“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

III. GEORGE İLE SANAYİ DEVRİMLERİ VE SU İLE BORU

Dördüncü sanayi devriminin tam ortasında yaşadığımız ve bir kaç sene daha bu sürece eşlik edeceğimiz çılgınlığı başlatan, kraliçe Victoria’nın büyükbabası olan hannover ve ingiltere kralı III. George’u anlatacağım. Sizi bundan tam 261 sene önceye götürecek ve bugünün dördüncü sanayi devrimini anlamanızı sağlamaya çalışacağım. 1738 senesinde doğan kral, torunu kraliçe ilelebethten sonra en uzun süre tahtta kalan isim, tam altmış sene! Deli kralın hayatına başlamadan önce şunu belirtmek isterim 1712 senesinde ingilizler buhar makinesini icat edince başlayan bir sürecin insanı olduğunu bilmenizi isterim. Kendisi galler prensi Frederick Louis ile saksonya-gotha hanedanından prenses Augusta’nın oğlu deli kral, tarım toplumu olan ingiltereyi hükmettiği altmış sene içinde sanayiye dönüştürmüştür.

Henüz 13 yaşındayken babası ölünce galler prensi oluyor. Dokuz sene sonra büyükbabası II. George ölüyor ve tahta çıkıyor. Kral olur olmaz “kralın dostları” adında bir destekçi grubu oluşturuyor. Bunu yapma sebebi whiglerin gücünü zayıflatmak. Whigler nedir peki; whigs adında anayasal monarşizm ve mutlak monarşiye muhalefet olup parlamenter sistemi destekleyenlerdir. III. George gelene dek hükümeti kontrol ediyorlardı bunlar. İşte bu gücü kırarak kendi atadığı hükümetlerle denetimi arttırıyor. Anadil olarak ingilizceyi kullanan ilk kraldır kendisi. Sıradan bir deli kralla karıştırmamak lazım. 22 yaşında tahta oturan deli George, ağaçlarla konuşan, bütün gün dua eden dindar biridir. Royallerin kiminle evleneceğine kralın karar vermesiyle ilgili yasayı da bu deli çıkarmıştır. İşin en komik tarafı yabancı uyruklu insanlarla evlenmeyi de yasaklayan III. George’un alman olmasıdır. Bu korkunç yasa 1772’den bugüne dek sürmüş, bundan tam elli üç sene önce son bulmuştur.

Deli George’un hamleleri sayesinde siyasi karışılık sona erince, iç ve dış politikada gittikçe güçleniyor. Paris antlaşması ile son bulan yedi yıl savaşları sonuncunda deli George’a karşı özgürlükleri kısıtlıyor diyerek muhalefet başlıyor. Savaşın yaralarını sarmak için denizaşırı ticareti büyütelim de koloniler kendi giderlerini karşılasın, biz de vergi alalım diyerek önlemler alıyorlar. Tabii amerikada isyan başlıyor. O dönem amerikadaki ingiliz kolonilerine karşı izlenen bu yalandan uzlaşmaz ve baskıcı politikalar, Temmuz 1776’da kolonilerin bağımsızlığını ilan edip birleşik devletler şirketini kurmalarına vesile oluyor. Sırasıyla fransa, ispanya, hollanda hepsi kolonilerin yanında yer alarak Ingiliz birliklerini teslim olmaya zorluyor. Kral bu süreçte vvhiglere başvuruyor. Resmen dev tiyatro, bugüne çok benziyor. Bütün bunlar olduktan sonra ingiltere, benim hiçbirinizle alakam yoktur diyerek kenar çekiliyor ve tamam, siz bağımsızsınız diyor. Bakınız brexit. Gerçeğin böyle olmadığını o günün insanları bilmiyorduysa da biz bugün görüyoruz değil mi? Bugün de sizden önde ve güçlü olanlar, ruhunuzun bile duymadığı bir savaş içindeler. Yaşanılan ulusal ve global sefalet yine bir savaşın yaralarıdır, virüsün değil. Virüs bahane, sanayi devrimi şahane!

Rockingham ve Shelburne’nun başbakanlıkları North ile Whigler’in önderlerinden Fox, bu süreç sonrası kralın gücünü sınırlamak isteyenlerle kabine sistemini getirmeye çalışıyorlar ama nafile. Bu arkadaşlar hindistanı ele geçirmiş olan kumpanyanın üzerinde devlet denetimini sıkılaştırmak için avam kamarasından bir yasa geçiriyor. George, bu hamle üzerine görevden alıyor ikisini de. Çocukluğundan beri sinirli, dengesiz, deli biri olsa da son derece önemli biridir, tahtın bilincinde olmasının ötesinde dünyayı değiştirecek hamlelerle öncü ve efsane biri olarak tarihe geçmiştir. Lakin hükmettiği süre boyunca partiler yönetiminden ve whiglerden nefret ediyor. Bütün bunlar olurken gidip whiglere başvurması, siyasi egemenliğinin sonu oluyor. Deli kralın atakları, bunalımları böylece artıyor. Bu dönem savaşlar hiç bitmiyor, sömürdükleri herkes isyan ediyor malum. Bir yandan makinelerin üretime katılmasıyla demir-çelik ve tekstilde sermaye birikimi gerçekleştiriyor. Demiryolu gelişiyor, yollar yapılıyor, üretim artıyor. Devrim, tren raylarından dünyaya yayılıyor.

Burjuvazi kendi aralarında savaşırken bir yandan sanayi devrimini gerçekleştiriyor ve işçi sınıfı böylece doğuyor. Deli George hükmü boyunca siyasi çalkantılar yaratıyor yaratmasına lakin asla ama asla boş durmuyor. Okumayı öyle seviyormuş ki bugün British Museum’da korunan dev bir kütüphanesi ve inanılmaz bir resim koleksiyonu mevcuttur. Döneminde ingilterede tarımdan sanayiye geçiş ile devrim gerçekleştirmekle kalmıyor, Uranüs gezegeni ve buharlı gemi keşfediliyor. Napolyonu alt ediyor. Radikal yasalar, yenilikler ve reformlar yapıyor. Deliliği dehasından olan George, çocuklarında birinin ölümüne dek deliliğini idare ediyor lakin bu kayıp sonrası yüksek dehasıyla bilincini de kaybediyor. Zeki olmak da zor gerçekten, sonra kör oluyor. Ruh sağlığını tamamen kaybetmesi sonucu yetkilerini devrediyor ve bundan on sene sonra 1820 yılında hayata Windsor kalesinde veda ediyor.

Deli kral George’un başlattığı ve 1830’larda tamamlanan ilk sanayi devrimi boyunca, üretim beden gücünden makineye evrim geçiriyor. Bugün de aynısının dijital versiyonunu yaşıyoruz. Nitelik ve nicelik yönünden artış gösteren makineler, buhar gücüyle çalışıyordu, bugün ise data/veri ile çalışıyor. Bu köklü değişim dünya ekonomisi ve toplumsal yapıyı kökten değiştiriyor, tıpkı bugün gibi. Nüfus artışı oluyor, tıpkı bugün gibi. Sanayi devrimi tamamlanırken sadece ingilterede değil uluslararası bir etki sağlayarak ülke sınırlarını yeniden çiziyor, malum savaş var. Tıpkı bugün gibi. Dijital olduğu için görmediğiniz savaşlar, siz #evdekal ırken geleceği yaratıyor. O dönem doğuyor burjuvazi ve işçi sınıfı, işçi sınıfının haklarını koruyan bilimsel sosyalizm de böylece var oluyor. Dünya ekonomik forumunun yıllar sonra tarihi ve yerinin neden değiştiğini sorgulamazsanız bugünü anlayamaz, geleceği kaçırırsınız. Çünkü Biden’ın göreve gelmesi bekleniyor, gelişmelerin tamamlanması bekleniyor. İlk defa davos yerine singapur seçiliyor. Mesela bir grup alman ve çinli bilim insanı, singapurda jeotermal kaynaklı teknolojilerin kentsel sürdürülebilir çözümler için nasıl kullanılabileceğini inceleyen bir proje için hibe aldı geçenlerde. Çünkü singapur kimlik doğrulamak için yüz tanıma teknolojisi kullanan ilk devlet olmak üzere. Asya geleceğin yükselen yıldızları konumunda, mecburen orada yapılıyor. Dengeler değişiyor. Devam edelim.

