“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Hiç Gizli Olmayan Örgüt: Opus Deı

Ne zamandır dünyayı yöneten, çok gizli güçlerden bahsetmiyorduk. Kuruluş yıldönümü şerefine konumuz; Opus Dei.

Latince anlamı “Tanrı’ın İşi” olan bu örgüt, Madrid’te 26 yaşında, sıradan bir papaz olan Jose Maria Escriva de Balaguery Albas tarafından 2 Ekim 1928’de kurulmuş. Hiçbir zaman gizli olarak lanse etmemişler kendilerini, açık açık devlet destekli, Katalolikliği dibine kadar yaşamak ve yaymak amaçları. Kuruluş amaçları masumdur belki, ne bilelim. İşler sonradan garip bir hal almış: Şu anda örgüte ait 2.8 milyar dolar servet, 600 medya aracı, 15 üniversite, 97 teknik okul, 36 ilköğretim okulu bulunduğu biliniyor.

Opus Dei’nin temel fikri, sıradan bir işin kutsallığı. Örgütün inancına göre kişinin, Tanrı’ya ulaşması için ille de din adamı olması gerekmiyor. Onlara göre kişi, yaptığı iş her ne olursa olsun, o işe Hıristiyanlık ruhunu getirirse Tanrı’ya ulaşabilir. Herkesin kutsallığa çağırılmış olduğuna ve normal hayatın kutsallığa giden bir yol olduğuna inanıyorlar. Bir halk hareketi gibi başlamışlar anlayacağınız, ruhan sınıf ayrımını ortadan kaldırarak. Şimdiye kadar okuduklarımızdan dikkatimizi çeken, örgütün gündeminde “sosyo-kültürel sorunların nasıl düzeltilmesi gerekir” gibi ana konuların olmadığı ve genel olarak kadını sistemden dışlamak, homoseksüellik ve kürtajın yasaklanması gibi konular hakkında konuşmayı seviyorlar oldukları. Aynı bizdeki tarikatlar gibi. İnsan söylemlerini duymasa, güzellik etrafında birleşmiş bir örgüt olduğunu sanabilir. Çıkış noktaları öyle çünkü.

1950’de papa tarafından resmen onaylanması, Opus Dei’’in saygınlığıyla birlikte seçkinci ve masonik yapısını pekiştiriyor. Örgüt kadrolaşmada –elbette yönetici çekirdek dışında- büyük mülk sahipleri ve siyasetçilerden çok; her alanda uzman, teknokrat unsurlara ağırlık vermeye yöneliyor. Papalık, örgütün anti-komünist misyonu nedeniyle toplumdaki statüsünü 1982’de yükselterek, örgüt liderlerine ve tarikat başkanlarına özel “piskopos” unvanını veriyor.

Özellikle 2. Jean Paul döneminde Vatikan’da oldukça etkinler. Toplumdaki laikleşme hareketlerini birlikte bastırmaya çalışıyorlar. Bazı kardinallerin sert muhalefetine rağmen tarikat üyeleri, Papa’nın yakın çevresinden uzaklaştırılamıyor. Opus Dei’yi 1928’de kuran İspanyol papaz Jose Maria Escriva de Balaguer’in, Vatikan tarafından aziz ilan edilmesi de 2. Jean Paul dönemine denk geliyor.

Tarikatın dünya çapındaki 80 bin üyesi arasında binlerce papaz, piskopos ve hatta son papa seçiminde oy kullanan 2 de kardinal bulunuyor. Biri Peru’lu Juan Luis Cipriani, diğeri ise yine bir İspanyol kardinal olan Julian Herranz. Opus Dei’ye sempatiyle bakan diğer bir kardinal de Milano Başpiskoposu Dionigi Tettamanzi. 2. Jean Paul’ün ölümünden sonra (2005) adı Papa adayları arasında geçiyor çünkü papanın, “halefim budur” yönünde işaretler verdiği söyleniyor. Lakin tahminler tutmuyor ve Ratzinger seçiliyor. Papanın sözcüsü Dr. Joaquin Navarro-Valls ise Opus Dei’nin esas aktörü gibi. Doktor olmasına karşın medyaya girmiş. 1978-1985 arasında, Opus Dei’ye yakınlığıyla tanınan ispanyol “ABC” gazetesinin Doğu Akdeniz temsilciliğini de yapan Navarro-Valls’in, devamlı oturduğu Roma’dan sık bir şekilde İstanbul’a seyahat ettiği biliniyor. Sonraki yıllarda da Vatikan’a geçerek basın sözcülüğü yapıyor. Türkiye’ye giden her Vatikan resmi heyetinde yer almasıyla dikkat çekiyor. Kardinal Tettamanzi, papalık yarışından elenip Vatikan iktidarı 16. Benedikt’e geçse de gizemli mürit Dr. Joaquin Navarro-Valls halan basın ofisinde oturuyor. Papa 2. Jean Paul, Opus Dei’yi, 1982 yılında, Katolik Kilisesi’nin kurumsal yapısına dahil ettiğinden beri Opus Dei örgütü, Papa’nın atadığı bir Başpiskopos tarafından yönetiliyor ama Vatikan henüz tam anlamıyla Opus Dei’nin buyruğunda değil.

