“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

İmar Affının Duble Yolları

Almanya’da imar yasası 1945’ten bugüne dek, yani 75 senede sadece 2 defa değişmiş. Türkiye’de son 11 yılda 164 kez değişmiş ve 7 kez imar affı çıkmış!

Siyasetin oy toplamada en büyük vaadi oldu imar afları zaten, biz de yaşadığımız hayat kadar tanığıyız her birinin. “İmar affı” kavramı ilk başlarda bir kentsel yapılaşma sorunu olarak görülen gecekondu yapıları ve mahalleleriyle ilişkilendirilerek tartışılmaya başlandı. 1950’li yılların başında özellikle büyük kentlerin çeperlerinde görülmeye başlanan gecekondu yapıları, hızla yayılarak kentsel alanların önemli bir kısmını oluşturmaya başladı, kentsel nüfustaki payı da epey arttı. Tüm bu yasaların bir yandan gecekondulara af bir yandan da gecekondu yapımını yasaklamış olmasına karşın, gecekondu sayısında sürekli olarak artış olduğu görüldü. Cumhuriyet tarihimizde çıkan, tezatlığın dik alası olan yasaların her birini tek tek okumak isterseniz, buradan ulaşabilirsiniz.

 

Ülke ekonomisine bakınca olağanüstü bir halin devam ettiği; daha doğrusu freni patlamış bir kamyonun bayır aşağı gitmesi gibi bir halde olduğu aşikar. Ekonominin temel taşı olan inşaat sektörüne “can suyu vermek” için hatırlayın, 24 Haziran 2018 seçimlerinden önce atılan adımlardan biri “imar barışı” olmuştu. “Barış” olarak adlandırılan, ancak tam olarak hangi çevrelerle barışıldığı belli olmayan bu uygulamaya ilişkin 1948’den bugüne imar affı olarak adlandırılabilecek yasaların bir dökümünü görmek, ülkenin siyasi tarihini ve kentsel politikaların neler olduğunu anlamak için önemli bir altlık oluşturuyor.

 

İzmir depreminde de içimiz kahrolarak öğreniyoruz ki yıkılan binaların çoğu mevcut imar yönetmeliklerine uymamasına rağmen affedilmiş yapılar arasında. Akıl alır gibi değil: En ince beton sınıfından olan “C16-C18 sınıfı beton” malzemeyle,  yani şuan anca grobetonda (kaba betonda) kullanılması gereken malzemeyle yapmışlar tüm binayı.  Dayanımı yüksek C35 kullanılması gerekirdi döşeme-kiriş kolonunda halbuki. Yani ne demir kullanılması gereken demir, ne beton kullanılması gereken beton. Yazık. Enkazda ekipler denizkabuğu görüyor kolonlarda bile! Yıkılan hiçbir binada zemine uygun temel yapılmamış, zemin etüdü yapılmamış. Güçlendirme projesi gerçekleştirtiyorlar apartman sakinleri, binalarında rapor öyle olumsuz çıkınca lakin oldukça pahalı bir sistem güçlendirme projesi; ondan yalan yanlış yapılıyor işte. Baksanıza demiri bile nervürsüz düz demirmiş yıkılan binanın. Sen bunu güçlendirsen ne olur, güçlendirmesen ne olur zaten? Zemin kattaki dükkanın ferah alan sağlamak maksadıyla kolonları kestiği iddiasını yorumlayamıyorum bile. Bu artık cehalet denerek geçiştirilemez. Bu artık kötü niyettir, cinayete teşebbüstür. Yapanlar, denetleyenler, ruhsat verenler yargılanmalıdır. Afetleri önlemek için yürütüldüğü söylenen kentsel dönüşüme kaynak sağlamak için afetlere neden olacak kaçak yapıların meşrulaştırılması ise inanması güç bir çıkmaz olarak önümüzde duruyor.

Yazacak çok şey var lakin acı taze, hala enkaz altında kurtulmayı bekleyen canlar var. Ama bir şeyleri yazmak, “dur” demek de gerekiyor. Diyeceğim o ki imar affı vaadi verenle küçük hesaplarınız için işbirliği yapmayın. Müteahhitliğin de yasaklanmasını acil olarak talep edin, sistem yasaklamıyorsa siz onlardan uzak durmaya çalışın, her ne kadar yapılarını günün sonunda mimar-mühendis imzalıyor olsa da rüşvetle… Aslında liyakatsiz tüm insanlardan uzak durun yaşamak istiyorsanız.

 

Müteahhitlik ve imar affı neden yasaklanmalı sorusunun en acı cevabı İzmir’deki enkazlar. Mimarlar ve inşaat mühendisleri bina yapacak diye önce lisede sayısal alanı seçip sonrasında da 4 yıl ağır bir üniversite eğitiminden geçip üstüne de 2 yıl spesifik alanda yüksek lisans yapıyor ki yüksek katlı binaların tasarımı ve uygulaması, yine bu iki uzmanın işbirliği sayesinde inşa ediliyor. Müteahhidin işinde uzmanlarla çalışanına denk gelmediğin sürece (bu senin şansın olur) ona belli metrekare altına neden iki daire sığdırılmaz, neden yapıda bu malzeme seçmek lazım, neden bahçe yapı oranı önemli; imar nedir, deprem yönetmeliği nedir, fazla dedikleri o demirler neden standarttır, anlatamazsınız. O, yaptığı binadan ona kaç daire kalacağıyla ilgilidir.

 

Sisteme öfke yazımı özetlemek gerekirse; ülkemizin temel problemi olan hiçbir alanda bilimi önemsemeyip kaderi ön planda tutmak burada gösteriyor korkunç sonuçlarını. Bu kaderci anlayış, akıl tutulmasına yol açıyor; olasılık hesabından yoksun insanların, risk algısı “Allah korusun” cümlesinden ileri gitmiyor. Oysa sen binayı iyi yapmazsan maalesef Allah kimseyi korumuyor. İmar afları da bu iğrenç düzene çanak tutuyor. Bir yandan gecekondulara af çıkarıp bir yandan da gecekondu yapımını yasaklamış olan, bugüne kadar çıkarılmış tüm af yasaları ne kadar absürd ve ne kadar cinayetse son yıllarda vatandaşın güvenliği için kentsel dönüşüm yapıyormuş gibi gösterip sadece rant sağlayabileceği bölgelerde yapıp, bir yandan da imar affı çıkarıp standartlara uymayan yapılara izin vermek de o kadar cinayettir.

YORUM YAP