İkinci sanayi devriminde ise teknoloji daha da ilerliyor. Tam bir dönem bitti derken, on sene sonra 1840’ta başlıyor bu süreç. Sanayi 1.0’ın başlama tarihinden tam seksen sene, bitiminden ise on sene sonra elektrik teknolojisinin de gelişip üretime dahil olmasıyla buhar gücü buhar oluyor. Makineler artıyor, insan köleleştiriliyor ve seri üretim devri başlıyor. Ve bu devrimle ingiltere, almanya, abd ve japonya ağır sanayideki öncü üreticiler olarak dünyaya hükmetmeye başlıyor. Hızlı nüfus artışı, sömürgecilik, teknolojik ilerlemeler, girişimcilik, ticaret hukuku, sanayi yatırımı gibi gelişmelerle kapitalizm canavarı günbegün büyüyor. Bu da ekonomik, ticari ve özel mülkiyetin güvence altına alınmasını gerektiriyor.

19. Yüzyılın sonu ile 20. Yüzyılın başları arasında fen dersinde işlediğimiz makineler dişli, piston, kayış ve kasnakların gelişimi ile bütün büyük buluşlar teknolojiye aktarılmaya başlanıyor, böylece abd ve almanya daha da güçleniyor. Onlar güçlenirken küresel kriz boy gösteriyor, pek çok ülke sefalet içinde kalıyor. Tıpkı 2019’da başlayan ve 2024’te taşların yerine oturacağı bu süreç gibi onlar zenginleşirken, kriz küresel boyutlara ulaşıyor. E haliyle dünya savaşları başlıyor. Herkes savaşla bitap düşüp onlar meydanlarda insan katlederken, üçüncü sanayi devriminin alt yapısını kuruluyor bir yandan. Savaşlar sona erdiğinde ise dijital teknolojiyi geliştiriyor ve buyrun diyorlar. Z1 dedikleri bu gelişim döneminde mekanik, elektronik, hesap makinesi, dijital gelişmeler ve bilgisayara uzanan gelişmeler yaşanırken insanın amaç olduğu unutturuluyor. Bu devrimlerden sonra insan artık sadece bir araç oluyor. Bütün o eşitlik, özgürlük gibi hakları ellerinden alınmış ve koluna saat takılmış modern kölelere dönüştürülüyor. Gününü, zamanını, hayatını almak için verdikleri saatlere uyman bekleniyor. İnsanlığın mahrem tarihinden bir alıntı yapmak istiyorum;

Saat icat edilmeden önce insanların hayatları hesabının verilmesi gereken küçük parçalardan oluşmuyordu. Dünya koca bir bulut içinde gibi gözüküyor, insanlık bu bulutun dağılmasını bekleyip duruyordu. Genellikle yaşlarını tam olarak bilmiyorlardı, daha çok yeni bir hayatı vaat eden ölümle ilgili idiler. İnsanların çoğu zamanın geçip gitmekte olduğunu kendilerine dert etmemişti. Başlangıçta ne özel hayat vardı ne de toplumun eleştirilerinden kurtulma imkânı. Daha sonraları orta sınıf, sırlarıyla yaşamayı öğrendi. Kendinize ait bir odaya sahip olmak 20. yüzyıla kadar çok ender bulunan bir imtiyazdı. Özel dünya, hem kendi düşüncelerinizle baş başa kalabileceğiniz hem de azarlanmadan ve aşağılanmadan hata yapabileceğiniz yerdi. Eskiden insanlar, savaşlar aracılığıyla bir cemaat edime duygusuna sahipti. İnsan hayatını düşünenlerin hepsi insanın doğasından yola çıkarak merkeze ‘çatışmaolgusunu koydular ve çözümü devlet olmakta gördüler. Bugün çatışmayı yeryüzünden silmek isteyenler bile onunla savaşmak için aynı yöntemleri kullanıyorlar. Beş yüzyıl önce insan hayatını yeniden düzenlemek için Avrupa, dört yeni katalizör getirdi.

 

Özgürlük ve güzelliğin dinin karanlığından kurtarılması

Yeni keşif ve teknolojiler sayesinde dünyanın her yeri ile temasa geçilmesi

İnsana ve insan ihtiyaçlarına daha fazla önem

Dine nasıl bakılması gerektiği ile ilgili yeni bir anlayış”

Zeldin, 2003, ss. 25-26)