İspanya iç savaşından sonra üniversitelerin yönetiminde etkin bir mevki elde ediyorlar, Opus Dei müritleri. Mantıklı bir strateji izleyip yurtdışında burs, doktora gibi imkanlar sunuyor ve yavaş yavaş orta öğretim ve yüksek eğitim kurumları ve de yurtları açarak, bir nesli neredeyse ele geçiyorlar. Taktik hep aynı örgütlerde. 1950’lerin ortalarından itibaren artık iletişimden sanayi ve teknolojiye, kamu yönetimine kadar her alanda, iyi yetişmiş genç, “parlak” kadroların önemli bir bölümü, Opus Dei üyesi oluyor. Örgüt böylelikle hem devlet üzerindeki etkinliğini hem de “partilerüstü” bir görünümle saygınlık kazanıp konumunu sağlamlaştırıyor. Bizdekiler de artık eskisi gibi Anadolu şehirlerinde yoksul okul birincilerini kovalayıp aileye yurt, harçlık imkanı sunmuyor; kolay yolu buldular, devletle tam entegre olduklarından soruları çalıyorlar direk. İki hareketin en belirgin özelliği, üyelerinin meslek sahibi, zengin işadamı, mevki ve makam sahibi kişilerden oluşması. Gülen hareketinin kendine seçtiği “Altın Nesil” yetiştirmek hedefi ile Opus Dei’nin hedefleri örtüşüyor fakat göründüğü kadarıyla Opus Dei hiçbir hükümet karşısında açık vermedi, açığa ve tuzağa düşmedi.

Dan Brown kitaplarından çok katı bir örgüt olup bedensel çile için kendilerini kamçıladıkları biliyoruz. Tarikatın misyonu, ruhban sınıfından olmayan kişilerin toplum içinde tanrının sözünü yaymakta dinamik bir rol üstlenmesini sağlamak. Üyelerinin beyinlerini yıkadığı ve karanlık finans işleri çevirdiği de ileri sürülüyor. Da Vinci’nin Şifresi’nde, İsa’nın soyunun bugün de devam ettiği gerçeğini örtbas etmek için, beyni yıkanmış bir müridine cinayet işletip komplo kuran bir tarikat olarak ortaya çıkması da kaynağını bu söylentiden alıyor. Dan Brown’un, Da Vinci Şifresi’nin girişinde Opus Dei için notu şu şekilde: “Opus Dei olarak bilinen Vatikan Piskoposluğu, beyin yıkama, baskı ve bedensel çile denen tehlikeli bir ibadet yapıldığına dair tartışmalar yaratan, koyu dindar bir Katolik mezhebidir.

Da Vinci Şifresi, Opus Dei’nin Vatikan Bankası’nı batmaktan kurtardığı için piskoposluk ünvanını aldığını ve örgütün kurucusu olan Josemaría Escrivá’nın ölümünden çok kısa bir süre kanonlaştırılıp, aziz ilan edildiğini iddia ediyor. Josemaría Escrivá, azizlik sıfatını, Dan Brown’un iddia ettiği gibi ölümünden 20 yıl sonra değil, 27 yıl sonra almış. Vatikan’ın bir kişinin aziz ilan edilmesi için hazırladığı Kanon Yasası Kodu, 1983 yılında değiştirildiği için Escrivá’nın aziz ilan edilmesi, alışılmışın dışında hızlı gerçekleşmiş. Kalküta da ölmüş olan Teresa da, kısa zaman içerisinde, bu yeni kanon yasası ile azize ilan edilecektir. 1983’ten önce kullanılan kanon yasasına göre azize ilan edilen Lisieux’lu Azize Therese’nin, azize ilan edilmesi de ölümünden 27 yıl sonra olmuştur.

