“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

İnsanlar Neden Komplo Teorisine İnanır?

Büyük ya da küçük de olsalar; dünyada gerçek komplolar var olagelmiştir. Bu alanda gerçekten olayların iç yüzünü araştıran kişiler (eski zamanlarda ülkemizde de böyle derin nitelikleri olan gazetecilerimiz vardı); daha çok tek, bağımsız olaylara odaklanırlar. Gerçeklere ve kanıtlara dayanarak ortaya birtakım gizli planları çıkartırlar. Düşünme mekanizmaları eğer hegemonik güçlerin artı yönde kazanım sağlamasına az ya da çok katkı sağlıyorsa, o zaman ortaya attıkları fikirlerin öyle ya da böyle desteklendiğini bir şekilde görürüz. Peki ya tüm yaygın kanının aksini söylüyorlarsa, olaylar arasında farklı bağlantılar kurup, farklı sonuçlar üretip, tam zıt fikirleri ortaya koyuyorlarsa, o zaman ne ile karşı karşıya kalınır? Tabii ki büyük bir engelle! Belki de akıl sağlıklarıyla dahi dalga geçilerek, saygınlıkları ve onurları ayaklar altına alınarak, ya da yaşamlarına son verilerek, sindirilmelerine yol açan bir engel mutlaka yaratılır. Söylediklerinin ve ortaya çıkarttıklarının güvenilirliğini yok edebilmek adına onlara komplo teorisyeni yaftası yapıştırılır. Çünkü genel anlayışa göre komplo teorisi demek, az sayıdaki paranoyak insanın sahip olduğu mantıksız inançlar toplamı demektir. Oysa komplo teorilerine, küçümsenemeyecek oranlarda inanılmaktadır. Hatta çoğu zaman gerçeklerin önüne geçebilmesi için dünya erklerini elinde bulunduranlarca bile bu teoriler, beyin takımlarına ürettirilmekte ve toplum mühendisliği yapılabilmektedir.

Peki bu kadar ‘garip’ bulunan ancak birçok insan tarafından da içten içe doğruluğuna inanılan komplo teorilerine neden inanırız?

İnsan beyni; küresel politika, ekonomi veya bilim hakkındaki karmaşık bilgileri bir çırpıda işleyecek kadar henüz evrimleşmedi. Bu kadar karmaşık olayları hızlıca ve de düzensiz bir algılama yöntemi ile anlayamadığımızdan, beynimizin bizi komplo teorilerine duyarlı kılan önyargılarının tuzağına düşebiliriz. İlk önyargımız olan ‘orantılılık önyargısı’, büyük olayların büyük nedenleri olduğuna dair bir inanç taşımamıza neden olur. ‘Kasıtlılık önyargımızla’ ise olayların, biri veya başka bir şey tarafından planlandığını varsayarız. Son olarak ‘onay önyargımızla’ da inançlarımızı destekleyen kanıtlar ararız. Her şeyi anlamaya çalıştığımızı düşünürken çoğu zaman işlerin nasıl yürüdüğüne dair bilgimizi abartmamız kaçınılmazdır ve bu abartmaya kaçmadan önce belki de Orta çağ filozofu Ockhamlı William’ın “Ockham’ın usturası” (Ockham’s razor) adındaki düşünme yöntemini hatırlamak faydalı olabilir. Ockham’un Usturası yönteminde; her şey eşit olduğunda, daha az önerme içeren hipotezin daha akla yatkın olacağı ifade edilir. Yani Ockham’ın usturası, basit ve anlaşılır olanın doğruya daha yakın olduğu varsayımına dayanır. Ockham, “gerekmedikçe çokluk kullanılmamalıdır” der. Ancak unutmayalım ki dünya üzerindeki yaşam gittikçe marjinalize edilen bir hal de almakta. Kâr amacı ile birçok şirketin oyun sahasına dönüştürülmekte. Bu bakımdan; mevcut bilgiyi doğrulamak ve yeni bilgiler yaratmak, fikirler oluşturmak ve bunlar arasında da bağlantılar kurmak, düşünmek paha biçilmez değer taşır. Bilginin oluşturulması ve değerlendirilmesi için, muhakeme ve sorgulama yeteneklerimizin de yardımı ile, algılarımızın ve olasılıkların farkına varabiliriz.

Komplo teorilerini tanımaya ve doğruluklarını sorgulamaya adım attığımızda, onların kaynaklarının neye dayandığını da kavramamız gerekir. Temelde, olayların veya durumların, kötü niyetli güçler tarafından perde arkasında gizlice manipüle edildiği inancına dayanan komplo teorilerinin genelde 6 ortak özelliği vardır;

1.Gizli bir komplo iddiası ortaya atma,

2.Komplonun mimarı olan bir grup belirleme,

3.Komplo teorisini destekliyor görünen “kanıt” sunma,

4. Hiçbir şeyin tesadüfen olmadığını ve zaten de tesadüflerin olmadığını ileri sürme (hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve her şey birbirine bağlıdır.),

5. Dünyayı iyi veya kötü olarak ikiye ayırma,

6. İnsanları ve grupları günah keçisi yapma.

Komplo teorileri genellikle bir olaya karşı gelişen bir “şüphe” olarak başlar. Teorisyenler; olaydan veya durumdan kimin faydalandığını sorarlar ve böylece komployu hazırlayanları tespit ederler. Bulunan kanıtlar ne olursa olsun, daha sonra teoriye uymaya zorlanır. Bir kez köklendiğinde, komplo teorileri hızla büyüyebilir. Çürütmek zordur çünkü çürütmeyi deneyen herhangi bir kişi de komplonun bir parçası olarak etiketleniverir.

Psikologlara göre çoğu insanın bu teorilere inanmasının bir nedeni, komploların bazen oldukça mantıklı kanıtlar taşımasıdır.   İnternet şu anda komplo teorileriyle dolu. Bazıları tamamen saçma gibi görünse de bazıları da zamanla aslında doğru çıktı. Yıllarca MKUltra projesi ile zihin kontrolü yaptığı iddia edilen Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın; gerçekten de MKUltra Projesi’ni uyguladığı ve bazı kimyasal uyaranlar ile ABD vatandaşları üzerinde bilgileri dışında testler denediği ortaya çıktı. Başka bir örnek ise, 1990’ların sonlarına kadar Philip Morris sigara içmenin ölümcül olabileceğini kabul etmesiydi. Oysa daha eski tarihlerde, komplo teorisyeni deniyordu sigara içmenin sağlık problemleri yarattığını savunanlara.

Araştırmacılar, insanların komplo teorilerine inanma nedenlerinin üç kategoriye ayrılabileceğini savunuyor;

1-Anlama ve kesinlik arzusu: Olayları açıklayabilmek için hepimizde olan doğal bir arzudur. Her şeyin nedenini merak ederiz. Sadece soru sormayı unuturuz bazen. Bazen de sorduğumuz sorulara hızlı bir şekilde yanıt buluruz ama doğru yanıtları değil, bizi rahatlatan veya dünya görüşümüze uyan yanıtları seçtiğimiz de çok olur.

2-Kontrol ve güvenlik arzusu: İnsanların çoğu; hayatlarının kontrolünü ellerinde tuttuklarını hissetmek ister. Komplo teorileri, inananlarına bir kontrol ve güvenlik hissi verebilir. Bu, özellikle teorinin üretildiği olay tehdit edici ise geçerlidir.

3-Olumlu bir öz-imaj sürdürme arzusu: Ayrımcılığa uğramış, dışlanmış hisseden insanların komplo teorilerine inanma olasılığının daha yüksek olduğunu birçok araştırma göstermiştir. Hepimizin olumlu bir öz imajı sürdürme arzusu vardır, bu istek genellikle hayatta oynadığımız rollerden; işlerimizden, aile ve arkadaşlarla olan ilişkilerimizden gelir. Başkalarının yaşamlarında olumlu bir fark yarattığımızı bildiğimizde, kendi hayatlarımızı değerli görür ve kendimiz hakkında iyi hissederiz.

Komplo teorileri; egonun tatminini de sağlar. İnananlar genellikle kendilerini, aldatılmış kitlelerin aksine, gerçekte neler olup bittiğini çözen seçilmiş bir grubun parçası olarak görürler.

Karşılaştığımız fikirlerin komplo teorisi mi yoksa gerçek bir komplo mu olduğunu nasıl anlayacağız?

Bu akıştayken bazı ölçütlerle teorileri teste tabi tutarak bilgi kirliliğini önleyebiliriz;

1-Yazarı/konuşmacıyı kontrol edin- bunu kim, neden yazıyor?

Kişinin konuştuğu konu hakkında hangi uzmanlıkları var?

Bilimsel ve akademik zemini sağlam mı?

Herhangi bir yapıya/kuruluşa üye mi?

2-Kaynağı kontrol edin- Güvenilir ve itibarlı mı?

Kaynağa ulaşılabiliyor mı?

Açıklıkla ayrıntı verilebiliyor mu?

3-Yazının ya da konuşmacının tonunu ve tarzını kontrol edin- Dengeli ve adil mi yoksa sansasyonel ve tek boyutlu mu?

Konuyu derinlemesine irdeliyor mu?

Objektif mi?

Cevaplardan çok daha dazla soru mu üretiyor?

Duygusal mı?

Böyle bir akıl yürütme ile okunan veya dinlenen teoriler, gerçek olup olmadıklarına yönelik fikir yürütebilmeyi kolaylaştıracaktır. O yüzden mantıklı sorularla mantıklı cevaplara varmak için araştırmak, araştırmanın yollarını aramak ve doğadan ve doğaldan yana taraf tutmak her zaman çıkarımıza olacak…

Kaynaklar;
*European Commission;  Identifying conspiracy theories

*Graham Lawton, Conspiracy Theories
*Noam Shpancer, The Psychology of Conspiracy
*Kerem Karaosmanoğlu, Komplo Teorileri/ Disiplinlerarası Bir Giriş

Yazar Şerife Günaydın Karaköse, 1980 Adana doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Özel Kamu Hukuku Yüksek Lisansı'nı bitirmekle hukuk dünyasına girdi ve avukatlık mesleğine halen devam ediyor. "Three", "The Shadow House","Happiest Hour" , "Uzaya Kaçan Küpe" ve "Keyfi Yanılsamalar" isimli kitapları hem Amazon hem de Barnes and Noble da online olarak yayımlandı(https://m.barnesandnoble.com/s/Serife+Gunaydin+Karakose). Yazarın denemelerini aktardığı www.allbyourselves.blogspot.com adlı bir blogu mevcut; aynı zamanda @mind_index instagram profilinde de sanattan bilime, felsefeden psikolojiye kadar pek çok konu hakkında da içerik üretiyor.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Dondu

    Son yıllarda o kadar çok komplo teorileri dinledik okuduk bunlara karsi neler yapacağımızı çok güzel anlatmışsın yine çok güzel bir araştırma yapmissin kalemine yüreğine sağlık

    reply

YORUM YAP