Burada amaçlanan insanlardan çalınan hakları, sadaka gibi yavaş yavaş geri vermektir. Her sanayi devriminde bir hakkımızı kazandığımızı zannedecek kadar saf olan biz insanlar değişmiyoruz lakin dünya değişiyor. Bencilliğimiz, cahilliğimiz, korkaklığımız ve aptal şeylere değer verirken insanlığımıza ihanet ederek özgürlükten kaçmamız yüzünden oluyor bunlar. Biz bugün saçma sapan şeyleri konuşurken onlar, 2050 – 2100 arasını inşa ediyor. Tam bu süreç bitti, koca bir savaştan çıktık derken olacakları gördüğünüzde, beni ve bu yazdıklarımı hatırlarsınız. Tıpkı birinci ve ikinci dünya savaşından çıkan milyarlarca insana acımadan, devrim üstüne devrim yapıp arından petrol savaşlarını çıkarmaları gibi. 1973 senesinde insanlığı ve düyamızı, bugün bir varil aldığınızda üzerine para verilen petrol için katlettiler. Süper bilgisayarlarla seni uzaktan yönetmeye başladılar. Evine küçük küçük hayat kolaylaştırıcı makineler sokarak gündelik hayatında bu gelişmeleri faydalı kabul ettirip gözünün içine baka baka sana ihtiyaç yok dediler. Bilgisayar, sen farkında olmasan da dünya savaşlarından bu yana hayatında, yeni fark etmiş olabilirsin ama bu hakikati değiştirmiyor. Velhasıl sanayi 3.0’ı ikinci dünya savaşı biter bitmez devreye sokmuşlardı.

Bugün gerçekleşen dördüncü sanayi devrimine ise otuz senedir hazırlanıyorlar. İnsan gücüne ihtiyaç kalmadığını almanyadan gelen gurbetçilerin getirdiği elektrikli ev aletlerini eline aldığında anlamalıydın oysa. Tren kaçtı. Biz doksanlarda geliştiğimizi zannederken, ülkemizin iç işlerine karışanlar aracılığı ile toplumumuzu uyandırmaya çalışan o aydın insanları bir bir ortadan kaldırırlarken, bu toplum çocuklarını uyarma gereği bile duymayan üst nesilden sorun hesabını. Boktan eğitim sistemi ile mal gibi bir nesil yetiştirmekle meşgullerdi. Son otuz senedir buna hazırlananlar 2002 ve 2011’de bunu dillendirdiler tabii, o dönemde bizde de ne hikmetse hükümetimiz iktidara geldi. Dijital ve teknolojik gelişmeleri, on beş sene önce “Nesnelerin İnterneti” (IoT) u ve Sanayi 4.0’ı yine almanya honneverde bir fuarda açıkladılar. Açıklayan Bosch şirketi idi. Düşünün bir almanya bugünü neden az zararla kapatıyor, çine neden bir şey yapmıyorlar diye sorup da komik olmayın. Neden Der spiegelde türkler kapakta ama sen çinden aşı dileniyorsun?Bu ülkeyi demokrat partililer döneminden beri geriye götüren nesillerden sorun hesabını, güçlenenden hesap soramazsın. Yeni dünya düzeninde maalesef bu ülkeye ekmek yok. Bugün çalışmaya başlasak, 2050’ye belki. Robert Bosch GmbH ve Henning Kagermann çalışma grubu oluşturarak 4. Sanayi Devrimi öneri dosyasını hazırlamış, alman federal hükümetine sumuş onay almış on beş senedir köpek gibi çalışıyor. Sana bana mı kalacaktı bu dünya?

Dünya değişiyor, evren dönüşüyor ve biz hala o ne yapmış, o ne demiş, komşunun kızını kim yatağa atmış, aman o ne giymiş, tv de ibo show varmış  aman bugün de ölmeyelim, eşitlik nerede, ay vergiler, ay işsizlik, ay internet çekmiyor, ay erişimim engellendi gibi konularla bireyselde birbirimizi, toplumsal olarak bu ülkeyi yedik bitirdik. Aç kaldık, aşksız kaldık, sevgisiz kaldık, kederden öldük çünkü bunları bizden almadan hüküm süremezler.

İnsanlığın, varlığımızın ve evrenin boyutlarını kavramadık, kavramamıza izin vermediler. Enerji, titreşim, frekansı keşfetmemizi istemediler çünkü bunu anladığında bütün hakikatlerin üzerinde bir canlı form olduğunu anlayıp, kendini ve gücünü keşfediyorsun. Küçük dünyalarınızda verdiğiniz manasız iktidar savaşlarınızı işinize, aşkınıza, arkadaşlıklarınıza kadar bulaştırarak zehirlediniz, şimdi hasretiz bütün o güzel duygulara ve hayata. Sonsuz olasılıklar diyarı evrene bakmayı öğrenemediniz. Beğenmediğiniz 2020 bitti. Oysa durmak, düşünmek, okumak, anlamak, gelişmek, yaklaşan devrime hazırlanmak ve bilgiyle donanmak için harika bir süreçti. Tabii boş boş işlerle uğraşamadığınız için darlandınız evde.

