Derken “Umut” eserinin zamanı geliyor. “Umut olmadan yaşayamayız. Güzel bir dünyanın hayalini kuruyoruz. Barış içinde bir dünyanın… Terörün, savaşın, zorlukların estiği kötü bir dönemden geçiyoruz. Bütün bunlar bitsin ve aydınlığa çıkalım istiyoruz artık. Sadece bu bile umuttur hepimizin içinde,” diyor Fazıl Say bu sefer de.⁣

Biraz önce dediğim gibi hepimiz evrimin, değişimin parçasıyız ve kolektif bilinç bizi doğru bir geleceğe götürür. Eğer bugün bireysel olarak kolektif bilinçle iyiyi ekersek bu dünyaya, toplum olarak değişmememiz mümkün değil. Umut var. Güzel bir dünya, umut dolu bir gelecek bizim ellerimizde diyor. Hep birlikte, umutla su gibi geleceğe akabiliriz. Bize dev bir çağrı var orada. Bir daha asla tekrarlanmayacak dediği, dünyada bir ilk olan Beethoven’ın 4 sonatından “Ay ışığı”, “Fırtına”, 1’er dakikalık bölümle yaşatttığı tarihi an, anların, bugünlerin, dünyanın bir daha geri gelmeyeceği… Kıymetini bilelim, hala umudumuz varken, su gibi akalım diyor. Gelecek nesillere bırakacağımız gerçeklik bu mu olacak? Hak ettikleri bu mu? Biz bu kadardan mı ibaretiz? Neden hiç bir şeye saygımız yok. Anlamadığımızın düşmanı olmaktan vazgeçmemiz için daha kaç yüzyıl geçmesi gerekecek? Fazıl Say’ı anlamayanların düşman kesildiği bir devirde, onu anladığıma inanan, en azından anlamaya çalışan biri olarak bundan gurur duyuyorum. Varsın anlamasınlar diyeceğim ama artık anlamanız gerek. Sizin, bizim, benim, senin için değil, bütün dünya, insanlık için. Zorluklara, haksızlıklara, savaşa, açlığa, kıtlığa, küresel ısınmaya, adaletsizliğe, insana değer vermeyen her şeye karşı yanı başımızda tam da bugün doğmuş bir sanat eseri, nefis bir dahidir Fazıl Say. ⁣

İyi ki doğmuş, kutlu olsun! Herkesin onu anladığı bir dünya dilerim, ona verecek başka bir hediyem olamaz kelimelerimden başka. Üzmeyin şu adamı, anlayın artık. Siz de üzülmeyin, gülümseyin hep, umut olup su gibi akmaya devam edin. Ne de olsa sizin “de dediğiniz gibi; “Arda kalan; sevmek, düşünmek ve anlamak…” Fazıl Say’a sayamadığım yüzlerce nedenden dolayı teşekkür eder en derin sevgi ve saygılarımı sunarım. ⁣

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP