“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

İÇİMİZDEKİ KİRLİLİK: PLASENTADA MİKROPLASTİK

Biz, alternatifine sahip olmadığımız bir doğada yaşayan insanlar, yaşamımızı tehdit eden doğa tahribatımız ile insan arasına yanıltıcı bir mesafe koyduk; bu tahribatın yol açtıklarına “çevre sorunları” adını vermekle kalmadık, bu adın anlamını da çarpıttık. Çevre sorunlarını biz insanların dolaylarında yer alan sorunlar olarak algılamayı yeğledik. Ne var ki “çevre” sözcüğü burada, dört yanımızı kuşatan yakın yerler anlamında değil, içinde bulunduğumuz ve ayrılmaz bir parçası olduğumuz ortam anlamında kullanılıyordu. Dolayısıyla çevre kirliliği, insan bedeninde oluşan veya oluşacak kirlilik ile aynı anlama gelebiliyor. Bunun en yakın kanıtı, yeni araştırmalar ışığında tespit edildi: Doğmamış bebeklerin plasentalarında mikroplastikler bulundu. Evet, fetüsün gelişim sürecinde ortaya çıkan bir çevre kirliliğinden söz ediyoruz. Dışarıdaki değil, içimizdeki kirlilikten…

Mikroplastik kirliliği, Everest Dağı’nın zirvesinden en derin okyanuslara kadar gezegenin her yerine ulaştı. İnsanların bu küçük parçacıkları, yiyecek ve su yoluyla tükettiği ve soluduğu zaten biliniyor. Plasentada bulunan mikroplastiklerin sağlığa etkisi henüz tespit edilmiş değil, ancak bilim adamları, zararlı kimyasallar içeren parçacıkların fetüslere uzun vadeli zarar verebileceğini söylüyor ve bulguları “büyük endişe kaynağı” şeklinde yorumlayarak değerlendiriyorlar.

Parçacıklar, normal gebelikleri ve doğumları olan dört sağlıklı kadından alınan plasentalarda bulundu. Mikroplastikler plasentanın hem fetal hem de maternal tarafında ve fetüsün geliştiği membranda tespit edildi. Muhtemelen anneler tarafından ağız veya solunum yoluyla bünyeye alınmış olan mikroplastikler, fetüsün bağışıklık sistemini bozabilir.

Analiz edilen tüm parçacıklar mavi, kırmızı, turuncu veya pembeye boyanmış plastiklerdi ve

ambalaj, boya veya kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinden gelmiş olabilir. 

Mikroplastikler çoğunlukla 10 mikron boyutundaydı (0.01 mm), yani kan dolaşımında taşınabilecek kadar küçük. Parçacıklar bebeklerin bedenlerine girmiş olabilir, ancak araştırmacılar bunu henüz değerlendirmedi.

Ekim ayında bilim adamları, plastik biberonlarla beslenen bebeklerin her gün milyonlarca parçacığı yuttuğunu ortaya çıkarmıştı. 2019’da da araştırmacılar, plasentada hava kirliliği parçacıkları tespit etmişlerdi. Yakın zamanda yapılan ayrı bir çalışma, hamile laboratuvar fareleri tarafından solunan plastik nano-partiküllerin fetüslerinin karaciğerinde, akciğerlerinde, kalbinde, böbreğinde ve beyninde tespit edildiğini gösterdi. Vücuttaki etkileri henüz bilinmese de bilim adamları, özellikle bebekler için sorunun acil bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.
“Çevre” uzaklarda bir yer değil. Çevre içimizin de dahil olduğu bir sistem. Çevre sorunları sadece toplumsal düzeyde değil, kişisel düzeyde de tek tek hepimizin sağlık sorunu… Ne var ki onlarla tek bir kişi olarak başa çıkmaya çalışırsak teslim olmaktan başka bir şansımız kalmıyor. Şöyle bir düşünün… Doğadaki kirlilikten uzak bir ortamda hamilelik sürdürmek, plastik içermeyen bir protokolle doğurmak, plastik içermeyen ürünlerle bebek bakmak gibi tedbirler almak isteseniz öyle uzun bir tedbir ve yasak listesi yapmanız, insanlardan öyle bir izole olmayı şart koşmanız gerekir ki bu şartları tesis etmeye gücünüzün yetmeyeceğini derhal fark edersiniz. Çöldeki kum taneleri ile savaşamayacağınızı anladığınız bir noktaya gelmeniz fazla sürmez. İşte, ele alınması bu denli ertelenemez, görmezden gelinemez çevresel tehditlere rağmen insanlık olarak içinde bulunduğumuz ataletin bizi ele geçirdiği nokta: Bireysel düzeyde başa çıkamıyoruz. Neyse ki başka seçeneklerimiz de var; sayısız insanın örnek oluşturduğu seçenekler… Örneğin, sorunun ne ölçüde kişisel olduğunu fark etmek, doğanın bizim açımızdan yaşamsallığını gölgeleyen meselelerle her fırsatta yüzleşmek, bunlar karşısında birkaç bireysel tedbirle vicdanımızı rahatlatmaktan öte, sürdürülebilir yaşamın peşine düşüp dayanışma kurmak gibi…
Damarlarında atıklar dolaştığı tahmin edilebilecek tüm o bebeklerin imgesi, gelecek nesilleri düşünmeye başlamak için uygun bir yer değil mi sizce de?

Kaynak: The Guardian 

MSGSÜ Sinema TV’de eğitim aldı. Prodüksiyon ve post prodüksiyon alanlarında çalıştı. Bugün, editör, çevirmen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUM YAP