Sizin özgür falan olmak istediğiniz yok. Zira insanda o cesaret nadir görülüyor bu devirde. Senin yerine her şeyi makineler yaptığı için kendini değersiz, beceriksiz hissetmen de gayet normal, kendini eksik görüp korkmanda. Korkuyu hayatında tuttuğun, yerine merakı koymadığın sürece sürünmeye ve böyle yaşamaya mecburdur insan. İş gücüne ihtiyaç kalmadığı gibi geliştirmediğin beynine de ihtiyaç yok artık. Yapay zekalar seni ve haklarını gasp etmeye geliyor. Sana yapay ışık vererek, dünyayı o korkunç ışıklarıyla aydınlatarak sana kolaylık sağladıklarını sandın, halbuki onlar evreni görmeni engellediler. Işık kirliliği yaratarak sahnede hissetmeni istediler. Düştün bu oyunlara ve evrenden, gerçeğinden, evinden uzaklaştın. Aydınlanmak için karanlığa ihtiyacın olduğunu bilemedin çünkü merak etmedin. Astronomlar, fizikçiler neden karanlık istiyor diye sormadın. Karanlıkta kalmaktan korktun, aydınlığa uzaklaştın. Müziğin frekanslarıyla oynadılar, zihnine girdiler, ses etmedin. İyi hissetmeyi kişiselleştireceğine, popülerleştirdin. Evreni dinlemedin. Onları ve verdikleri kötü frekansları dinledin. Kaybettin. Velhasıl geçen bunca zaman ve devrim içinde yaşanan gelişmelerle ekonomiye, ekolojik dengeye, doğal ve vahşi hayata, insan sağlığına, akıl sağlığına, haklara meylettiler, sana zulmettiler, sen bırak tepki vermeyi fark etmedin bile.

Saadete gelelim, sanayi devrimleri gerçekleşirken sana hep savaşmak zorunda olduğun bir mücadele ortamı hazırladılar. O sırada ise; El tezgahları ve atölyelerden fabrika sistemine geçtiler. Küçük üretimden seri üretime geçtiler. İnsan gücünü makineye aktardılar. Her alanda geliştiler. İşçi sınıfını doğurdular. Göçe zorladılar. Kentleşmeye zorladılar. Seni rahat ettirken cebinden paranı, ömründen yıllarını çaldılar. Sömürgenin dozunu artırdılar, yeni sömürge modelleri yarattılar ve teknoloji ile bunu güncellediler. Güçlendikçe güçlenmek için gözlerini geri kalmış ülkelere diktiler. İnsan üzerinden pazarlık ettiler. Hayatlarımız, emeklerimiz, zihinlerimiz üzerinden pazarlık ettiler hemde. Nasıl ki insan gücünü makineye aktardılarsa bugün de zihinleri ve bedenleri o makinalara  aktarmaya hazırlanıyorlar. Bu altı prensiple çalışacak dünya artık;

1) Karşılıklı Çalışabilirlik: Siber fiziksel sistemlerin yeteneği ile (örn. iş parçası taşıyıcıları, montaj istasyonları ve ürünleri) nesnelerin interneti ve hizmetlerin interneti üzerinden insanların ve akıllı fabrikaların birbirleriyle iletişim kurmasını içerir.

2) Sanallaştırma: Bu yapı akıllı fabrikaların sanal bir kopyasıdır. Sistem, sensör verilerinin sanal tesis ve simülasyon modelleri ile bağlanmasıyla oluşur.

3) Özerk Yönetim: Siber-Fiziksel sistemlerin akıllı fabrikalar içinde kendi kararlarını kendi verme yeteneğidir.

4) Gerçek-Zamanlı Yeteneği: Verileri toplama ve analiz etme yeteneğidir. Bu yapı anlayışın hızlıca yapılmasını sağlar.

5) Hizmet Oryantasyonu: Hizmetlerin interneti üzerinden siber-fiziksel sistemler, insanlar ve akıllı fabrika servisleri sunulmaktadır.