İspanyol kökenli tarikat, General Franco döneminde çok etkin. Francisco Franco y Bahamonde, lakabı El Caudillo olan ve demokratik cumhuriyetin yıkılmasıyla sonuçlanan İspanya İç Savaşı’nda (1936-1939) milliyetçi güçlere önderlik eden İspanyol general ve devlet adamı… İç Savaş’ın ardından 36 yıl boyunca ülkeyi diktatörlükle yönetti. Günümüzü göremeyenler ona “son faşist diktatör” demişler. Keşke son olsaydı. Bu süreçte etkin olan örgüt, demokrasiye geçiş sürecinde kan kaybediyor. Daha sonra ancak Sosyalistlerin 1996’da iktidarı sağcı halk partisine devretmesi üzerine tekrar etkin olmaya başlıyor. Opus Dei üyelerinin, başbakan Jose Maria Aznar hükumetlerinde önemli görevlere getirildikleri biliniyor. Tarikat üyesi olduğu iddia edilen isimlerden biri de eski IMF başkanı Rodrigo Rato(!) Yine hepimizin “gizli” bildiği bir örgüt ama her sene, bir şekilde deşifre üyeleriyle gündeme geliyor. İngiltere Milli Eğitim Bakanı, Polonya hükümetinde görev yapan 3 bakan, Perulu 2 bakan, ABD Anayasa Mahkemesi’nin 2 yargıcı, Amerikan Kongresi’nin onlarca üyesi, eski FBI Başkanı Louis Freeh ve Fox televizyonunun yorumcusu Robert Novak; Opus Dei müridi olduğunu gizlemiyor.

Daha sevilen detayları vermek gerekirse tarikatın yapılanması ve üyelerinin mesuliyetlerinden ve örgüt hakkındaki bazı düşüncelerden bahsedilebilir. 4 tip üyesi bulunuyor bu tarikatın:

  • Numerari (Tam üyeler): Hiç evlenmiyorlar, Opus Dei evlerinde hep beraber yaşıyorlar. Kazançlarının hepsini kendi tarikatlarına bırakıp sadece ihtiyaçları olanı alıyorlar. Tam üyeler normal üniversitelerde eğitildikten sonra, teoloji eğitimini de tarikata bağlı üniversitelerden birinde gerçekleştiriyorlar. Numerari olanların doktora yapması da şart koşulmuş.
  • Sopranumerari: Opus Dei’ye üye olup, evlenip çocuk sahibi olan üyelerden oluşuyor. Bunlar yaşamlarının Opus Dei’nin evleri dışında normal bir biçimde yürütüyorlar ve aylık aidat ödüyorlar.
  • Aggregati: Üçüncü tip üyeler ise evlenmedikleri halde çeşitli nedenlerle Opus Dei’in evlerinde yaşayamayacak insanlara tanınan bir üyelik biçimidir.
  • Cooperatori: Opus Dei’in yardım ve eğitim çalışmalarına katılan gönüllüleridir.

 

İngiliz araştırmacı Michael Walsh: “Bu örgüte Opus Dei (Tanrının işi) değil Actopus Dei (Tanrının ahtapotu) denilmelidir.”

 

İsviçreli parlamenter ve toplum bilimci Jean Ziegler ise; “Opus Dei, kendisiyle terörizm kadar mücadele edilmesi gereken, gizli çalışan, aşırı sağcı bir harekettir,” diyor.

Sonuç olarak sistem tarafından planlı bir şekilde kurulduğu kanıtlanamasa da sisteme yaradığı ve onun tarafından beslendiği, organize edildiği, kullanıldığı bariz, bu dinci yetiştirme fabrikasının. Sistem içerisinde güçlü nüfuslara ve mevkilere sahip insan kaynakları organizasyonu adeta. Farklı ülkelerde organizasyonlar kurmak ve yargı mensupları içinde destekçiler bulundurmak da en başarılı hamleleri. Şimdilerde resmi websitesinden ve sosyal medya kanallarından uluslararası yardım kuruluşları gibi paylaşımlar yapıyor.

YORUM YAP