“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

İlklerin Fotoğrafçısı: Margaret Bourke-Whıte

Fotoğraflar, zamanın somut niteliği gibidir. Fotoğrafçılar da bu niteliği keşfedip nesillerce aktarımına sebep olan kaşifler. Tarihte yaşananları bugüne ulaştırır fotoğraflar, anın somut bir izdüşümü meydana gelir ve fotoğrafçıyla makinesi arasında sıkışıp kalan o temsil geleceğe taşınır adeta bir belge sıfatıyla. Böylece biz o anlara; görerek, elimizle dokunarak tanık olabiliriz. Bu büyüye kapılıp bu tutkunun peşinden koşarak çoğu insanın dolaylı yoldan dahi tanık olmaya cesaret edemediği olayların içinde, bilfiil arzı endam eden fotoğrafçılara büyük hayranlık duymuşumdur. Bu sebeple, tarihte devrimler yaratmış o çok saygın ruhlardan birinden söz edeceğim size. Dünyayı tümden tepetaklak edebilecek denli sarsıcı toplumsal olayların ya da belki de otoritenin koyduğu görünmez duvarların ardında, görünürlüğe kavuşabilmek için avazı çıktığı kadar bağıran gerçeği duyan, onun peşinden koşma cesaretini gösteren, bunları bir mercekten sonsuzluğa aktaran fotoğrafçılar arasından, kendisinden ilklerin fotoğrafçısı olarak söz ettiren birini anlatacağım: Margaret Bourke-White.

Margaret Bourke-White, Amerikalı bir belgesel fotoğrafçıydı. Hayatı boyunca çektiği fotoğraflarla, dünyanın değişimine ve şekillenmesine tanıklık etmemizi sağladı. Çarpıcı işleriyle pek çok ilkin altına imzasını atan Bourke; cesur, iddialı ve ilham verici bir karakterdi. 1904 yılının Ağustos ayında New York’ta doğdu. Destekleyici ve teşvik edici bir aile ortamında büyüyen Bourke için fotoğrafçılık başlarda yalnızca bir hobiydi. Öyle ki eğitim aldığı bölümün fotoğrafçılıkla ilgisi yoktu, Colombia Üniversitesi’nde bir süre herpetoloji (sürüngenleri inceleyen zooloji alt dalı) bölümünde okudu ancak bu alandaki eğitim hayatı pek uzun sürmedi. Babasının vefatının ardından okulu bıraktı, fotoğrafçılığa olan tutkusu günden güne artıyordu. Artık fotoğraf onun için bir hobi olmaktan çıkmış, tutkuyla bağlı olduğu ayrılmaz bir parçası haline gelmişti. Böylelikle tamamen fotoğrafa yoğunlaşarak fotoğrafçı Clarence Hudson’la çalışmaya başladı. Eğitim hayatına da bir yandan devam eden Bourke, 1927’de Cornell Üniversitesi’nden mezun oldu, ardından Cleveland’a taşınarak reklam fotoğrafçılığına başladı. ABD’nin ilk reklam ve endüstriyel fotoğrafçılarından biri olan Bourke-White’ın ilklerin altına imzasını atmaya bu tarihten itibaren başladığını söyleyebiliriz. 1929’da Fortune dergisinin editör kadrosuna dahil olduktan sonra profesyonel fotoğrafçılık hayatı başlamış oldu. Bir yıl sonra, dönemin şartlarında, Batılı fotoğrafçıların girmesinin kolay olmadığı Sovyetler Birliği’ne girmesine izin verilen ilk Batılı fotoğrafçı olma unvanını kazandı. Sovyetler Birliği’ne giderek Sovyet endüstrisini fotoğrafladı. Ardından 1936’da Life dergisinin ilk kadın fotoğrafçısı olarak işe başladı. Ayrıca Life’ın ilk sayısının ilk kapak fotoğrafı da onun merceğindendir.

İkinci Dünya Savaşı’nda ilk kadın savaş muhabiri olan Bourke, yüreğinde cesaret ve elinde makinesiyle birlikte Nazi Almanya’sının Sovyetler Birliği’ni işgali sırasında Moskova’daydı. Seyahati sırasında çektiği Stalin fotoğrafı, Stalin’in gülümsediği nadir fotoğraflardan biri olarak ün saldı. İşgali görüntüledikten, gözlerinde binlerce an biriktirip onları kadrajına hapsettikten sonra, İtalya’ya, Kuzey Afrika’ya ve Almanya’ya gitti. Savaşın ardından, 1945’te Buchenwald Toplama Kampı’na giren gazetecilerin arasındaydı. Margaret Bourke-White kampı fotoğraflamanın oluşturduğu hissiyat ve tutumu şöyle anlatıyordu:

“Kampta kamera kullanmak benim için büyük bir rahatlamaydı. Bu sayede kendim ve gözümün önündeki dehşet arasına ince bir engel koydum.”

Kariyerinin sonraki yıllarında Gandhi’nin Hindistan bağımsızlığı için verdiği mücadele, Güney Afrika’daki huzursuzluk ve Kore Savaşı dahil olmak üzere önemli uluslararası olayları ve hikayeleri fotoğrafladı. Margaret Bourke-White aynı zamanda “Gandhi’yi Fotoğraflayan Kadın” olarak ismini duyurdu. 30 Ocak 1948’de, Mahatma Gandhi’nin suikasta uğramasından yalnızca birkaç saat önce, kendisiyle röportaj yaptı ve Gandhi’yi çıkrık başında kitap okurken fotoğrafladı.

Büyük başarılarla dolu, ışıltılı meslek hayatı devam ederken, üzücü bir biçimde, 1953 yılında, Parkinson hastalığının semptomlarını göstermeye başladı ve bu tarihten itibaren kariyerini geri planda bırakarak hastalığıyla mücadele etti. 18 yıllık mücadelenin sonunda, 1971’de hayata veda etti. Margaret Bourke-White’ın foto muhabirliğindeki başarısının sırrı, büyük dünya olaylarının yoğunluğunu, resmi ilişkilere ve estetik kaygılara aynı anda saygı duyarak geleceğe aktarabilmesindeydi. Cesareti, vizyonu, yeteneği ve bir devrin önemli dönüm noktalarındaki imzası sayesinde Margaret Bourke-White, bugün de hayranlık uyandırmakta. Zamanın somut niteliği fotoğraf yaşadıkça bu hayranlık nesilden nesile sürecek.

YORUM YAP