6) Modülerlik: Bireysel modüllerin değişen gereklilikleri için akıllı fabrikalara esnek adaptasyon sistemi sağlar.

Bir zamanlar osmanlıda sanayi devrimi ile çöküntüye uğramıştı, geliştirmemişti çünkü kendini. İnsanlar bitik haldeydi ve Mustafa Kemal’le ölümüne mücadele ettiler. Bugün osmanlıya özenen gericiler yüzünden yine bir devrimde çöküntüye uğradığımız günlerdeyiz. Size güzel şeyler söylemek isterdim ama söyleyemem. 2021 daha zor geçecek, 2024 senesine kadar size tavsiyem; umut, sevgi, mutluluk gibi kelimelerle pollyannacılık oynamayı bırakın. Çünkü sizi bu saatten sonra sadece ve sadece okumak, anlamak, günbegün geleceği keşfetmek, anbean evreni keşfetmek, kendimizi keşfetmek için çalışmak kurtaracak. Sizi ne dua, ne iyi enerjiler, ne umut, ne iyi düşünelim iyi olsunlar, ne secretler, ne kişisel gelişim kitapları ne de astrologlar kurtaracak. Sizi, sizden başkası kurtaramaz. Sürekli hareket halinde ve daha ileriye gözünüzü dikerek ilerleyin. Çünkü sen bugünleri ya da önümüzdeki yirmi seneyi düşünürken, onlar 2050 sonrasını tasarlıyor.

Gözünüzü evrene dikin ve gerçeğinizi keşfedin. Kapatın bütün ışıkları, durdurun zamanı ve bir düşünün. Çünkü bu son şansınız olabilir. Evde kalmayı iyi değerlendirin yoksa gelecekte beş para etmez verilerden öte bir şey olmayacaksınız. Değerinizi kendinizin belirlediği bir yüzyıl diliyorum herkese çünkü ben, 2024 senesine kadar yeni yıl kutlamayacağım. Sadece ve sadece çalışacağım. Çünkü beden gibi zihinde hareket ettikçe gelişiyor, güçleniyor. Her gün zihnimi geliştirip kapasitesini artıracağım. O gün geldiğinde geri sayacak ve kendimi kutlayacağım. Eğer bu sonsuz olasılıklar evreninde yapabileceklerinizi kavramak istiyorsanız, size tek bir tavsiyem var. Dönüşüme, akışa dahil olun ve akın. Asla durmayın. Su olup akın yahu. Bırakın kendinizi, önünüze koyulan engellerden, sokulduğunuz kalıplardan kurtulun.  Ekonominin savaşlarla demir boru imalat sanayiinin temellerini attıklarında, medeniyet gelmedi onların istediği kentleşme geldi. Evrenin matematiğiyle oynadılar. Unutmayın; insanlık medeniyetini, gürül gürül akan suyu o aptal borulara soktukları gün kaybetti. Bugün içecek su bırakmadılar. Suyun hafızası vardır, o yüzden her şey suya yazı yazarken her şeyi farkında olduğunuza emin olun. Ne olursa olsun tek yapmanız gereken, asla ama asla durmadan akmak ve sıkışıp kaldığınız borulardan kurtularak gerçeğinizle bütünleşmektir.

Bu yazı ve hayatımı etkileyen Bruce Lee’nin efsanevi sözleri size yeni yüzyıl hediyem oldun, hepimize iyi yüzyıllar diliyorum;

“Zihnini boşalt. Biçimsiz ol, şekilsiz ol. Tıpkı su gibi. Suyu bardağa koyduğunda bardak olur. Su akabilir, süzülebilir, damlayabilir ya da gürleyebilir. Su ol, arkadaşım, su ol”

Kaynaklar:

https://www.endustri40.com/endustri-tarihine-kisa-bir-yolculuk/

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/195233

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (2)

  • Avatar

    Cemre Ka

    Okumak evet. Ama doğru kaynağa ulaşmak sancısı.

    reply
  • Avatar

    godartt

    “Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir.”
    Artık bu devrin sonunun gelmiș olmuș olmasına çok ihtiyacımız var. Düșünerek iș yapan, anlamı olan ișler yapanlarin devri bașlasın artık. Rastgeleliğin tutmadığı devir olsun artık.
    Okudukları doğru kaynakların özeti haline gelen insanların devri olsun artık.

    reply

YORUM YAP