“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Seyfi Dursunoğlu nam-diğer Huysuz Virjin! 

Seyfi Dursunoğlu nam-diğer Huysuz Virjin!

Bir röportajında okumuştumHayatım çok güzel geçti diyemiyorum.” sözlerini. İnsanın içine bir şey oturuyor be bunu okuyunca. Milyonlarca insana neşe veren, pozitif bir insanın 90 yaşına yaklaşırken renklerinin solduğundan bahsetmesi beni derinden etkilemişti. Neler yaşamış diye merak etmeden nasıl dururum, duramadım elbette. Belgeselleri, hikayeleri her yerde zaten.
Sene 1932. Trabzon’da doğar Seyfi Bey. Hafız Mehmet Efendi ile Selvi Hanım’ın yedi evladından biri. Anneleri muazzam merhametli bir kadınken, babaları pek disiplinli ve sert biriymiş. Hafızlığından anlaşılacağı gibi dindar, muhafazakarmış ve maalesef çocuklarını da dövermiş. Seyfi Bey dayak yememeye karar verdiğinden, babasının kurallarına uyarak sıkıntı çekmeyi göze almış. Daha çocuk yaşlarındayken İstanbul’a göçmüşler. Vefa, Karagümrük’te başlayan macerası, şehrin güzel bebeği Beylerbeyi’nde devam etmiş. İlkokul sonrası yatılı okumaya başlamış ve ailesinin isteğiyle Heybeliada Askeri Deniz Lisesi’nde yatılı yazılmış. Lakin düzene uyumayınca Boğaziçi Lisesi’ne devam etmiş eğitimine. Ardından girdiği İngiliz filolojisi bölümünü bitiremeden üniversiteyi bırakmak zorunda kalmış ve devlet memuru olmuş. Tam on sekiz sene boyunca SSK’da bu millete hizmet etmiş.
Bütün bunları yazarken kolay lakin yaşarken geçen onlarca sene ağır. Gönlünde tiyatro olan, içinizde başka kimlikler ve duygular barındıran birinin belki de bütün arzularını sineye çekerek yaşaması ne demek biz bilemeyiz, ben anlatamam, siz de anlamazsınız. Yaşayan bilir çünkü, biz ancak empati kurabiliriz. Şimdi ben bunu anlatınca duygulanırsınız da yakınınızda birine olunca görmezden gelirsiniz, toplumun baskısıyla insanlara huzur vermezsiniz. Gariptir insanoğlu yapmam der ama en moderni bile yapar. Neyse efendim memurken öğle aralarında Seyfi Bey odasında konuşur arkadaşları da gülermiş. Sonra amirleri yasaklamış, odasına insanların gelişini.
Memurken Beylerbeyi’nde para kazanmak için elli kuruşluk biletleriyle Ramazan eğlenceleri yaparlarmış. Yıllar geçtikçe salon iyice dolar ve sahneleri popüler hale gelmiş. Sanatçı arkadaşlarının eşleri onu sağa sola önermiş, o dönem Ruhi su ile bir sinemada program için anlaşmış aslında. Lakin o zamanlar birlikte olduğu aşkı, istememiş, ya sahne ya ben demiş. Aşıkmış. Bi on sene daha ertelemiş böylece. Hep bir eksik yaşamış, bir yanı tamam olsa bir yanı eksik kalmış.
Memur, bodrum katında oturuyorken ev sahibi kiraya 50 lira zam yapıyor ‘N’olur artırmayın, ödeyemem’ desede umursayan olmamış. Çok dua etmiş, yalvarmış Allah’a yardım etsin diye. Bir kaç yere başvurmuş sahne almış ama olmamı. Seyfi’yle bu işi beceremeyeceğini anlayınca, Huysuz Virjin’i yaratmış. Velhasıl efendim, o memurken de bir Huysuz Virjin’miş lakin 1970 senesinde olanlar iyi ki olmuş ve bizi kendisine kavuşturan sahneye sonunda çıkmış. Önceleri kulaktan kulağa yayılmaya başlamış namı. Kulüplerden teklifler geliyormuş, hepimizin dünyasına açılan o sahne ise her sene ünlü solistleri ağırlayan İzmir Fuarı olmuş. Televizyona çıkmamış yanlış anlamayın, öyle bir performans sergilemiş ki bütün ülke onu konuşmuş! Sonrasında Öztürk Serengil’in bir programına çıkınca evlere, gönüllere girmiş. Kanto plağı ve şovlarıyla milyonları eğlendirmiştir. Aşkları ve ilişkilerine sahip çıkan dev bir yürek kendisi, o bir fenomen.
Seyfi Dursunoğlu, bir İstanbul beyfendisi, nazik, kibar, tertemiz, yorgun, kırılgan bir yürek.
Huysuz Virjin, hınzır, komik, lafı ağzında, müstehcen, parlak capcanlı, korkusuz bir yürek.
Kimsenin söyleyemediğini, kimsenin yapamadığını, kimsenin hissedemeyeceğini düşündüğümüz ne varsa onda vücut buldu. Rtük baskısı, insanların korkusu yüzünden Huysuz Virjin Show’dan mahrum bırakıldık. Ardından bir kaç yarışma ve jüri üyeliği ile hayatımızda varolsa da ne ona ne bize yetti. Bize bu hikayeden kalan bu kıvrak zekalı, esprili, kültürlü, derin insanı yaşatmaktır. Amacımız erkeklerin bırakın kadın kılığını, kendi kılıklarında bile dolaşırken yapamadığını yapacak kadar cesur, güçlü, bilgi küpü, araştırmacı ve derin ruhlu emanetimizi geleceğe taşımaktır. Bir bedene sıkıştırdığı iki ruhun, bir bedende yaşattığı iki kişinin sınırlarını ve çizgisini asla bozmadan aksine koruyarak yarattığı bu şahesere gözümüz gibi bakmak olmalıdır amacımız. Bugünlerde evinde değişik battaniyeler yaparak yaşıyor. Ve bunca yıllık emeğini yaklaşık on beş milyon liralık mal varlığını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışladı. Bunun de bir nedeni var elbet. Çağdaş Yaşam. Yıllarca uğruna çalıştığı, mücadele ettiği şey çağdaş bir yaşam hakkı idi. Çağdaş bir yaşam hakkı olsaydı belki “Hayatım çok güzel geçti.” diyebilirdi bugün.
Seyfi Dursunoğlu nam-diğer Huysuz Virjin!
Ah Seyfi Bey, bu sözleriniz beni inceden ve derinden sızlatsa da şunu bilmenizi isterim;  Çok güzel geçti diyemediğiniz hayatınız, hayatlarımızdan öyle güzel geçti ki bir daha kimse böyle güzel geçemeyecek. Çünkü siz eşsiz, alternatifsiz, benzersizsiniz. Bu ülkenin en değerli ve örnek insanlarından birisiniz benim için. Elimizde avucumuzda kalan, bizden sonraki nesillere gururla anlatabileceğimiz, her zaman saygı ile anacağımız ve hep çok özel olarak ta en derinimizde saklayacağımız bir sanatçı ve insan oldunuz. Susmamayı, doğru bildiğimizden şaşmamayı, kimseye torpil geçmemeyi, alttan almamayı, güçlü olmayı, kendin olmayı sizden öğrendik. Mutlu olmayı, gülmeyi, eğlenmeyi, pırıl pırıl capcanlı yaşamanın mümkün olduğunu sizden öğrendik. Sizden çok şey öğrendik Seyfi Bey.
Varolunuz efendim.
En derin hürmetlerimle.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP